Skip to content
޵ an: Ana Sayfa arrow Edebiyat arrow 10.Sınıf Dil ve Anlatım - Anlatımda Anlatıcının Tavrı
10.Sınıf Dil ve Anlatım - Anlatımda Anlatıcının Tavrı Yazdır

ANLATIMDA ANLATICININ TAVRI

 

hazırlık

1. "-di'li geçmiş zaman" eki fiillerin yapılışına tanık olunduğu anlamı verir. Fiil geçmiş bir zamanda gerçekleşir, bu geçmiş zaman belirlidir, kesindir. Öğrenilen geçmiş zaman eki "-miş" fiilin başkasından duyulduğunu ifade eder.

2. Edebiyatın ele aldığı konular geçmişten günümüze kadar pek fazla değişikliğe uğramamıştır. İnsan ne yaşarsa onu anlatır, yaşanan temel olayların değişmemesi edebiyat eserlerinde konuların değişmemesini beraberinde getirmiştir. Fakat eserler incelendiğinde aynı konuda yazılmış eserlerin birbirinden çok farklı özellikler gösterdiği görülür. Bunun sebepleri; metin türlerinin faklılığı, yazar ve şairlerin farklı edebiyat anlayışları benimsemeleri, bilgi birikimlerinin, ilgi alanlarının, kişisel özellikleri­nin, yetişme tarzlarının, inançlarının, geleneklerinin vb. pek çok şeyin farklı olmasıdır.

3. Yağmur bir şoför için trafik sıkışıklığını ve kaza riskini, bir sokak çocuğu için zaten zor olan ya­şam şartlarının daha da zorlaşmasını, bir çiftçi için ürünlerinin verimli olmasını, bir şair için de hayalle­rini tetikleyen bir ilham kaynağı anlamı taşıyabilir.

1. EtKİNLIİK

iyi, doğru, güzel gibi kavramlar göreceli kavramlardır. Kişiden kişiye değişir. Bu açıklamaya göre İstanbul’un Türkiye'nin en güzel şehri olduğunu kimse ispatlayamaz; çünkü genel bir doğru değildir. Kalabalıklık ise ölçülebilen bir durumdur. İstanbul'un nüfus sayımındaki kayıtlarına bakılarak Türki­ye'nin en kalabalık şehri olduğu ispatlanabilir.

 

2.etkinlik

İnsan, çevresindeki pek çok olayı, durumu veya nesneyi kendi iç dünyasına göre yorumlar, de­ğerlendirir çoğu zaman. Yaşadığımız yer, toplumdaki statümüz, ruh halimiz olaylara bakış açımızı etkiler. Geçimini sağlayamayan veya kıt kanaat geçinen birinin ekonomik olaylara bakışıyla yeterince iyi kazanan birinin bakış açısı ve yorumları birbirinden farklı olacaktır. Başka bir örnek verecek olursak; çok sevdiği birini kaybeden bir ressam güneşli bir günde yaptığı resimde güneşi siyah çizebilir.

 

1. Simit ve çay herkes için ideai ve sevilen bir kahvaltı olmayabilir. 1, metin kişisel doğruları yan­sıttığı genel ve ispatlanabilir doğruları yansıtmadığı için tartışmaya açıktır. 2. metin Kutadgu Bilig ile ilgili edebiyat tarihinin bulgularını sunan bir metindir. Nesnel bir tavırla yazıldığı ve herkes tarafından kabul edilen bilimsel doğrular içerdiği için bu metin üzerinde tartışılamaz.

2. "Simit ile Çay" sanat kaygısı taşıyan bir metindir. "Yalnız simitten, sabahın o leziz, insan icadı yemişinden söz açmalıydım.", "Bu başlığa kaşar peynirini de eklemek isterdim ama onun çayla simidin dostluğu karşısında silinip ikinci planda kalması, daha doğru." cümlelerindeki benzetme ve kişileştirme sanatları buna somut örneklerdir. 2. metinde anlatıcının kaygısı sanat değil, bilgi vermek ve öğretmek­tir.

