Skip to content
޵ an: Ana Sayfa arrow Edebiyat arrow Tanzimat Edebiyatı,Servet-i Fünun Edebiyatı,Fecr-i Ati Edebiyatı(Konu Anlatım,Çözümlü Örnekler,Test)
Tanzimat Edebiyatı,Servet-i Fünun Edebiyatı,Fecr-i Ati Edebiyatı(Konu Anlatım,Çözümlü Örnekler,Test) Yazdır

TANZİMAT, SERVET-İ FÜNUN VE FECR-İ ÂTİ EDEBİYATI

Türk edebiyatı, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yönünü Batı'ya çevirir. 1839'da ilan edi­len Tanzimat Fermanı ile Osmanlı Devleti'nin ka­pıları Batı'ya açılmış olur. Özellikle Fransa'ya gi­den Türk aydınları, Batı sanatçılarının etkisiyle sa­nat ürünleri vermeye başlarlar. Böylece ülkemiz­de Batı etkisindeki Türk edebiyatı dönemi başla­mış olur. Batı kültürü etkisinde gelişen Türk ede­biyatı şu başlıklar altında incelenecektir:

Tanzimat Edebiyatı (1860 - 1895)

Servet-i Fünun Edebiyatı (1895 -1901)

Fecr-i Ati Edebiyatı (1909 - 1911)

Milli Edebiyat (1911 - 1922)

Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı (1923 -...)

BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI

Bu dönem, 1860'ta ilk özel gazetemiz olan Tercüman-ı Ahval'in çıkarılmasıyla başlar, 1876'ya kadar devam eder.

Dönemin önemli temsilcileri şunlardır:

"İbrahim Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Vefik Paşa, Şemset­tin Sami"

Birinci Dönem Tanzimat Edebiyatının Özellikleri

-Edebiyat, halk eğitiminde bir araçtır.

-Sanat toplum içindir." görüşü savunulmuş­tur.

-Dilde sadeleşme yoluna gidilmiş; ama başa­rılı olunamamıştır.

-Roman, öykü, makale, fıkra, eleştiri, tiyatro gibi türler ve gazete edebiyatımıza bu dö­nemde girmiştir.

-Hak, adalet, özgürlük, eşitlik gibi kavramlar Divan edebiyatı nazım biçimleriyle dile geti­rilmiştir.

-Şiirin konusu genişletilmiş, tiyatroya önem verilmiştir.

-Ortaya konulan eserler teknik yönden kusur­ludur.

-Romanlarda, konular genellikle tarihten veya günlük hayattan alınmıştır. -Cariyelik kurumu ve alafrangalık özentisi işlenmiştir.

-Olayların akışında rastlantılara çok yer veril­miştir.

-Kişiler genellikle tek yönlü ele alınmış; iyiler mükâfatlandırılmıştır, kötüler cezalandırılmış­tır.

-Romanın akışına müdahale edilerek, okuyu­cuya bilgi verilmiştir.

-Tanzimat şair ve yazarları büyük ölçüde ro­mantizmin etkisinde kalmışlardır.

-Şiirde biçim güzelliği geri planda bırakılmış, içerik öne çıkarılmıştır; şiir, düşüncelerin ak­tarılmasında bir araç olarak kullanılmıştır.

-Bazı sanatçılar, hece ölçüsünü de kullanmış­lar; ancak şiirler genellikle aruzla yazılmıştır. Özellikle Fransız edebiyatı örnek alınmıştır.

Noktalama işaretleri edebiyatımızda ilk kez bu dönemde kullanılmıştır. Bu dönemin di­ğer ilkleri şöyledir:

İlk çeviri roman: Telemak (Yusuf Kamil Paşa)

İlk yerli roman: Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat (Şemsettin Sami)

ilk tiyatro: Şair Evlenmesi (Şinasi)

ilk resmi gazete: Takvim-i Vekayi (1831)

İlk yarı resmi gazete: Ceride-i Havadis (1840)

İlk özel gazete: Tercüman-ı Ahval (1860)

ÖRNEK - 1 (ÖSS - 2006):

Tanzimat edebiyatıyla ilgili aşağıdaki yargılar­dan hangisi yanlıştır?

