| 9.Sınıf Türk Edebiyatı - Yorum- Etkinlikler-Ölçme ve Değerlendirme |
|
|
YORUM PABLO PİCASS0(1881-1973) "Modern Sanat" tanımıyla Picasso'dan daha fazla bağdaştırılan başka bir sanatçı yoktur denilebilir. Picasso, neredeyse 75 yıllık sanat yaşamında binlerce resim, baskı, heykel ve seramik yapıt yaratmıştır. Birçoğu için Picasso 20. yüzyılın en büyük dahi sanatçısı, bazıları için ise bir şarlatandır. Fakat gerçek şudur ki Picasso, 20. yüzyıl sanatını birçok modern sanatçıdan daha fazla etkilemiş ve yönlendirmiştir. Picasso, İspanya Malaga'da bir sanat öğretmeninin çocuğu olarak doğmuştur. Bir dahi öğrenciydi. Barselona Güzei Sanatlar Okulu'nun sınavlarını 14 yaşında bir gün içinde basan ile tamamlamış ve ilk iki sınıfı atlayarak üçüncü sınıftan okula girmişti. Sanat eğitiminin büyük kısmını ispanya'da Barcelona'da tamamlayan Picasso sanatın başkenti Fransa'ya gidip dönemin ünlü ressamları ile tanışma olanağı buldu. Sanat yaşamı resimlerini yaptığı tarz ve kullandığı renklere göre dönemlere ayrılır. Bunlardan belki de en ünlüsü Fransa'da tanıştığı bazı ressamlarla başlattığı "Kübizm" akımıdır. Bu tarz resimlerde objelerin değişik yönlerden görünümleri tek tuval üzerinde yansıtılmıştır. PICASSO'NUN GUERNICA'Sl İspanyanın Bask bölgesinde önemli ve kutsal bir kasabadır Guernica. Vizcayanın eski siyasi merkezidir. Tarihte, altında Vizcaya krallarının Fueroiara saygı göstereceklerine ant içtikleri eski bir ağaç vardır. Fuero; bir şehrin veya devletin imtiyazlarını ve bağlılıklarını güvenlik altına alan eski bir İspanyol yasasıdır. Yıl 1937. İspanya'da bir ihtilalle yönetime el koyan General Franco'nun anlaştığı Alman uçakları (Condor Lejyonu) Guernica kasabasını bombaladılar. Bu henüz başlamamış olan 2.Dünya Savaşı'nın habercisiydi. Sivil halk üzerinde yapılan bu katliam şüphesiz ne ilk ne de sondu. Ancak İngilizlerin İrlandalı ve İskoçlara uyguladıkları türden bir kıyımdı şüphesiz. Pablo Picasso aynı yıl uluslar arası Paris Sanat Fuarının İspanya standı için bir duvar resmi siparişi almıştı.Picasso Guernica adını verdiği 7.80 metreye 3.50 metrelik dev bir resim çalışarak bu olayı kınadı. Amerika'da Newyork Modern Sanatlar Müzesi'nde (1992 yılında Madrid'de Öueen Sofia Center of Art Müzesi'ne taşındı) sergilenen bu resim yağlıboya olmakla birlikte siyah beyazdır. Aslında bu resim ne o olayın tasviri ne de silahsızlanma çağrısıdır. Picasso bu duvar resminin geniş çerçeves içinde bir kısım eylemleri ve sembolleri anıtsal bir düzenleme ile bir araya getirmiştir. Resmi incelediğimizde resmin siyah beyaz olmasının nedeni olarak bombardımanın gece yapılmış olması ve ani gelen ölüm görebiliriz. Resimdeki insan gözünü andıran ışık saçan ampu (bilincin gözü), aslında olayın karanlık olmadığı ve teknolojinin, medeniyyetin aydınlık gözü altında bu vahşetin işlendiğini anlatıyor. Bu bize M.Akif'in 'Medeniyyet dediğin tek dişi kalmış canavar' tasvirin çağrıştırıyor. Elinde kırık kılıcı ile yatan savaşçı kahramanca savunmanın alışılagalmiş sembolüdür Can çekişen at, aslında can çekişen insanlık ve barışın ta kendisidir. Kucağında ölmüş bebeğine ağı: yakan anne hemen hemen bütün ressamlar tarafından işlenmiş Pieta'yı yansıtır. Pieta kucağında ölmüş Isa bulunan Meryem konusudur. Yangın içinde can çekişen