3. Metinlerde verilen ayrıntılar, başka bir yazar tarafından farklı bir şekilde anlatılabilir. Bu durum, yazarın bakış açısıyla, birikimi, içinde yetiştiği kültür ve medeniyetin zihniyeti ile ve yazarın amacıyla ilgilidir.

4. Öznel anlatımda anlatımın sınırlarını anlatıcı belirler. Konuyla ilgili söylemek istediklerini çok çeşitli yollardan ifade etme serbestliğine sahiptir. Nesnel anlatımda böyle geniş bir anlatım ve üslup alanı yoktur. Anlatıcı lafı en açık ve net haliyle, ciddi bir üslupla söylemek durumundadır. Anlattıkları­nın doğru ve güvenilir olması şarttır. Bu yüzden ciddi araştırmalar ve bilgi birikimi isteyen bir anlatım türüdür.

 

3.ETKİNLİK

1. Metin

ÇAY: KUTSAL RİTÜELLERİN, SOĞUMUŞ ELLERİN İÇECEĞİ

60 milyonluk bir ülkeyiz... Ve bu ülke, sabahki bir bardak çayını içmezse güne asla başlayamayacak olan insanlarla dolu...

Evden çıkmadan hemen önce ve alelacele... Evden tam çıkarken... Annelerin hazırladığı... Va­purda martıları izlerken... Dağları seyrederken ya da denizi düşünürken... Güneşi özlerken ya da sev­giliyi beklerken içilen bir bardak çay...

O çay ki, içine girdiği andan itibaren bir alışkanlığın tatminini, bir sıcaklık hissini ya da güzel bir aromayı hissettiren kutsal bir içecek.

5000 yıl öncesine giden çayın tarihi konusunda çeşitli efsaneler var: Bunlardan ilki Çin'e gidiyor. M.Ö. 2700'lü yıllarda tıp Dilimine meraklı olduğu bilinen Çin imparatoru Shen Nung, sıcak su içmenin sağlığa olan olumlu etkilerini gözlemlemiş. Bir gün kendi sıcak suyunu hazırlarken, demliğine birkaç yaprak düşmüş. Kaynayan suyun buharından mistik ve rahatlatıcı bir aroma yükseldiğini görmüş ve bu sıcak içecekten bir bardak içerek onun harika lezzeti ve araması karşısında hayret etmiş. Demliğine düşen bu yapraklar bir çeşit yaban çay ağacına aitmiş....

Çayın Japonya'daki efsanesi bizi Bodidharma isimli bir Budist keşişe götürüyor. Hayatının yedi yı­lını Buda'ya adayarak uyumadan geçiren bu keşiş, meditasyon sırasında istemeyerek uyuya kalınca çok kızmış ve ardından göz kapaklarını kesip toprağa atmış. Toprakta köklenerek büyüyen bitki, çay bitkisiymiş.

Hindistan da çayın keşfini Bodidharma'ya bağlar. Onların öyküsüne göre bu rahip uykusuz geçirdiği yılların beşincisinde yanındaki ağaçtan birkaç yaprak alır ve çiğner. Birden bire canlandığını gören rahip bunu sık sık tekrarlayarak yedi yıllık meditasyonunu bitirir. Bu yabani ağaç elbette ki çay bitkisidir.

Sudan sonra en eski ve en çok tercih edilen içecek olan çayın ülkemizdeki serüveni oldukça ye­nidir. 1888'deki ilk ciddi girişimden sonra üretimdeki gerçek başarı ancak 1940'larda elde edilmiştir. Bugün Türkiye, üretimde Hindistan, Seylan gibi ülkelerden sonraki yerini korumakta ve aynı başarıyı tüketimde de İngiliz ve İrlandalılardan sonra en çok çay tüketenlerden biri olarak göstermektedir.

Çay, bazen enerji kaynağı, bazen de rahatlatan büyülü bir içecektir. Ülkemizde 7'den 70'e herkes çay tüketir, bu tüketim yaş, meslek, gelir durumu farklılığı gözetmez.