A) Makale, fıkra, deneme gibi Batı'dan alınmış yazı türleri bu dönemde gazeteler aracılığıyla edebiyatımıza girmiştir.

B) Yeni nazım şekilleriyle birlikte Divan edebi­yatı nazım şekilleri de kullanılmıştır.

C) Ahmet Mithat, Şemsettin Sami bu dönemin romancılarındandır.

D) Vatan, millet, adalet, hürriyet gibi kavramlar bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.

E) Bu dönemde çıkan resmi gazeteler, Tercü-man-ı Ahval ve Tasvir-i Efkâr'dır.

ÇÖZÜM:

"Tasvir-i Efkâr" ve "Tercüman-ı Ahvâl" gazeteleri özel gazetedir.

Doğru cevap (E) seçeneğidir.

Birinci Dönem Tanzimat Edebiyatı Sanatçıları

İbrahim Şinasi (1826 -1871):

— Tanzimat edebiyatının öncü ve yenilikçi sa-natçılarındandır.

— Pek çok türün ilk eserini veren sanatçı klasi-sizmin etkisinde kalmıştır.

— İlk şiir çevirisi, ilk yerli tiyatro eseri, ilk maka­le, ilk özel Türk gazetesi ona aittir.

— Noktalama işaretlerini ilk kez Şinasi kullan­mıştır.

— "Halk, vatan, millet" kavramlarını ilk kullanan sanatçı, şiiri de söz oyunlarından kurtarmış­tır.

— Fabl çevirileri yapmıştır.

— "Şair Evlenmesi, Müntehabat-ı Eş'ar, Tercü-me-i Manzume, Durub-ı Emsal-i Osmani­ye..." önemli eserleridir.

Ziya Paşa (1825 -1880):

— Eski ile yeni arasında bocalayan bir sanatçı­dır.

— 1859'da yazdığı "Terci-i Bent" şiiriyle tanın­mıştır.

— "Şiir ve İnşa" makalesinde Halk şiirini öv­müştür.

— Hece ölçüsüyle yazdığı birkaç şiiri dışında Divan şiiri geleneğine bağlı kalmıştır.

— Bazı beyitleri atasözleri gibi kullanılır olmuş­tur.

— "Zafernâme, Harabat, Eş'ar-ı Ziya, Rüya, Defter-i Amal..." tanınmış eserleridir.

Namık Kemal (1840 - 1888):

— Mücadeleci bir yapıya sahiptir. "Vatan şairi" olarak nitelendirilmiştir.

— Sanatı, halkı bilinçlendirmek için bir araç olarak görmüştür.

— Hürriyet ve meşrutiyetin gür sesli şairi olarak bilinir.

— Nesri, şiirlerinden daha güçlüdür.

— Divan edebiyatına şiddetle karşı çıkmıştır.

— Şiirlerini aruzla yazmış, hece ölçüsünü çok az kullanmıştır.

— İlk edebi roman "İntibah" ve ilk tarihi roman "Cezmi" ona aittir. Romantizmin etkisinde kalmıştır.

— Edebiyatın hemen her türünde eser vermiş­tir.

— "Vatan yahut Silistre" adlı eseri sahneye ko­nulan ilk tiyatro eseridir.

— "Zavallı Çocuk, Akif Bey, Gülnihal, Kara Be­la, Celalettin Harzemşah, Tahrib-i Harabat, Takip..." tanınmış eserleridir.