haykıran, ellerini açmış insanlar masum halkın acısını simgeler. Elinde gaz lambası taşıyan (özgürlük anıtını çağrıştıran) figür yarınlar için ümit vadeder. Kızgın boğa figürü bütün dünyada gelişen milliyetçilik akımlarının İspanyol uzantısıdır. Resmin içinde yer alar gazete parçaları insanlığın buna kayıtsız kalmayacağı ve bu acının bütün insanlığa mal olacağı git imgelerdir. Modern bir kilise mihrap panosu gibi üç levhalı dev bir tablo bugün resim ve sanat tarihi kitaplarının hemen hepsinde yer alarak Guernica'yı ölümsüzleştirir. RASİM SOYLU HAZIRLIK 1.ETKİNLİK Pablo Picasso bu eserini, 1937'de İspanya'nın Guernica kasabasındaki katliamı lanetlemek için yapmıştır. Tablonun ismi bu yüzden Guernicadır. Resim halen Nevvyork Modern Sanat Müzesinde sergilenmektedir. Resmin siyah beyaz renkte yapılmasının sebebi, katliamın gece yapılmış olmasıdır. Resmin üst bölümünde görülen ampul, yapılan bu katliamın hiçbir zaman gizlenemeyeceğini sembolize eder. Resmin alt bölümünde görülen elinde kırık kılıcıyla yerde yatan kahraman, saldırılara direnen bir figürdür. Resimde daha birçok sembol kullanılmıştır. Ama önemli olan, resme nasıl □aktığınız, onu nasıl yorumladığımızdır. Bu resimle ilgili ortaya çıkan ifadelerin farklı olması, sanat eserlerinin çok katmanlı anlama sahip olduğunu gösterir. İNCELEME 2.ETKİNLİK BİRİNCİ GRUP: Bu şiir Türk edebiyatının en güzel sembolik şiirlerindendir. A.Haşim, sembolleri şiire ustalıkla .edinmiştir. Haşim, şiirinde gül, kamış, gece, su, akşam gibi kelimeleri sembolik anlamlarda kullanır. Şiirin birinci biriminde, şairin dünyanın çilelerinden yorulduğunu ve bu yorgunluk ifadesini "yorgun gözümün halkalarında" ifadesiyle anlattığını söylemeliyiz. Şair, yorgundur. Onun bu yorgunluğunu destekleyen başka veriler de vardır şiirde. Şair, yaşadığı hayattan memnun değildir. Sazlıktan koparılmış bir "kamış" gibi, ağlayıp inlemektedir. İkinci birimde, akıp giden hayatın tekdüzeliğine uygun bir biçimde kuş sembolünü kullanır. Bu kuş, kurulmuş gibi hep aynı hareketi yapar. Kuşlar altın kulelerden ömrün tekrar başladığını ve devam ettiğini sürekli tekrarlar. Üçüncü ve dördüncü birimlerde, şair yaşayacağı, rahat nefes alacağı zamanı açıklar: Akşam. Akşam, her türlü çirkinliği temizleyen bir zaman dilimidir. Orada çirkinler güzel görünürler. Akşam, şair için bu sebepten önemlidir. Bu şiirden daha pek çok farklı anlam çıkarılabilir. Bunun en önemli sebebi, şiirin sembollerle yazılmış olmasıdır, çok okur sembolleri kendine göre yorumlayabilecektir. Kelimeler: Fecr: Tan yerinin ağarmasıdır. Nümâyân: Görünen. Nâlân: inleyen. İKİNCİ GRUP: Bu metin, bilgi vermek amacıyla yazılmıştır. Bu sebepten metnin vermek istediği bir mesaj vardır. Metinden birden fazla anlam da çıkaramayız. Çünkü metinde imge, söz sanatları, yan anlama gelebilecek kelimeler yoktur. Bu iki metni incelediğimizde, birinci metnin daha çok anlamının olabileceğini söylemeliyiz. İkinci metin, okurun sezgilerine, izlenimlerine, tasarımlarına hitap ermektedir. 3.ETKİNLİK Yukarıdaki dizelerden herkes farklı anlamlar çıkaracaktır. Bu yorum farklılığının temel sebebi, şiirin günlük dilin gerçekliğinden sıyrılarak imgesel bir gerçekliğe geçmiş olmasıdır, imgeleri herkese "3'klı değerlendirecektir. 