Çayı demlerken sadece büyük bir demlik kullanan birçok ülkenin yanısıra Türkiye'de çay hazırla­nırken önce çaydanlığın alt bölümünde su kaynatılır, kaynayan su, üst demlikte bulunan çaya eklenir ve alttan gelen buhar ile demlenen çay, geleneksel olarak ince belli cam bardaklarda içilir. Çayın fin­canla içilmesi de ayrı bir zevktir. Çayını açık ya da koyu tercih edenler, limon ya da şeker ekleyenler vardır, ancak tüm bu kişiler için en önemli şeylerden biri çayın rengidir. Günlük deyişle "tavşan kanı" olan bu renk, berrak ve güzel bir kırmızı tonudur.

Dünyanın diğer yerlerinde; İngilizler klasik beş çayından vazgeçemez ve çaya süt eklemeyi sever, Çinliler için "yeşil çay" yaşamsaldır, Japonların en popüler çayı "Sencha"dır, Kuzey Afrika'da çay nane ile aromalandırılır, Orta Doğu'da çay genellikle limonla içilir, Ruslar içine reçel koyar ya da "kıtlama" şeker ile içer, kahve tutkunu Amerikalılar ise çayı demleyip buz gibi soğuttuktan sonra keyfini çıkarır, daha çok sağlık yönü ile çay yeniden popülarite kazanmıştır. Tibet'te ise çay, süt veya su ile demlendikten sonra tereyağı ile karıştırılarak yoğun bir beslenme içeceği elde edilir. Ve saire, ve saire....

Siyah (tam fermente), Oolong (yarı fermente) ve yeşil (fermente edilmemiş) türleriyle içilebilen, tüm güzelliğine ek olarak içindeki antioksidanlar sayesinde yararlı da olan kutsal içecek çay, herkese farklı bir lezzet, farklı bir içim sunsa da, yaşamlarımızda yüzyıllardır vardır.

Çay bitkisini merak ederseniz, hiç üşenmeyin, Doğu Karadeniz'e doğru bırakın kendinizi. Arka­nızda dağlar, önünüzde engin Karadeniz ve beliniz yüksekliğinde yemyeşil, taptaze çay bitkileri...Çay bahçelerindeki kadınlarla konuşun, o çocukların güzel yüzlerine bakın, sizi çepeçevre saran çay zen­ginliğine dalın. Bu arada üzerinize tatlı ve ince bir yağmur yağsın, siz bir yere girin, oturun, sıcak bar­dağı tutarken eliniz ısınsın, bu güzel lezzetin tadına varın.....

                                                                                             

Kaynak: Gökçe Doğanay EROL, Hürriyet Agora, 31 Mart 2000

 

2.METİN

KEYİF EHLİ

Sabahları bir bardak çaydan alınan keyfi başka ne verebilir ki! Her sabah insanlar birbirinin ben-zeri-hatta aynısı-işler yaparlar. Çalışanlar işine, öğrenciler okuluna, çalışmayanlar da yataklarında düşlerine doğru yol alırlar.

Bu yolculuk çoğu zaman sıkıcıdır. Hele de çalışanlar için. Saatin cazgırlığıyla son bulan gece dinginliği, yerini otobüsün fren ve korna seslerine, yolcuların uyku ile uyanıklık arasındaki direnişlerine bırakır. Ve nihayet bu zorlu yol biter ve sabah serinliğinin ferahlığıyla az da olsa uyanışlar başlar.

Sonra ne mi olur? Sabahın anlamı, günün kahramanı yetişir imdada. Bütün yol yorgunluğu, uyanamayışlar bir bardak çaya teslim olur. Ağzınızdan başlayıp bütün zerrelerinizi mutlu ettikten sonra midenize ulaşan bu lezzet tarife sığmaz.

