Skip to content
޵ an: Ana Sayfa arrow Edebiyat arrow 9.Sınıf Türk Edebiyatı -Şiir ve Gelenek-Etkinlikler-Ölçme ve Değerlendirme
9.Sınıf Türk Edebiyatı -Şiir ve Gelenek-Etkinlikler-Ölçme ve Değerlendirme Yazdır

GELENEK NEDİR?

 

Gelenek, bir toplumda çok eskilerden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa aktarılan, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlardır. Gelenek, obaca üç bağlamda ele alınabilir. İlki geçmiş yaşam biçimlerinin içinde yaşanılan ana taşıdıkları maddî ve manevî değerler bütünüdür, ikincisi ise geleneğin özünü teşkil ettiği ifade edilen kutsalla olan ilgiden dolayı geleneğin zengin ve kutsi değerler ihtiva eden köklü yanıdır. Üçüncüsü ise, geleneğin kendinden her türlü istifadeye açık olan anlamlar rezervi yönüdür. Sanat ve edebiyata da bu yön etki etmektedir.

Gelenek, yazılı metin hâline getirilmiş, etkileyici eserlerin intikaliyle ilgilidir. Geleneğin gelenek hâline nasıl geldiği konusu üzerinde pek çok tartışma yapılmıştır. Sosyal bilimcilerin bu tartışma sonucunda geleneğin gelenek hâlini alabilmesi için en az üç kuşağın geçmesi gerektiğini söyledikleri silinmektedir. Bu kuşakların yaşadıkları sürenin uzunluğu ve kısalığı konumuzla direkt alakalı değildir. İnsanlar, birikimlerini, hayatlarında değer verdikleri, kendileri için önemli unsurları gelecek kuşaklara aktarmak istemişlerdir sürekli, insan topluluklarının böyle bir yol izlemesi doğal olarak bazı unsurların insan için anlamının farklı olması sonucunu doğurmuştur. İşte gelenek de böyle bir birikmenin, anlamlı bir yığılmanın sonucudur. Geleneğe sadece bu özelliği dolayısıyla "şimdideki geçmiş"tir diyebiliriz. Şimdiyi yaşayan insanoğlu, şimdinin içine bakarak geçmişi, geçmişten belli unsurların yardımıyla birikerek geleceğe ulaşan anlam bölümlerini görebilir.

 

Geleneğin klasik tanımında da belirtildiği gibi "insan eylemlerinin düşünce ve muhayyile aracılığıyla yaratılmış olan ve bir kuşaktan diğerine intikâl eden şey"lerin bütünüdür. Edebiyat alanında da doğal olarak birikmenin olduğunu söylemeliyiz. Metinlerin geçmiş metinlerle karşılıklı alış verişe tabi tutulduğu günümüz edebiyatlarında bile gelenek, metnin biriken anlam deposu olarak görülmektedir. Bu anlam deposunu örtük veya açık kullanan şair ve yazarların, geçmişe atıflar yaparak eserlerini ördüklerini söylemeliyiz. Özellikle gelenekle en sıkı fıkı olabilen şair, geleneğe kendince yaslanarak eserini kurabilmektedir.

 

Geleneğin tahrifi, bireyselliğin çiçeklenmesine yol açmıştır. Bireyselliğin ortaya çıkmasıyla birlikte, kolektif bir şuuraltı olan geleneğin gözden düşmesine, gelecek kuşaklara daha az coşkuyla aktarılmasına neden olmaktadır. Gelenekle irtibatını koparmaya çalışan modern insanın ilgisinin histerik bir biçimde "şimdi"yle ilgili olması da geleneğin dağılmayı engelleyici yönünü yavaş yavaş yitirdiğini işaretlemektedir. Köksüzlüğün büyük bir erdem kabul edildiği, yeniliğin baş döndüren bütün yönlerini değerli kabul edenlerin edebiyatla olan ilgileri de sınırlı kaçaktır.

 

Edebî eserler de "geçmiş"le bir şekilde irtibat kurmak zorundadır. Yönünü geleceğe doğru çizmiş bir edebiyatın geçmişten neler alabileceği şaşırtıcı bir konudur. Geçmiş, donuk, saf, temiz bir durumda yer almaz. Geçmişle ilişkiye geçen bir şair, onda kendine has bir araştırma alanı açar. Bu alandan kalkarak da eserinde geleneği temsil ettiğini inandığı olaylara, sözlere telmihte bulunur.

 

HAZIRLIK

 

1. Gelenek, bir toplumda çok eskilerden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa aktarılan, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlardır. Gelenek, kabaca üç bağlamda ele alınabilir. İlki geçmiş yaşam biçimlerinin içinde yaşanılan ana taşıdıkları maddî ve manevî değerler bütünüdür. İkincisi ise geleneğin özünü teşkil ettiği ifade edilen kutsalla olan ilgiden dolayı geleneğin zengin ve kutsi değerler ihtiva eden köklü yanıdır. Üçüncüsü ise, geleneğin kendinden her türlü istifadeye açık olan anlamlar rezervi yönüdür. Sanat ve edebiyata da bu yön etki etmektedir.