1. Bir Günün Sonunda Arzu şiiri dört birimden oluşmuştur. Birimlerde işlenen konuları ikinci etkinlikte cevaplamıştık. Bu konular, hüzün ve yalnızlık teması etrafında toplanmıştır. 2. Şiirde gül ile fecr (fecir: şafak) arasında renklerle ilgili bir ilişki vardır. Gül, kırmızı renktedir. Şairin en çok sevdiği vakit olan akşamın bitişi sırasında gökyüzünde oluşan kızılllık, şiirde güle benzetilir. Gül, şair için güzelliğin sembolüdür aynı zamanda. 3. "Akşam, yine akşam, yine akşam,/Bir sırma kemerdir suya baksam," ve "Akşam, yine akşam, yine akşam./Göllerde bu dem bir kamış olsam!" dizeleri şiiri okuyan insanın kültürüne, anlayışına, zevkine ve ruh haline göre yeni anlamlar kazanabilir. 4. Bir eleştirmen "sonsuz iri güller" ifadesini, "ebedî hayat" olarak yorumlayabilir. Ama eleştirmeninin bu yorumu hangi sebeplerle yaptığını, şiirde neden yeni ve farklı anlamlar bulduğunu açıklamak zorundadır. Bir insan, ben böyle anladım, oldu bitti diyemez. Hele bir edebiyat eleştirmeni böyle bir şey asla söyleyemez. Yorum yapan kişi, yaptığı yorumla ilgili görüş ve düşüncelerini açıkça anlatmalıdır. 5. Bir Günün Sonunda Arzu şiiri kişiden kişiye değişebilecek çok anlama sahip bir şiirdir. Yorumlarınızı yaparken bu veriden yola çıkınız. ANLAMA - YORUMLAMA 1. Bir şiirin çeşitli zamanlarda, farklı kişilerce değişik yorumlanabilmesinin sebepleri: . İçinde bulunulan psikolojik, siyasi, sosyal,kültürel, ekonomik ortam, ■ Şiirde imgelerin kullanılmış olması, ■ Şiirle ilgili yeni verilerin ortaya çıkmış olması, ■ Şiir metninin farklı anlamlar sezdirecek şekilde kurulmuş olması vb. 2. ■ Şiirdeki kelimeleri, tamlamaları, sözleri iyice kavramalıyız. ■ Metni yorumlamak amacıyla özümsemeliyiz. ■ Metindeki imgelerin şiirdeki karşılığını iyi tespit etmeliyiz. ■ Şiirin yapısı ve temasını doğru belirlemeyiz. ■ Metni farklı zaman ve zeminde tekrar okumalı, ilk okuduğumuzdan farklı olan yönleri bulmalıyız. . Metnin yazıldığı dönemin siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik şartlarını da değerlendirmemize katmalıyız. 3. Şair, yağmurun nasıl yağdığını şiirde göstermek istemiştir diyebiliriz. Şiirin dizelerindeki iç ahenk, bazı kelimelerin yağmurun yağışı gibi ritmik tekrarı, şiiri başarılı kılmaktadır. ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME 1. Aynı şiir, farklı okuyucular tarafından farklı yorumlanamaz. (Y) Aynı şiir, okuyucunun durumuna göre farklı zamanlarda farklı şekilde yorumlanabilir. (D) 2. Şiirde her birim ayrı bir anlam ifade eder; ancak bütün birimler tema etrafında toplanır. 3. Şiir metinlerinin çok anlamlı vardır. Şiirde açıkça anlatılanların yanı sıra üstü kapalı söylenenler de vardır. Şiirde kavramlar temel anlamlarının dışında da kullanılır. Şiire egemen olan ana duyguya tema denir. Şiirler bir düşünceyi benimsetmek için yazılmazlar. Şiir belli bir duyguyu hissettirmek için yazılırlar. Doğru cevap:E 4. Şiirle ilgili" iklim şartları kültürü belirleyen etkenlerden biridir.""Şiir, Eskimo çocuklarının ağzından yazılmıştır." Soğukluk olgusunu tam olarak tanımak onun zıddını tanımakla mümkündür." "Şiirde Eskimo hayatını yansıtan ifadelere yer verilmiştir." Yargılarına ulaşabiliriz."Şair, Kuzey Kutbu'nda doğup büyümüştür." ifadesini şiirden çıkaramayız. Doğru cevap:C 5. Yukarıdaki dizelerde açıkça ifade edilmeyen ama şiirin tamamından çıkarabileceğiniz yorumlar şunlardır:
