Skip to content
޵ an: Ana Sayfa arrow Edebiyat arrow İbrahim Şinasi
İbrahim Şinasi Yazdır
İbrahim Şînasİ (1826-1871)
 
Şinasi, İstanbul'da dünyaya gözlerini açar. Babası, topçu yüz başı Mehmet Ağa, anası ise Esma Hanım'dır. Mahalle Mektebinde ve Tophane'deki Fevziye Mektebinde okur. Tophane Kalemi'ne girer, Bu arada eski şark kültürünü öğrenmeye çalışır. Kendi kendini yetiştirir. Fransızca öğrenir. Tophane Kalemi'nde edebî bilgisini artırır ve şiirler yazar.
Şinasi, Tophane Kalemi'ndeki memurluk görevinde üst derecelere yükselir. Tophane Müsteşarı Ziver Efendi'nin takdirini kazanır, Fransızcasını ilerletir ve Paris'e gitmesine izin verilir. Sivil olarak yurtdışında öğrenim gören ilk Türk öğrencisi olur. Maliye öğrenimi görür ve edebî bilgilerini artırır Bu Şifa­larda şair Lamartine ile tanışır; Dört beş yıl Avrupa'da kalıp Fransız edebiyatını yakından tanıma imkâ­nı bulur. Zengin bir bilgi ve kültür birikimiyle yurda döner.
Reşit Paşa'nın ilgi ve desteğini gören Şinasi, "Meclis-i Maarif" üyeliğine getirilir, Reşit Paşa'nın Başbakanlıktan ayrılması üzerine, onun yerine Âli Paşa geçer. Şinasi'yi görevinden alır. Reşit Paşa'nın yetiştirdiği Âli ve Fuat Paşalar, Şinasi'yi kıskandıkları için, onun parlak bir geleceğe ulaşmasına engel olurlar. Reşit Paşa iş başına döndükçe, Şinasi de iyi görevlere getirilir. Bir bakıma Şinasi'nin geleceği, Reşit Paşa'nın iktidarda bulunuşuna bağlı olur. Reşit Paşa'nın ölümünden sonra, Yusuf Kâmil Paşa, Şinasi'yi korur. Âli ve Fuat Paşalar, artık onunla uğraşmazlar. Şinasi Fransızca çeviri çalışmalarım sürdürür. Bu arada Fransızcadan çevirdiği manzumeleri "Tercüme-i Manzume" adıyla yayımlar (1859).
 
Şinasi, memurluk görevinden ayrılır, gazeteciliğe başlar. Agâh Efendi'yle "Tercüman-ı Ahvâl"! ku-rar (1861); başyazarlık görevini üstlenir. "Şair Evlenmesini" bu gazetede tefrika eder. Agâh Efendi'yle anlaşamaz; "Tasvîr-i Efkâr'ı çıkarır (1862). Bu devre en parlak ve verimli yılları olur. Haftada iki defa yayınlanan bu gazete, olumlu yankılar uyandırır, ilk olarak dil ve edebiyat tartışmalarına yer verdiği için ilgiyle karşılanır.
 