2. Tarih boyunca halı ve kilim motiflerinde gelişme ve değişmeler görülmektedir. Usta -çırak ilişkisine göre öğrenilen bu zanaatta bazı temel motifler kullanılır. Zaman içinde bu motifler değişikliğe uğrayarak farklı şekiller almışlardır. Bu durum, halı ve kilim dokumada da geleneğin etkili olduğunu gösterir. Bazı motifler temelde çok fazla değişmeden yüzyıllarca önceden günümüze gelebilmiştir.

 

İNCELEME

ETKİNLİK

 

BİRİNCİ GRUP: Şiir ölçüsü, yani ritmi, 11'li hece ölçüsüdür. Şiirin teması, "aşk"tır.

Şiirin kafiye düzeni: "abab-cccb-dddb-eeeb" şeklindedir. Şiiri ahenk unsurları redif, kafiye, asonans ve aliterasyondur.

İKİNCİ GRUP:

Şiirin ölçüsü, yani ritmi, 11'li hece ölçsüsüdür. Şiirin teması "baharın gelişi"dir.

Şiirin kafiyele düzeni: "abab-cccb-dddb-eeeb" şeklindedir. Şiiri ahenk unsurları redif, kafiye, asonans ve aliterasyondur.

 

SONUÇLAR:

• İki şiir, benzer bir gelenekten gelmektedir. (Halk şiiri geleneği)

• Şiirin bazı benzetmelerinde ortaklıklar görülmektedir, (gül-bülbül)

• Aynı kafiye düzenine ve nazım birimine sahiptirler, (dörtlük)

   Şiirlerin teması, ahenk unsurları, ölçüleri aynıdır.

 

1. Dörtlükleri incelediğimizde aşığın "bülbül'le, sevilenin "gül"le temsil edildiğini söyleyebiliriz. Bülbül, bu şiir geleneğine göre güle aşıktır. Onun güzelliklerini gece gündüz şakıyarak anlatır. Bülbül'ün gagasını gülün yapraklarına sokması bu gelenekte, aşığın sevdiğinin kulağına bir şeyler fısıldaması gibi düşünülmüştür. Bülbül, bu sebepten seven, ayrılık acısıyla acı acı şakıyan bir insana benzetilir. Gül ise, güzelliği sebebiyle sevgiliye, dikenlerinin varlığıyla da onu ele geçirmenin zorluğuna işaret eder. Bu dörtlükte geçen "bülbül bilir gülün halinden/Yeter, deli oldum yarin elinden" ve "Âşıklara gurbet, bülbüle firkat/ Derdimi sorarsan dürülü kat kat" ifadeleri aşk acısını aynı yönde anlatmaktadır. Bu tespitlerden hareketle, bu şiirin aynı şiir geleneğinden geldiğini net bir biçimde söyleyebiliriz.

 

2. Karacaoğlan 17. yüzyılda yaşamış bir şairdir. Şiirlerinde bu dönemin hayatı, güzellik ve aşk anlayışları bulunur. Âşık Veysel ise 20.yüzyılda yaşamıştır. O da Karacaoğlan'ın içinde bulunduğu halk şiiri geleneğine uygun şiirler yazmıştır. İki şairin şiirleri biçim ve içerik yönünden birbirlerinin devamı gibidir. Bu verilerden şöyle bir sonuç çıkarırız: Şiir geleneğinin daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluştuğunu ve geleneği oluşturan ve devam ettiren şairler arasında biçim ve içerik açısından yakın benzerlikler olduğunu söyleyebiliriz. Kısaca söylersek, şiir geleneği, daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşur. Sonra gelen şair, isterse aynı şiir geleneğini sürdürür.

 

3. "Dalgalanır coşar ürüzgârından", "Aşk ehli dayanır ataşa kora", "Yüce dağlar gurur duyar karından" dizeleriyle "Aşıkların del'olduğu zamandır.", "Aşıp aşıp gelir yayla belinden", "Ulu dağlar yol olduğu zamandır." dizelerinde, şairlerin yaşadıkları coğrafyadaki sosyal ve kültürel ortamın şiire kazandırdığı farklı söyleyiş ve özellikleri görmekteyiz. Şiirlerdeki "ürüzgâr (rüzgar), ataş (ateş), del'olduğu (deli olmak)..." gibi ifadeler şairlerin yaşadıkları ortamla ilgili olan söyleyiş özellikleridir.

 

4. HALK ŞİİRİ GELENEĞİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

■ Kullanılan dil halkın kullandığı, konuştuğu dildir.

■ Halk deyimlerine ve güzel halk söyleyişlerine yer verilir.

■ Şair şiirlerini saz eşliğinde, belli bir ezgi ile söyler.

■ Nazım birimi dörtlüktür.

■ Hece ölçüsü kullanılmıştır, (genellikle 7'li,8'li ve 11 'li).

■ Yarım kafiye kullanılır. Rediften de yararlanılmıştır.