Fatma ERYILMAZ

 

                                                           

1. metin çayın tarihiyle ilgili bilgi vermek amacıyla yazılmıştır. Bu metindeki bilgileri çeşitli kaynak­lardan araştırıp doğruluğunu ispatlayabiliriz. 2. metin ise çayla ilgili tamamen öznel bir anlatımdır. Ge­nel ve kanıtlanabilir nitelikte bir metin değildir.

Yazacağımız bu yazılar sonucunda öznel anlatım kanıtlanamayan yargıları, nesnel anlatımın ka­nıtlanabilen yargıları; öznel anlatımın kişisel duyguları içerdiği, nesnel anlatımın kişisel duyguları içer­mediği kanıtlanabilen doğru bilgileri içerdiği; öznel anlatımda ifadelerde kesinlik olmadığı, nesnel anla­tımda ifadelerde kesinlik olduğu görülecektir.

 

4.ETKİNLİK

Fotoğrafı öznel olarak ve nesnel olarak betimleyen metinlerden hareketle şu sonuçlara ulaşırız:

Kanıtlanabilen yargılar nesnel, kanıtlanamayan yargılar özneldir( Fotoğrafta yeşil ve mavi renk-erde bir balon ve topraktan evler olması nesnel; bu evlerin köstebeğe benzetilmesi öznel bir yargıdır.).

Kişisel duyguları içeren yargılar öznel, içermeyen yargılar nesneldir(Fotoğraftaki evlerde yaşa-nak zordur, yargısı öznel; bu evlerin kıraç bir alanda kurulmuştur, yargısı nesnel bir yargıdır.)

Kesinlik taşıyan ifadeler nesnel, taşımayan ifadeler özneldir.

 

 

3. metin

1. "Senelerden beri leylek görmüyordum.", "...birden damlar tarafından gelen bir leylek gagası ta-kırtısıyla durdum.", "Leylek yaz mevsiminin kuşu değil, bizzat yazdır.", "Bir baca üstünden ufka iz dü­şümlü bir leylek şekli, hayal gücümüze neler katmaz: Maviliği içi bayıltan, sonsuz, derin bir gökyüzü... Yeşil bir vadide gizlenmiş, minareli, küçük, beyaz bir şehir... Yarasaların uçuştuğu, kavak ağaçlarının hafif hafif sallandığı yeşil bir akşam... Sıcak bir Asya gecesi... Damların yan duvarlarına dayanarak, gizli gizli konuşan ve doğacak bakır bir ayı bekleyen; siyah zülüflü, kırmızı dudaklı, altın ve mercan gerdanlıklı kadınlar... Alçak bir gece semasına serpilmiş büyük yıldızlar... Bütün bu yıldızlar içinde bir leyleğin düşünen gagası... Muhakkak leylek, ressam ve şairi birtakım karmaşık ve vezinli hayallere davet etmek üzere yaratılmış bir kuştur. İşte onun içindir ki maddeye tapan Mısır köylüsü, kendisine yaramayacak kadar güzel olan bu hayvanı öldürmek cesaretini kendinde buluyor." ifadeleri bize şairin leylek ile ilgili gözlemlerini yansıtır.

2. "Hatta bu kanatlı yaz seyyahlarının son senelerde İstanbul’a az uğradığı herkesin dikkatini çekmişti. Sonradan öğrendik ki Mısırlılar, bilmem ne sebepten dolayı, bu saygıdeğer kuşları arsenikli yemlerle öldürüyorlarmış." ifadeleri yazarın başkalarından duyduğu ifadelerdir.

 

5.ETKİNLİK

1. Metin:

Dedem bundan 50-60 yıl önce bayramlarda aile ziyaretlerinin şimdiye göre daha çok olduğunu söyledi. Bayramda aile, komşuluk ve akraba ilişkilerini güçlendiren geleneklerin uygulandığını dâ ekle-' di. Veya "Bundan 50-60 yıl önce bayramlarda aile ziyaretleri günümüze göre daha çökmüş. Bayram­larda aile, komşuluk ve akraba ilişkilerini güçlendiren geleneklere uyulurmuş. Şeklinde ifadeler anlatımın anlatan kişinin gözlem ve deneyimlerine değil duyduğu kişinin deneyimlerine dayalı ol­duğunu gösterir.