1.ETKİNLİK ABDÜLHAK HAM İT TARHAN ( 05.02.1851)- (12.04.1937) Tanzimat döneminde batı tesirlerini Türk şiirine sokan şair, tiyatro yazarı ve diplomat. 5 Şubat '851'de İstanbul'da doğdu. Babası, dedesi ve soyu ilim aleminde isim yapmış şahsiyetlerdi. Dedesi Abdülhak Molla, ikinci Mahmud ile Abdülmecid Hanın hekimliğini yapmış, şiir ve tarihle uğraşmıştı. Babası Hayrullah Efendi ise, meşhur bir tarihçi ve diplomattı. Abdülhak Ham id ilk tahsiline Evliya Hoca, Behaeddin ve Hoca Tahsin Efendi gibi özel hocaların huzurunda başladı. Özellikle Hoca Tahsin Efendinin Abdülhak Hamid üzerindeki etkisi büyüktür Daha sonra Bebek Köşk Kapısındaki mahalle mektebi ile Rumelihisar Rüşdiyesine kısa süre devam etti. Ailesi tarafından Paris'te eğitim yapması uygun görülünce ağabeyi Nasuhi Bey ile 1863 Ağustosunda 3ahs'e gitti. Orada özel bir koleje başladı. Kısa zamanda Fransızcasını ilerletti. 1,5 sene tahsilden sonra, yanlarına gelen babası ile İstanbul'a döndü, İstanbul’da Fransız mektebine başladı ve Fransızcasını ilerletmek için Babıali'de tercüme odasına girdi. On dört yaşlarındayken, Tahran büyükelçiliğine tayin edilen babasıyla birlikte İran'a gitti ve 1,5 sene özel olarak Farsça dersleri aldı. Sabasının 1867'de vefatı üzerine İstanbul’a döndü. İstanbul'a döndükten sonra, önce Maliye mektubi, daha sonra sadaret kaleminde vazife yapan Abdülhak Hamid, buralarda Ebüzziya Tevfik ve Recaizade Mahmud Ekrem'le tanıştı. Sami Paşa'dan Hafız Divanı'nı okudu. Bu arada Tahran hatıralarını anlatan Macerayı Aşk adlı ilk eserini yazdı ve meşhur Makber mersiyesini yazmasına sebeb olan Fatma Hanımla evlendi. 1876 senesinde hariciye "esleğini seçen Abdülhak Hamid Paris Sefareti ikinci katibliğine tayin edildi ve iki buçuk sene vazife yaptı. Bu arada Fransız edebiyatını yakından tanıma fırsatını buldu. Paris dönüşü bir süre açıkta kalan Abdülhak Hamid, 1881'de Poti, 1882'de Golos, bir sene sonra da Bombay başşehbenderliklerine tayin t: di. Bombay'da üç sene kaldı. Eşi Fatma Hanımın rahatsızlığının artması üzerine, İstanbul’a rsnmek için yola çıktı ise de, Fatma Hanım Beyrut'ta vefat etti. Abdülhak Hamid Bombay dönüşünde Londra elçiliği başkâtipliğine tayin edildi. Fakat Zeynep s -ili manzum piyesi yüzünden vazifeden alındı. Bir süre boşta gezdikten sonra edebiyatla .Şaşmayacağına söz vermesi üzerine, tekrar Londra'daki eski görevine gönderildi. Bu gidişinde İngiliz olan Nelly Hanım ile evlendi. 1895 senesinde Lahey büyükelçiliğine iki sene sonra tekrar Londra elçiliği müsteşarlığına tayin edildi. Hanımının rahatsızlanması üzerine, 1900'de İstanbul'a dönen Abdülhak Hamid, 1906'ya kadar İstanbul’da kaldı. 1906'da Brüksel büyükelçiliğine tayin edildi. 1911 'de hanımı Nelly'nin ölümü üzerine Belçikalı Lüsyen Hanım ile evlendi. Balkan savaşları sırasında kabine tarafından azledilince İstanbul’a döndü. Maarif nezareti teklif edildi ise de kabul etmedi. Bir süre açıkta kaldıktan sonra ayan üyeliğinde bulundu. Mütareke yıllarında Viyana'ya gitti. Burada sıkıntılı günler geçirdi. Cumhuriyetin ilanından sonra anavatana döndü. 1928 senesinde İstanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar mebus olarak kaldı. Kendisine vatana üstün hizmet fonundan maaş bağlandı. Ayrıca belediye de, dayalı döşeli bir apartman dairesi verdi. 