Gazeteyi bir fikir organı olarak gören Şinasi, edebî çalışmalarını gazeteye bağlı olarak yürütür. Gazeteciliği üç buçuk yıl sürer. Bu dönemde, seçme şiirlerinden oluşan "Müntahabat-ı Eş'âr"ı (1862) .e ata sözlerini topladığı "Durub-ı Emsâl-i Osmaniyye" (1863)"yi yayımlar.
Şinasi, 1865 yılı başlarında Âli Paşa'ya yönelik bir suikast olayına adının karışması üzerine, ga­zeteyi Namık Kemal'e bırakır ve Paris'e gider. Bu devre politikadan uzak durur, edebî çalışmalarına ağırlık verir. Yeni Osmanlılar (Jön Türkler)dan uzak kalmaya özen gösterir. Bu yıllarda büyük bir Türk­çe sözlük üzerinde çalıştığı öne sürülür. Ancak bu güne kadar eser ortaya çıkmış değildir. Şinasi, bu sırada Emest Renan ile dostluk kurar.
Şinasi, Paris'te Fuat Paşa'yla görüşür ve Paşa'nın ısrarı üzerine İstanbul'a döner. Karısı Navikter Hanım'ın kendisini İstanbul'a getirtmek istediğini öğrenir ve karısını boşar. Kısa sürede yeniden Paris'e gider. Bu devrede rahat değildir. 1869'da İstanbul'a kesin dönüş yapar. Babıâli'de bir ev kiralar; mat­baa işlerini de bu evde yürütür. Müntahabat-ı Eş'âr'ın ve Durüb-ı Emsâl-i Osmaniyye'nin ikinci basım-arını gerçekleştirir. Düzensiz bir hayat yaşar. Sağlık durumu bozulur. Bu yüzden matbaayı boşaltır, Cihangir'deki baba evine taşınır. Evin bahçesinde yeni bir matbaa yaptırmaya başlar. Çalışmalarını orada sürdürür. Divanının ikinci baskısını yeni döktürdüğü harflerle yapar. Sesli harfler için yeni işaretler arar, yabancı dillere ait harfler getirtir. Ancak 13 Eylül 1871'de beynindeki urdan ölür. Taksim'de’ki eski Ayaspaşa Mezarlığına gömülür.
Şinasi, fikir ve sanat hayatımızda önemli bir rol oynayan yenilik hareketinin üç büyük temsilcisin­den biridir. O fikrî ve edebî yenileşmeyi, bir ihtiyaç ve zorunluluk diye benimsemiş bu yolda öncülük etmiştir. Şinasi'nin düşünce sistemi akıl ve mantığa dayanır. Heyecan ve lirizm onda ikinci plânda gelir. Edebî yeniliğimiz onunla biçimlenir. Şiirde ve nesirde yeni havayı edebiyatımıza o sokar. Tiyatro, tenkit ,e makaleyi edebiyatımıza kazandıran odur. Batı kültürünü yerinde tanımış ve Batı'nın düşünce siste­mini iyi kavramıştır. Gazetenin halkı eğitme ve aydınlatma yolundaki önemini iyi bildiği için, ilk özel Türk gazetesini o çıkarmış ve gazetede makale ve tartışma yolunu açmıştır. Türk nesri Şinasi'yie baş­ar. Sade, süssüz ve veciz söyleyişe yönelir. Dil, onunla bir disipline girer. Nesrimize yazı dili haysiyeti kazandırır. Cümleleri hayal ve di) unsurları yönünden sadedir; cümlelerinde yazı dili egemendir. Gaze­le dilini de başarıyla kullanır. Kelimelere tam hakkını verir. Cümleler Şinasi'yle kısa, açık ve anlaşılır çizgiye yaklaşır. Yargı belirten kili cümleleriyle "ya" ve "hatta" ile başlayan cümleleri o dilimize sokar. Sıra cümleler -p bağlarıyla sürdürülürken, Şinasi -rak ekini kullanır. Nesirlerinin en başarılı örnekleri, makalelerinde ve Şair Evlenmesi'nde görülür.
Edebiyatımızın ilk tartışması, "Tasvir-i Efkârla "Ruznâme-i Ceride-i Havadis" gazetelerinde Şinasi ile Mehmet Sait Efendi arasında görülür. Dil meselesiyle ortaya çıkan tartışma, sürdükçe edebiyat davasına dönüşür. Bu tartışma edebiyat tarihlerine 'Mesele-i mebhusetü anha" adıyla geçer. Bu tar­tışma dört ay sürer ve kapanır; önemi, tenkit çığırını açmış olmasıdır.
 
Batı tarzında ilk Türk tiyatrosunu Şinasi yazdı. Şair Evlenmesi basılı ilk tiyatro eserimizdir. Orta Oyunu'ndan izler taşır. Şahısları canlıdır. Adlarla tipler arasında bir bağlantı vardır. Şahıslar kendi seviyelerine uygun şive ve dilleriyle konuşurlar. Eser, gerçekçi hava taşır. Töre komedisidir.
 
Şinasi, şiirlerinde az sayıda redif kullanır. Beyit beyit ayrı kafiyelerle gelişen "münâcât", "ilâhî' şiirle­riyle kasideler, "Arz-ı muhabbet" manzumesi ve "Eşek ile Tilki" hikâyesi ile safi Türkçe kıtalarla, klâsik
Türk şiiri ilk olarak eski şekillerinden ayrılır. "Tercüme-i Manzume" Türkçeye batılı şiir örneklerini getirir. Şinasi, Lamartine'in Souvenirinden çevirdiği dört kıfanın kafiye sistemi ve şekliyle ilk yeni manzume örneğini verir. "Münâcât" ve "ilâhî'sinde şekil sağlamlığına ulaşır. Sade bir Türkçeyle aruz veznini kulla­nır. Safi Türkçeyle güzel örnekler de ortaya koyar.- Şinasi, eski şiirin hayal sisteminden çıkarak soyuttan somuta dönmeyi başarır. "Müntahabata Eşfâr"ında Divan şiirinin mazmunlarından uzaklaşır, düşünceye yönelir. Mısra ve beyit bütünlüğü yerine, manzumenin bir düşünce etrafında bütünleşmesini sağlar. "Mü­nâcât" bu özelliği taşıyan bir örnektir. Münacat'ta, Tanrı’nın varlığı için akla dayanan deliller aranır, bu yolda varlıklar canlı bir delil olarak sıralanır. Tanrı fikri, kudret ve tabiat fikriyle birleştirilir.
 