 

2.Metin:

Günümüzde yoğun iş temposu ve stresi altında çalışan insanlar bayram tatillerini fırsat bilerek ka­falarını dinleyecekleri sakin ortamları tercih ediyorlar. Bu da bayram geleneklerinin unutulmasına, eş-dost, akraba ziyaretlerinin azalmasına sebep oluyor. Bu ifadede de anlatım tamamen anlatan kişi­nin gözlemlerine dayanmaktadır.

 

Doğrudan Anlatım

Başkasına ait bir sözün, konuşanın ağzından çıktığı biçimiyle (aynen) anlatıcının yazısı içine gir­mesidir.

 

Dolaylı Anlatım

Başkasına ait bir sözün anlatıcının ağzından anlatımıdır.

 

4. metin , 5. metin

1. "İklim" adlı metinde "Bu nedenle kurumsal olarak Güney Yarım Küre, Kuzey Yarım Küre'den daha kısa ve daha sıcak yazlar, daha uzun ve daha soğuk kışlar geçirir." cümlesinde geçen "soğuk" ve "sıcak" ifadeleri dokunma duyumuza bağlı olarak yazılmıştır.

 

2. "Düşünce... Nasıl Bir Olay?" metninde "Düşünce bir süreklilik ve akış olayıdır. Hep öğretildiği ve alıştırıldığı mecrasında akmaya meraklıdır. Çok büyük dürtüler, çok büyük eylemler olmadıkça ne yatağından taşar ne de deltalar oluşturur. Bir alışılmışlık hâli, normal hâldir diye hep öyle olmasında ısrarlı olacak değiliz. Çünkü normal dediğimiz, hiçbir zaman acı ve ıstırabın yolu değildir. Ancak yanlış alışkanlıklar, yaşam tarzı hâline gelmiş ıstıraplar şeklinde görüntü verir. Zaten doğası gereği düşünce hep tedirginlik üretmeye yatkındır. Düşüncenin huzursuz eden ıstıraplar üretmesine sebep olan hep dizgin tutmayan, kural tanımayan arzu ve korkulardır."Düşüncenin bir akarsuya benzetilmesi, bir mecrasının olduğunun söylenmesi, düşünce ürünlerinin delta ovasına benzetilmesi gibi ifade­ler kişisel tespitlerdir.

 

3. "Düşünce... Nasıl Bir Olay?" adlı metinde soyut bir konu olan "düşünme" konusu ele alındığı için metnin konuyu ele alış biçimi de soyut olmuştur. "İklim" adlı metinde ise "mevsimler" konusu du­yularımıza bağlı olarak verildiği için somut bir şekilde ele alınmıştır.

 

4. Soyut kavramları biz duyu organlarımız aracılığıyla algılayamayız, varlığını fikren kabul ederiz. Göremediğimiz, duyamadığımız, koklayamadığımız, dokunamadığımız ve tadamadığımız şeyleri', ta­nımamız ve anlatmamız zordur. İşte bu kavramları gördüğümüz, duyduğumuz... şeylere benzeterek onları görünür, duyulur...hale getiririz. Bu. işleme somutlaştırma denir. Yukarıdaki metinde düşünce kavramı akarsuya benzetilerek somutlaştırılmıştır.

Soyutlama, okurda bir konuyla, bir kavramla ilgili uzak çağrışmalar yaratmak amacıyla kullanılır. Bu durum anlatımı-akıl dışına çıkarma yoluyla sağlanır Bir başka deyimle soyutlamada kavramların gerçekle bağı koparılır.

Soyutlama, anlamdan uzaklaşma olduğu için daha çok şiirlerde kullanılır.

 

5. Somut anlatım daha çok bilimsel, soyut anlatım da edebî, felsefî metinlerde kullanılır.

 

6. Metinlerde konunun içeriği anlatım tarzlarını belirleyen önemli bir etkendir. Konunun soyut ve­ya somut olması anlatım tarzının öznel veya nesnel olmasını belirler.