12 Nisan 1937'de İstanbul’da öldü. Mezarı Zincirlikuyu'dadır. Abdülhak Hamid, Tanzimat sonrası bütün edebi ve siyasi devirleri yaşamış bir şairdir. Tanzimatı, meşrutiyetleri ve cumhuriyeti görmüştür. Bu devirlerdeki Tanzimat, Servet-i Fünun, Edebiyat-ı Cedide, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet devri edebiyatlarını yakından tanıdı. Ayrıca uzun seneler doğuda ve batıda diplomat olarak bulunması her iki edebiyatı tanımasına sebep oldu. Bu sebeple Türk şiirine batıdan yeni konular, serbest düşünce ve şekiller getirdi. İlk başlarda Tanzimat ekolünün tesirinde kalmış sonra batıyı tanıyınca, klasik edebiyattan ayrılarak batı tekniği ile eser vermiştir. Edebiyatımızın yeni bir çehre kazanmasında Recaizade Ekrem daha çok teorik yönünü işlerken, Hamid yazdıklarıyla bunu uygulamıştır. Eserlerinde batı edebiyatından bilhassa Shakespeare ve Victor Hugo'nun tesirleri açıkça görülür. Şiirlerindeki başlıca konu romantik ve felsefi düşünceler, ölüm duyguları ve insan kaderi hakkındadır. Şiirlerinde pek çok yabancı kelime vardır. Batı yazarlarından etkilenerek yazdığı dramalar Türk tiyatrosuna felsefi düşünceyi sokmuştur. Kendisine son zamanlarda Şair-i azam (en büyük şair) unvanı verilmiştir. ESERLERİ: Abdülhak Hamid'in eserleri iki grupta toplanmaktadır: ŞİİRLERİ: Makber, Ölü (1885), Kahpe (1885), Balâ'dan Bir Ses (1911), Validem (1913), Yadigar-ı Harb (1913), ilham-ı Vatan (1918), Tayflar Geçidi (1919), Garam (1919), Yabancı Dostlar (1924). Tiyatroları: Hamid'in tiyatroları mensur ve manzum olmak üzere iki kısımdır. Mensur tiyatroları: Macera-ı Aşk (1873), Sabrü Sebat (1875), içli Kız (1875), Duhter-i Hindu (1876), Tarık yahut Endülüs'ün Fethi (1879), İbn-i Musa (1880), Finten (1898). Manzum tiyatroları: Nesteren (1878), Tezer (1880), Eşber (1880), Sardanapal (1908), Liberte (1913). 2.ETKİNLİK ASAF HALET ÇELEBİ 29 Aralık 1907'de İstanbul'da doğdu. 15 Ekim 1958'de yine İstanbul’da öldü. Dahiliye Nezareti memurlarından Mehmet Sait Halet Bey'in oğlu. Galatasaray Lisesi'nde 8 yıl eğitim gördü. Kısa bir süre Sanayi-i Nefise Mektebi'nde öğrenim gördü. Adliye Meslek Mektebi'nden mezun oldu. Üsküdar Adliyesi Ceza Mahkemesi zabıt katipliği yaptı. Osmanlı Bankası, Devlet Deniz Yolları İşletmesi'nde çalıştı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü kitaplığında görevliyken yaşamını yitirdi. Gençlik yıllarında divan edebiyatından etkilendi. Gazeller ve rubailer yazdı. 1937'den sonra serbest ölçü kullanmaya ve Batı şiirinin tekniklerine yönelmeye başladı. Şiirlerinde dinlerden, ideolojilerden, toplumsal olaylardan çok Anadolu-iran-Hindistan çizgisi üzerinde uzanan bir yaşamın görünümlerini sesler aracılığıyla dile getirdi. ESERLERİ ŞİİR: He (1942) Lâmelif (1945) Om Mani Padme Hum (1953, ölümünden sonra 1983) ARAŞTIRMA: Mevlâna (1940) Molla Cami (1940) Eşrefoğlu Divanı (1944) Naima (monografi, 1953) Ömer Hayyam (1954) Divan Şiirinde İstanbul (antoloji, 1953) Çeşitli dergilerde yayınlanan düz yazılarıyla, Hint edebiyatı üzerine makalelerini de Semih Güngör, Asaf Halet Çelebi incelemesiyle birlikte yayınladı. CAHİT SITKI TARANCl Cahit Sıtkı Tarancı şiirinde bireysellikteki evrenselliği yakalayabilmiş olmasıyla, şiiri