İNTİBAH (1876)

Zengin bir ailenin çocuğu olan Ali Bey, çok iyi eğitim görmüş, kibar bir gençtir. Gösterişi se­ver, bol para harcar. Bir gün Çamlıca'da Mah-peyker adında güzel bir kadınla tanışır, ona âşık olur. Oysa Mahpeyker, kötü yola düşmüştür; her­kes de bunu bilmektedir. Ali Bey, bu kadına aşırı biçimde bağlanır. Ali Bey'in annesi, oğlunun bu durumunu öğrenince, onu Mahpeyker'den kurtar­mak ister; eve Dilaşub adında güzel bir cariye alır. Dilaşub, Ali Bey'i bir türlü kendisine bağlaya­maz.

Ali Bey, bir gün Mahpeyker'i yine görmeye gider, onu evde bulamaz. Çevresinden onun bir fahişe olduğunu öğrenince hayatı altüst olur. Pe­rişan biçimde evine döner. Dilaşub onu teselli eder. Bir süre sonra Ali Bey, Dilaşub'a bağlanır ve onunla evlenir. Durumu öğrenen Mahpeyker, kıs­kançlık duygusuna kapılır; dedikodu çıkartarak Dilaşub'un kötü bir kadın olduğunu söyler. Zayıf iradeli Ali Bey, söylentilere inanır; Dilaşub'u döver ve bir esirciye satar. Mahpeyker, bir yolunu bulup Dilaşub'u da kendisi gibi kötü yola düşürür.

Ali Bey, üzüntüsünden hastalanır. Bu arada annesi de olanlara dayanamayarak ölür. Mahpey­ker çok kindar bir kadındır. Ali Bey'i öldürmek is­ter. Onu eğlenceye çağırır. Mahpeyker'in kötü ni­yetini öğrenen Dilaşub, Ali Bey'i uyarır, fakat o inanmaz. Ali Bey, eğlence yerinde kendisine ku­rulan tuzağı anlar ve kaçar. Kiralık katil, Ali Bey yerine yanlışlıkla Dilaşub'u öldürür. Polisi eve ça­ğıran Ali Bey, Dilaşub'un oracıkta öldürüldüğünü görünce Mahpeyker'e saldırır ve onu bıçaklaya­rak öldürür. Tutuklanıp hapse atılan Ali Bey, ha­piste hastalanır ve kahrından ölür.

Ahmet Mithat Efendi (1840 -1913)

— Tanzimat'ın en çok yazan ve okunan yazarı­dır.

— İki yüzün üstünde eser yazdığı için kendisine "Yazı Makinesi" denmiştir.

— Eserleri teknik yönden kusurludur,

— Romanlarında olayın akışını keserek okuyu­cuya bilgi vermiştir.

— "Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Felatun Bey'le Rakım Efendi, Letaif-i Rivayet, Avru­pa'da Bir Cevelan..." tanınmış eserleridir.

— "Letaif-i Rivayet" edebiyatımızdaki ilk uzun hikâye kitabıdır.

FELATUN BEY İLE RAKIM EFENDİ (1875)

Mustafa Meraki Efendi'nin oğlu Felatun Bey, babası gibi giyime kuşama çok düşkün biri­dir. Varlıklı bir aile çocuğu olduğu için su gibi pa­ra harcar. Ona göre Batılılaşmak; lüks yaşamak, şık giyinmek ve eğlence yerlerinde gezip tozmak­tır. Felatun Bey, yarım yamalak Fransızcasıyla ya­bancı aileler arasında dolaşmaktan zevk almakta, belli bir iş tutmamakta, zamanını mağazaları do­laşmakla, elbise provaları yaptırmakla, eş dost zi­yaretleriyle geçirmektedir. Babası ölünce büyük bir mirasa konar; ancak varını yoğunu tanıştığı bir İtalyan kadın oyuncuya yedirir. Baba mirasını hepten tüketince, eski aile dostları yardımına ko­şar, ona İstanbul dışında bir iş bulurlar. Felatun Bey, büyük bir utançla İstanbul'dan ayrılmak zo­runda kalır.