 

   ANLAMA  -  YORUMLAMA    

 

1,metin

 

GARİP BİR HİKÂYE

Austin'in kuzeyinde bir zamanlar Smothers adında namuslu bir aile yaşıyordu. John Smothers, karısı, beş yaşındaki küçük kızları ve onun ebeveynlerinden oluşan bir aileydi. Kentin 'özel''nüfus sayıımında altı kişi görünseler de, aslında üç kişidirler,

Bir gece akşam yemeğinden sonra küçük kız şiddetli bir mide sancısıyla kıvranmaya başladı. John Smothers hiç vakit kaybetmeden kente ilaç almaya gitti. Ama asla geri dönmedi.

Küçük kız bir süre sonra sağlığına kavuştu büyüdü ve güzel bir genç kadın oldu. '     '  :   ;    -

Anne yıllarca kaybolan kocasının arkasından gözyaşı döktü. Fakat üç ay önce evlenip San Antonio kentine yerleşti.

Bir süre sonra küçük kız da evlendi ve aradan yıllar geçti, küçük kızın da kızı beş yaşına bastı.

Genç kadın hâlâ babasının onları terk edip asla geri dönmediği evde yaşıyordu.

Bir gece garip bir olay meydana geldi. Yıllar önce John Smothers'in kaybolduğu gece genç kadının küçük kızı mide sancılarıyla kıvranmaya başladı. Eğer John Smothers yaşıyorsa ve sürekli bir işi varsa artık torun sahibi de olmuştu.

John Smith (genç kadının kocası), "Kente gidip küçük kızıma ilaç almalıyım," dedi.

Karısı "Hayır, hayır, sevgili John gitme.. Belki ser de eve dönmeyi unutup ebediyen kaybolursun," diye bağırdı, „

Böylece John Smith ilaç almaya gitmedi. Karısıyla birlikte küçük Pansy'nin (küçük kızın adı Pansy'ydi) başında beklediler.

Bir süre sonra Pansy iyice fenalaştı. John Smith tekrar ilaç almaya gitmek istedi ama karısı engel oldu. Birdenbire kapı açıldı ve uzun beyaz saçlı, kamburu çıkmış yaşlı bir adam iki büklüm içeriye girdi. Pansy, "Merhaba büyükbaba," dedi. Yaşlı adamı diğerlerinden önce tanımıştı.        ,   ; Yaşlı adam cebinden ilaç şişesini çıkarıp Pansy'ye bir kaşık şurup içirdi. Küçük kız hemen iyileşti.  

John Smothers, "Tramvayı beklediğim için biraz,geciktim," dedi.

O'Henry (VVilliam Sydney Porter)' Dünya Edebiyatından Seçme Öyküler

 

 

2.metin

 

BU BİZİMKİ

Yıkıcı bir aşk bu,

Yıkıyor milletin ortasına

Tutku yükünü.

Bölücü bir aşk,

Ekmeği suyu bölüyor

Günde üç öğün.

Hain bir aşk bu,

Sizin eve hırsız girer

Onunkine polis.

Yasadışı bir aşk,

Evlenmeyi

Hiç mi hiç düşünmüyor.

Soyguncu bir aşk bu,

En sıradan ezgilerden

Sevinçler devşiriyor.

Kökü dışarda bir aşk,

Dante ile Beatrice'inkine

Fena öykünüyor.

işgalci bir aşk bu,

Samanlık sevişenin diyor

Başka şey demiyor.

 

Cemal Süreya

3.metin HAMLET

 

V. PERDE - I. SAHNE

(Bir mezarlık, ellerinde kazma küreklerle iki soytarı girer.)

HAMLET        — Şu adamla konuşacağım. Bu mezar kimin mezarı, aslen? BİRİNCİ SOYTARI   — Benim, efendim. (Şarkı söyler.) Bir de çukur rahatça gömülecek, Bu deminde insana yetmez mi ki?