yararcı mecrasına çekmeden, devinim, ses, biçim birlikteliğiyle yoğurarak kitlelere ulaştırmayı başarabildi. Bu politize olmamış dünyasal bir şiirdi. Cahit Sıtkı Tarancı, zaman, Türkçe, şiir, ölüm dolayımından ilerleyerek, üzerinde "divan şairi kokusuyla hece ve garip akımı ekseninde seyreder. O, "Türkçe ağzımda anamın sütü gibidir. Suda sabun gibi eriyor zaman. Ölüm bir at olmuş, kişner kapımda" ve "Şiir sözcüktür" dedi. Fakat sözcük nedir? Gene kendi deyişiyle "Dost, kadeh, sevgili, özlem, düş, anlam gölgesi, arada rengi olan, insanoğlundan haber veren bir derinliktir" . Asıl önemlisi, doğayı, tüm yaşamı emerek usa indirir, gönle düşürür. Hele de söz, sanatlarla şerbetlendirilirse, dünyanın en varsıl açılımını ortaya çıkartarak cevher olur, yüreğe akar gider. İlkokulu Diyarbakır'da bitirdikten sonra, Galatasaray Lisesi'nde okumaya başlaması, çok bilgili, görgülü, irfan sahibi laik öğretmenler elinde yetişmesi bir şanstır, "Fransızcayı öğrendiğinden Baudelaire, Rimbaud, Mallarme 'yi tanıdı, çözümledi. Mülkiye öğrenimini Türkiye ve Paris'te yaptı. 1946'da CHP Şiir Ödülü'nde birincilik aldı. Dağlarca ve A. ilhan, ilk üçe giren diğer şairlerdi. İçe dönük bir Şair Masmavi gölgeler bile ses vermiyordu çığlığına. Kendini Haşim gibi çirkin bulması, kız arkadaş edinememesi, yalnızlığını katlıyordu. Kırılgan, ürpertili ve tedirgin oluşu, doğal ki, şiirini derinleştiriyordu. Bu yöne, tarih açısından bakıldığında, yaratı ve donatmak sanatının, yansıtma yoluyla yaşamın boşluklarını giderme konusunda, sanatın özüyle işlevine ters düşmeyen, birbirini tümleyen bir dolayım susturmak istediği görülebilir. Fakat, Tarancı şiirlerinde, olanı, sorularıyla tırtıklarken, olabilir olan şeyi ;ek de görüp söylememiştir. Çağa özgü az güvenilirliği, bozulmayı içerikle beslerken, doğuş koşullarını, temel kavramlar üzerinden sanat gerçeğinin yansısıyla duymuş olması gerekirken; aynalarda kendini daha çok görmek istememesi uğruna, bu korkuyla olsa gerek, öznelliğin iç dünyasından gene bu ikircikliğiyle vazgeçmektedir. Tarancı, esrarlı yollara kolayca sapmaz gözükse :e, sürekli içe gider. Şiir içte gezdirilen bir aynadır da ona göre. Ölüm korkusu Turgut Uyar'a bakarsak, o hiçbir şeye, hiçbir şey katmamış, salt olanı vermiş, gelip geçmiş bir yaşamdır diyor. Yaşam zaman zaman insanla dalga geçer. Buysa kişiyi çok üzer. Bir yanı düşten güzel bu yaşamın, bir yanı da biçim ve içerik yetingenliği ve yetkinliğinin kanıtıdır. Sürer gider. Gizli, açık, kapalı havasının insanlarını yansıttı. Şiirinde bireysellikteki evrenselliği yakalayabilmiş olmasıyla, şiiri yararcı mecrasına çekmeden, devinim, ses, biçim birlikteliğiyle yoğurarak kitlelere ulaştırmayı başarabildi. Bu politize olmamış dünyasal bir şiirdi. Söyleminde stepe denk gelen, sarkan •soları var mıydı, ölüm korkusunun? ESERLERİ ŞİİR: Ömrümde Sükût (1933, 1968) Otuz Beş Yaş (1946, 1982) Düşten Güzel (1952, 1969) Sonrası (Ölümünden sonra 1957, 1962) MEKTUP: Ziya'ya Mektuplar (Ölümünden sonra 1957. Ziya Osman Saba'ya mektupları) ÖYKÜ: Cahit Sıtkı'nın Hikâyeciliği ve Hikâyeleri (Ölümünden sonra Selahattin Ömerli derledi, 1976) Bütün Şiirleri (Asım Bezirci derledi, 1983) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| www.ogretmenevi.net |
| www.testler.org |