■ Tabiatla ilgili benzetmelerden faydalanılır.

(Boy serviye, yüz aya, kaş kaleme, diş inciye, yanak güle)

■ Aşk.tabiat, ayrılık,hasret.ölüm,yiğitlik,toplum,din,zamandan şikayet sık sık işlenen konulardır.

■ Şair son dörtlükte adını söyler.

 

ANLAMA VE YORUMLAMA

 

1. MODERN ŞİİRLER:

AĞIT

■ Serbest ölçüyle yazılmıştır.

■ Kafiye vardır. ("-ımız"lar)

■ Sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır.

■ Şiirin teması, "dünyada çalışıp çabalayan bireyin sıkıntısıdır.

• İmge vardır.

 

FOTOĞRAF

■ Serbest ölçüyle yazılmıştır.

■ Redif vardır, (hüzünlü, güzel)

■ Sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır.

■ Şiirin teması, "durakta bekleyen insanların ruh halleri"dir.

■ İmge vardır.

 

SON YERİNE

■ Serbest ölçüyle yazılmıştır.

■ Redif vardır, ("-mek iyi"ler vb)

■ Sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır.

■ Şiirin teması, "iyilik"tir.

■ imge vardır.

 

ŞİİR GELENEĞİNİN ÖZELLİKLERİ

■ Serbest ölçü kullanılır.

■ Kafiye ve redif çok sık olmamakla birlikte kullanılır.

■ Söz sanatlarına çok fazla yer verilir.

■ Sade ve anlaşılır bir dil kullanılır.

■ Şiirlerin temaları çok farklıdır.

■ Şairler kendilerine has imgeler oluştururlar.

■ Konularda bireysellik ön plandadır.

■ Toplumsal konular da şiirlerde işlenir.

■ Şairler, kendi benlerini şiirlerine yansıtırlar.

■ Şiirin biçimsel kalıpları yoktur. Kimi şair dize, kimi beyit, kimi de dörtlüğü kullanabilir.

 

DİVAN ŞİİRİ

 

BEYİTLERİN İNCELENMESİ

■ Arapça ve Farsça kelimeler yoğun bir biçimde kullanılmıştır.

■ Dil, günümüze göre ağırdır.

■ Aruz ölçüsü kullanılır.

■ Aşk, sevgili, bülbül, gül motifleri kullanılır.

• Tema, gerçek ve tasavvufi anlamda aşktır.

■ Söz sanatları çok fazladır.

 

ŞİİR GELENEĞİNİN ÖZELLİKLERİ

■ Aruz ölçüsü kullanılır.

■ Nazım birimi beyittir.

■ Süslü ve sanatlı bir dil kullanılır.

■ Biçimsel kalıplar vardır.

■ Konuları genellikle aşk, şarap, güzellik ve Allah sevgisidir.

■ Sosyal konular çok fazla işlenmez.

 

2. Attilâ ilhan'ın dizeleri anlam bakımından Nedim'in beytiyle örtüşmektedir. Nedim'in beytin günümüz Türkçesine şöyle çevrilebilir:"Nedim, senin anlattığın sevgili bu şehirde yok! Sana (galiba) peri gibi birisinin hayali görünmüş." Attilâ İlhan'ın dizelerinde de tıpkı Nedim'in sevdiği ama kavuşamadığı, hayali bir sevgili vardır. İki şiir farklı geleneklere sahiptirler. Geleneği, bir nehir gibi düşünürsek, Divan şiiri ve modern şiirin Türk şiiri geleneğinin bu geleneğin içinde yer aldıklarını söyleyebiliriz. Attila İlhan, Divan şiiri geleneğinden faydalanarak modern bir şiir yazmıştır.

 

3. Bir dilin yapısı ve söyleyiş özellikleri o dildeki farklı şiir geleneklerine göre değişiklik gösterir. Bir şair, yaşadığı çağın ve ortamın özelliklerini kullanır. Dilin yapısında ve söyleyiş özelliklerinde görülen değişiklikler, farklı şiir geleneklerinin varlığının ispatıdır. Türk şiirinde belli başlı şu gelenekler vardır: halk şiiri, Divan şiiri, modem şiir, saf şiir vb.

 

 

ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME

 

1. Şairler kendilerinden önce şiir yazan şairlerden ve şiir geleneğinden az ya da çok etkilenirler. (D)

Her dilin kendine göre bir şiir geleneği vardır. (Y)

2. Şiir, "Divan şiiri geleneğine" bağlıdır. Doğru cevap:C

3. Yukarıdaki şiir şekil özellikleri yönünden halk şiiri geleneğine bağlanır.

4.

■ iki şairin adları, dörtlükte yer almaktadır.

■ Şiir birimleri dörtlüktür.

■ Kafiye düzenleri "aaab" şeklindedir. • Halk şiiri geleneğinden gelirler.

■ Aşk temasına sahiptirler.

■ 11 'li hece ölçüsü kullanılmıştır.

 
< Önceki   Sonraki >


Site Tasarımı
www.isyeriweb.com