HAMLET — Herhalde senin olacak, çünkü içindesin.

BİRİNCİ SOYTARI — Siz dışındasınız, efendim, onun için sizin olmasa gerek. Bana gelince, içinde yatmıyorum ama gene benim.

HAMLET — Mademki içindesin, yatıyorsun sayılır, hem de kendinin olduğunu söylü-

yorsun. Hâlbuki burası ölüler içindir, diriler için değil. Buna göre yalan söylüyorsun.

BİRİNCİ SOYTARI   — Mezar içinde söylenmiş yalandan ne çıkar; gömüveririm.

BİRİNCİ SOYTARI — Al sana bir kafa. Bu kafa yirmi üç senedir toprakta.

HAMLET — Kimin kafasıydı?

BİRİNCİ SOYTARI — Sahibi köpoğlunun biriydi. Kimin dersiniz?

HAMLET — Ben ne bileyim?

 

 

BİRİNCİ SOYTARI — Delinin dik âlâsı oydu işte! Bu kafa özbeöz Yorick'in kafasıydı efendim, Kralın maskarasının.

HAMLET — Bu mu?

BİRİNCİ SOYTARI   —O, ya.

HAMLET — Bakayım. (Kafatasını alır.) Vah zavallı Yorick! Onu tanırdım Horatio; fevka-

lade hoş bir adamdı. Kaç kereler beni sırtında taşımıştı. Hâlbuki şimdi bana ne iğrenç geliyor! Nerde şimdi o latifelerin, o oyunların, o şarkıların? Nerde sofrayı kırıp geçiren şakaların? Avurtların büsbütün çöktü mü ki? Öyleyse şimdi git hanımımızı odasında bul; ona, yüzünü bir parmak kalınlığında da bo-yasa yine bu hâle geleceğini söyle; bakalım buna gülebiliyor mu? Kuzum Horatio, bana şunu söyle.

HORATİO — Neyi, efendimiz?

HAMLET     — Acaba İskender de toprağın altında bu hâle geldi mi? HORATİO    — Elbette.

SHAKESPEARE Hamlet

 

 

4.metin

ZORLUĞUN DEĞERİ

Filozofların en akıllıları derler ki: akla uygun hiçbir şey yoktur ki tam tersi de akla uygun olmasın. Yakınlarda gevelediğim bu güze! sözü eskilerden biri (Seneca) yaşamayı küçümseme yolunda kul­lanmış: Ona göre, yalnız yitirmeye hazırlandığımız bir nimet bize zevk verebilir.

İn auquo est dolor amissae rei, et timor amittendae. (Seneca)

Yitirme acısıyla yitirme korkusu bir kapıya çıkar.

Demek ister ki bununla, yaşamayı yitirme korkusunda olursak, yaşamanın tadını çıkaramayız. Ama bunun tersi de söylenebilir: Yaşamaya bu kadar sıkı sarılıp, böylesine bir sevgiyle bağlanmamış, onun temelli olmadığını gördüğümüz, elimizden çıkmasından korktuğumuz içindir. Gerçek ortada çün­kü: Ateş nasıl soğuktan hız alıyorsa bizim istemimiz de kendi karşıtıyla bilenip keskinleşiyor:

Si numquam Danaen habuisset abenea turis,

Non esset Danae de Jove facta parens. (Ovidius)

Danae yi funçtan kuleye komasalardı

Jüpiter den hiç gebe kalmazdı Danae.

Bolluğun verdiği doygunluktur zevkimizi en fazla körleten; zevkimizi en fazla bileyen, coşturan şeyse özlediğimizi az ve zor bulmaktır.

Ominum rerum voluptas ipso quo debet fufare periculo crescit (Seneca)

Her şeyin zevki, bizi itmesi gereken tehlikeyle artar.

Galla, nega: satiatur amor, nisi gaudia torquent. (Martialis)

Galla, hayır de: aşk azapla beslenir yalnız.