Şinasi'nin şiirleri yalın ve akılcı nitelikler taşır. Mustafa Reşit Paşa için yazdığı dört kasidesi de bu yoldadır. Onun kasideleri bk fikrin, bir inancın ifadesidir. Tanzimat, millet, kanun, adalet, devlet, reis-i cumhur, medeniyet, cehalet vb... yeni kavramlar, onun düşünce dünyasını yansıtır.
Şinasi'nin gazelleri, diğer şiirlerine oranla daha lirik bir özellik gösterir. Ancak o, veciz söyleyişleri sever. Kısa ve özlü sözler, onun mizacına ve üslûbuna uygundur. Bu nedenle süssüz ve sade anlatım yolunu seçer. Beyit ve mısraları, onun dünya görüşünü yansıtan parçalardır. Şiirleri sürükleyici değil­dir. Amacı düşüncelerini anlatmak olduğu için, lirizmden uzaktır. Şinasi, atasözlerine meraklıdır. Bazı atasözlerinden oluşturduğu manzum müfretleri dikkat çekici niteliktedir. Onun düşünceye yönelik olu­şu, öğretmek ve düşünce aktarmak isteği, şiirini durgun, sanatını donuk kılmıştır. Böylece edebiyatı­mızda, şiire getirmiş olduğu yenilikleriyle yer edinmiş, ancak şairliğiyle üne ulaşamamışta. İsmail Habib'in değimiyle; Şinasi, edebiyatın mazrufunu değil, zarfını değiştirmiştir. Yeni şiirin kapılarını açmış, nesri edebiyatımıza getirmiş, düşünce ufkunu genişletmiştir.
Şinasi edebiyatımıza şiir, tiyatro, eleştiri, atasözleri ve çeviri türlerinde eserler vermiştir.
 
Başlıca eserleri şunlardır:
 
ESERLERİ:
İ. Tercüme-i Manzume (1859). Şinasi'nin Fransız şairlerinin şiirlerinden yaptığı çevirileri bir ara­ya toplayan bu eser, ilk olarak, "Fransız Lisânından Nazmen Tercüme Eylediğim Eş'âr" adıyla İstan­bul'da yayımlanır (1859, 27 s.) Daha sonra, kitabın adı, ikinci baskıda " Tercüme-i Manzume" olur. Eser, Süheyl BEKEN tarafından yeni yazıya aktarılmıştır (Ank., 1960,27 s.).
2. Müntahabât-ı Eş'âr (1862). Şinasi'nin kendi yazdığı şiirler arasından seçtiği ve Müntahabât-ı Eş'ârım" adını verdiği eseridir. Bu eser, daha sonra Ebüzziya Tevfik tarafından, Tercüme-i Manzumey­le birleştirilerek "Divan-ı Şinasi" adıyla yayınlandı(1886,1893). Eser, Müallâ Anıl tarafından "Şinasi, Müntahabat-ı Eş'ârım, Divan" adıyla yayınlandı (1-945). Eserde; Tanrı ile ilgili şiirler, kasideler, gazeller, şarkılar, medhiyeler, müfretler, mısralar, tarihler, hikâyeler, mizah ve hicivler yer alır. Eser, son olarak Süheyl BEKEN tarafından yayımlandı (ist., 1960,126 s.).
3. Şair Evlenmesi (1860). Türk tiyatrosunun kitap halinde çıkan ilk eseridir. Başlangıçta iki perde olarak tasarlanmış, ancak tek perdesi yayınlanmıştır. Eserin pek çok baskıları yapılmıştır. Piyes ilk olarak, 1908'de Selanik'te oynanmıştır. Görmeden ve tanışmadan yapılan evlenmelerin gülünçlüğü ve doğurduğu sonuçlar konu edinmiştir.
4. Durûb-ı Emsâl-i Osmaniyye (1863). Osmanlı ata sözlerini bir araya getiren bu eserin ilk bas­kısında, 1500 kadar ata sözü ve 300 kadar deyim yer alır. İkinci baskıda bu sayı artar, sözlerin toplamı 2500'e ulaşır. Ebüzziya Tevfik, eserin üçüncü baskısında bu sözlerin sayısını 4000'e çıkarır. Kendi topladıklarını ayrıca belirtir.
5. Makaleler. Ebüzziya Tevfik, Şinasi'nin ölümünden sonra, Tasvîr-i Efkâr gazetesinde çıkan ma­kalelerini "Müntahabât-ı Tasvîr-i Efkâr" adlı üç kitapta toplar.
a.Müntahabât-ı Tasvîr-i Efkâr 1, Siyasiyat (1885,1893). Şinasi'nin siyasi konulardaki yazılarını içerir.
 
b.Müntahabât-ı Tasvîr-i Efkâr 2, Mübahasât-ı Edebîyye, Mes'ele-i Mebhusetü Anha (1886). Şinasi ile Sait Efendi arasında geçen "Mebhusetü Anha" tanışmasının metinlerini bir araya toplar.
 
c.Müntahâbât-ı Tasvîr-i Efkar 3, Edebiyat (1894).
 
Şinasi'nin Tercüman-ı Ahvâl ve Tasvîr-i Efkârda çıkan 24 yazısını Fevziye Abdullah Tansel, "Ma­kaleler" adı altında bir araya getirmiştir (Ank., 1960).
 
6. Tezkire-i Hatîmetü'l- Eşâr (1885).
 
Kaynak:
Yard. Doç.Dr. HÜSEYİN TUN CER, ARAYIŞLAR DEVRİ TÜRK EDEBİYAT! I,
AKADEMİ KİTABEYİ, 1996, s.29-32.
 
< Önceki   Sonraki >


Site Tasarımı
www.isyeriweb.com