Rakım Efendi, Felatun Bey'in tam karşıtı bir tiptir. Küçük yaşta anasız babasız kalmasına, çok yoksul olmasına rağmen dadısının yardımıyla kendini çok iyi yetiştirir. Çamaşırcılık yaparak kendisini büyüten dadısına minnettardır; kişilikli bir insan olur. Çok çalışarak Fransızca öğrenir, kendisine iyi bir iş bulur, yabancılara Türkçe dersleri verir. Evine cariye olarak aldığı Canan'ı eğitir, yetiştirir ve sonunda onu severek onunla evlenir. Mutlu bir evlilik yaşarlar.

Ahmet Vefik Paşa (1823 -1881)

— Tiyatroya yaptığı hizmetlerle tanınır.

— Türkçenin sadeleşmesi için mücadele etmiş­tir.

— Klasislzmin etkisindedir.

— Moliere'in bütün eserlerini Türkçeye çevir­miştir.

— Bursa valisi iken kendi adına bir tiyatro bina­sı yaptırmış; halkı tiyatro izleme konusunda yönlendirmiştir.

— "Şecere-i Türki, Lehçe-i Osmani, Zor Nikâh, Zoraki Tabip, Kocalar Mektebi, Kadınlar Mektebi..." tanınmış eserleridir.

Şemsettin Sami (1850 -1904)

— Türk dilinin sadeleştirilmesi yolundaki çalış­malarıyla tanınır.

— Orhun Kitâbeleri'ni ve Kutadgu Bilig'i Türki­ye Türkçesine ilk çeviren odur.

— "Kamus-ı Türki, Kamus'ul Alam, Kamus'ul Fransevi..." tanınmış eserleridir.

— "Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat" adlı eseri ilk yerli romanımızdır.

ÖRNEK - 2:

Türk edebiyatında Batılı roman türünün ilk ör­neği olarak anılan, 1859'da Feneion'dan Divan edebiyatının sanatlı, ağdalı anlatımıyla özet olarak dilimize çevrilen eser ve bu eserin çe­virmeni aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?

A) Kamelyalı Kadın - Ahmet Mithat Efendi

B) Sefiller - Şemsettin Sami

C) Emil - Ziya Paşa

D) Telemak - Yusuf Kâmil Paşa

E) Robinson Hikâyesi - Ahmet Vefik Paşa

ÇÖZÜM:

Türk edebiyatında Batılı roman türünün ilk örneği çeviri bir roman olan Telemak'tır. Yusuf Kâmil Pa­şa, bu eseri Fransızcadan çevirmiştir.

Doğru cevap (D) seçeneğidir.

ÖRNEK - 3 (ÖSS - 2006):

.........., Türk edebiyatında..........tarzda yazılmış

..........tiyatrodur. Yapıtın..........(1859) ve..........

(1860) yıllarında Türkiye'de Türkçe oyunlar oyna­nan tiyatro yoktu.

Yukarıda boş bırakılan yerlere, sırasıyla aşağı-dakilerden hangisinin getirilmesi gerekir?

A)

Zavallı Çocuk

- özgün

- bir - beğenildiği -

yayıldığı

B)

Afife Anjelik - yeni - son

- bilinmediği - tanın-

madiği

C)

Şair Evlenmesi

- batılı -

ilk - yazıldığı - basıl-

dığı

D)

Hasan Mellah -

bilinen -

gerçek - övüldüğü -

yerildiği

E)

Aşk-ı Memnu -

modern

- klasik - okunduğu

- sevildiği

ÇÖZÜM :

Seçeneklerde yer alan "Aşk-ı Memnu" ve "Hasan Mellah" romandır. Türk edebiyatında 1859 - 1860 yılları arasında yazılan ve basılan İlk tiyatro eseri­miz Şinasi'nin "Şair Evlenmesidir.

Doğru cevap (C) seçeneğidir.

İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI

Bu dönem, 1876'dan Servet-i Fünun edebi­yatının kuruluşuna (1895) kadar sürer. Dönemin sanatçıları Modern Türk edebiyatının yolunu açar­lar. Birinci dönemin toplumcu sanat anlayışını bı­rakıp eserlerini "sanat için sanat" anlayışıyla verir­ler. Dönemin temsilcileri:

Recaizâde Mahmut Ekrem

Abdülhak Hamit Tarhan

Sami paşazade Sezai

Nabizâde Nazım

Muallim Naci

ikinci Dönem Tanzimat Edebiyatının Özellikleri

-Sanatçılar, ağırlaşan siyasi koşullar yüzünden "sanat için sanat" anlayışını benimsemişler­dir.

-Siyasetten ve toplum sorunlarından uzak olan dönem sanatçıları sadece edebiyatla il­gilenmişler; aşk, sevgi, ayrılık, düş kırıklığı gi­bi konuları ele almışlardır.

-Divan edebiyatına karşı Batı edebiyatını sa­vunmuşlardır.

-Şiirde biçim yönünden Divan edebiyatının etkisi kırılmıştır.

-Dönemin şiiri Servet-i Fünun'a örnek oluştur­muştur.

-Şiirlerde ölüm, yokluk, hiçlik gibi konular iş­lenmiştir.

-Eserlerin dili ağırdır.

-Tiyatro eserleri oynanmak için değil, okun­mak için yazılmıştır.

-Roman ve öykülerde duygusal, acıklı konular ön planda yer almıştır.

II. Dönem Tanzimat Edebiyatı Sanatçıları

Recaizâde Mahmut Ekrem (1847 - 1914)

— Edebiyatımızdan Batılılaşma hareketinin et­kili olmasında önemli bir yeri vardır.

— Servet-i Fünun'un temellerinin atılmasında büyük katkı sağlamıştır.

— "Her güzel şey şiirdir." düşüncesinden hare­ketle şiirin konusunu genişletmiştir.

— Divan şiirinin "göz için kafiye" anlayışını terk ederek "kulak için kafiye" ilkesini benimse­miştir.

— Eski edebiyatın temsilcisi Muallim Naci ile yaptığı kafiye tartışmasıyla ünlenmiştir.

— "Araba Sevdası, Muhsin Bey, Şemsa, Afife Anjelik, Çok Bilen Çok Yanılır, Vuslat, Atala, Zemzeme..." tanınmış eserleridir.

ARABA SEVDASI (1896)

Nazlı büyütülmüş, üstünkörü bir öğrenim görmüş Bihruz Bey, bir Osmanlı paşasının oğlu, yani "paşazâde"dir. Babası ölünce Bihruz'la cahil ve saf annesine büyük bir miras kalır. Yirmi dört yaşlarındaki Bihruz Bey, hazır paranın bitmeyece­ğini sanarak, kendini gezmelere, eğlencelere kap­tırır. Alafranga giyinmek; terziler, garsonlar ve ayakkabıcılar arasında yarım yamalak öğrendiği Fransızca sözcükleri kullanmak onun başlıca me­raklarıdır. Kısaca, Bihruz Bey "Batılılaşma"yı yan­lış anlamış bir "züppe" tipidir.

Bihruz Bey bir gün, İstanbul'un o zamanki gezinti yerlerinden Çamlıca tepesinde genç ve güzel bir kadın görür. Hayalinde onu kibar bir aile kızı olarak tasarlar. Ona sırılsıklam âşık olmuştur. Ertesi hafta yine oraya gider ve bin bir özenle yazdığı mektubu onun arabasına atar. Fakat bir daha onu hiç göremez. Yemeden içmeden kesilir, yataklara düşer. İşini, annesini ihmal eder.

Bihruz Bey, bir daha göremediği Periveş adındaki kadının aşkıyla yanarken, dalkavuk ve yalancı arkadaşı Keşfi Bey, Bihruz'a Periveş'in öldüğünü söyler. Âşık Bihruz şimdi Periveş'in hiç değilse mezarını bulmak sevdasındadır.