Aşkın gevşememesi için Likuros Lakedemonya'da evlenenlerin gizli yatıp kalkmalarını buyur­muş: Evlilerin yatakta görülmeleri, bir başkasıyla yatmaları kadar ayıp sayılıyormuş.

Buluşmaların zorluğu, yakalanma tehlikesi, sonradan duyulacak utanç:

Et languor, et silentium,

Et latere petitus imo spritus (Horatius)

Ya o baygınlık, o sessizlik,

Ya o derinden gelen gizli ahlar,

Bütün bunlardır salçayı kıvamına getiren. Sevişmenin nice hoşlukları aşkın etkilerinden çekine­rek, utanarak söz etmekten doğmaktadır. Şehvetin kendisi bile acı duyarak kızışmak ister, incittiği,tırmaladığı zaman daha tatlı olur. Fahişe Flora, Pompeus'la yatıp da üzerinde dişlerimin izini bırakma­dığım olmadı, dermiş.

Quod petire premunt arcte, faciuntque dolorem Corporis, et dentes inlidunt saepe lebellis:

Et stimuli supsunt, qui instigant laedere id ip'sum Quodcumque est, rabies unde illi germina surgunt. (Lucretius)

Arzuyla sarıldıklarının canı yanar; Dişleri ısırır çok kez nazik dudakları. Gizli dürtüler incitmeye iter onları. Her tuttuklarını; azgınlıkları artar böylece.

Her işte görülen budur: Zoduk değer kazandırıyor her şeye.

Montaigne

Denemeler

 

 

 

 

 

 

Öznel- Nesnel Anlatım

Doğrudan-Dolaylı Anlatım

Somut-Soyut Anlatım

1. metin Hikâye

ÖZNEL

DOĞRUDAN

SOMUT

II. metin Şiir.

ÖZNEL  

DOĞRUDAN

SOYUT

III. metin Tiyatro

ÖZNEL

DOĞRUDAN

SOMUT

IV. metin Deneme

ÖZNEL

DOĞRUDAN

SOMUT

 

 

ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME

 

1.

• Anlatıcının; gördüklerini, işittiklerini, duyularıyla algıladıklarını ve deneyimlerini dile getirdiği her düzeydeki anlatıma somut denir.

» Kişiden kişiye değişmeyen, kanıtlanabilen bilgilerin kullanıldığı anlatıma nesne! denir.

• .Kişisel düşüncelerin ve duyguların ifade edildiği anlatıma öznel denir.

• Başkasından öğrenilenleri, duyulanları ifade etmek amacıyla gerçekleştirilen anlatıma dolaylı denir. ;

» Anlatıcının kendi gözlemlerini ve deneyimlerini dile getirdiği her düzeydeki anlatıma doğrudan denir.

 

2.

• "Türkiye, Asya ile Avrupa arasında bir köprüdür." cümlesi öznel anlatımlı bir cümledir. (Y)

• "İbrahim Bey, başarılı öğretmenlerimizdendir." cümlesi nesnel anlatımlı bir cümledir.    (Y)

 

3. E) Nedim Bey, iş toplantısı için yedi uçağıyla İzmir'e gitti

.

4. B) Tevfik Fikret, aruzu Türkçeye uygulayan en önemli şairdir.

 

5. B) Işığın boşluktaki yayılma hızı sabit ve saniyede üç yüz bin kilometredir.

 

6. İletişimde anlatıcı ile anlatılan nesne veya konu arasındaki ilişki anlatımın öznel veya nesnel, doğrudan veya dolaylı, somut veya soyut olması bakımından anlatımı etkiler.

 

7. Anlatıcının; duyu organlarıyla algıladıkları varlık ve nesnelerin anlatımı somut anlatım, anlatıcı­nın sadece varlığını bildiği ancak duyu organlarıyla algılayamadığı, bilimsel olarak ispatlayamadığı olguların anlatımı ise soyut anlatım özelliği kazanır.

 

 
< Önceki   Sonraki >


Site Tasarımı
www.isyeriweb.com