İstanbul'un bir başka eğlence yeri Şehzade-başı'nda bir ramazan akşamı gezinirken Periveş'e çok benzeyen bir kadına rastlar; onu Periveş'in ablası sanır; kadından kardeşinin mezarının yerini sorar. Bihruz Bey'in ahmaklığını anlayan Periveş, ona aradığı kadının kendisi olduğunu söyler. Ha­yalinde yücelttiği sevgilisinin bir sokak yosması olduğunu anlayan Bihruz Bey, büyük bir hayal kı­rıklığına daha uğrar.

Abdulhak Hamit Tarhan (1852 - 1937):

— Modern edebiyatımızın kurucularındandır.

— Tanzimat şiirine biçim ve içerik yönünden yenilikler getirmiştir.

— "Şair-i Azam" diye anılan sanatçı, Batı şiirin­de gördüğü her yeniliği Türk şiirine taşımış­tır; böylece Divan şiiri geleneğine son ver­miştir.

— Divan şiiri nazım biçimlerini kullanmamıştır.

— Şiirlerinde coşkun bir lirizm vardır.

— Tiyatrolarında genellikle tarihi konuları ele al­mıştır.

— Tiyatrolarını okunmak için yazmıştır.

— "Makber, Sahra, Belde, Macerayı Aşk, Ölü, Hacle, Bunlar O'dur, Tayflar Geçidi..." tanın­mış eserleridir.

Samipaşazâde Sezai (1860 -1938)

— Edebiyatımıza ilk küçük hikâyeyi getiren sa­natçıdır.

— Hikâye ve romanlarında halkın içinden kah­ramanları, kendi dilleri, çevreleri ve günlük yaşamlarıyla yansıtmıştır.

— Ününü realist çizgideki öykü ve romanlarıyla sağlamıştır.

— "Sergüzeşt" adlı romanı Fransız realizminin izlerini taşır. Romantizmden realizme geçişin başarılı bir örneği olan eserde esir ticaretinin toplumsal hayattaki izleri anlatılır.

— "Sergüzeşt, Küçük Şeyler, Şlr, İclal..." tanın­mış eserleridir.

Nabizâde Nazım (1862 -1893)

— Edebiyata şiirle başlayan sanatçı asıl ününü roman ve öyküleriyle sağlamıştır.

— Eserlerinde realizm ve natüralizmin izleri var­dır.

— Edebiyatımızda köy yaşamını ilk işleyen ro-mancımızdır.

— Açık ve anlaşılır bir dili vardır.

— "Karabibik" ve "Zehra" en tanınmış eserleri­dir.

— "Karabibik" ilk köy romanı, "Zehra" ise ilk natüralist romandır.

KARABİBİK (1890)

Eserde Antalya'nın Kaş ilçesine bağlı Bey-melik köyünde geçen bazı olaylar anlatılır. Sekiz dönümlük küçük tarlasını sürmek için her yıl Ko­ca İmam'ın öküzlerini kiralayan Karabibik, Koca Imam'ın kayınbiraderi Sarı İsmail'e kızı Huri'yi başlık almadan vererek öküzleri bedava kullan­mayı kurar; San İsmail'in başka bir kızla evlene­ceğini öğrenince, tefeci bir Rum'dan yüksek faiz­le borç alıp iki öküz edinir. Artık, çift sahibi oldu­ğu için, kızını nasıl olsa birinin alacağını düşünür. Ufacık tarlasına göz diktiği için kavgalı olduğu tarla komşusu zengin Yosturoğlu'nun yeğeni Hü­seyin, Huri'yi sever, onunla evlenir. Karabibik, bu­na sevinir; artık o da çok mutludur.

Muallim Naci (1850 - 1893)

— Eski edebiyatın öncüsü sayılır. Medrese kül­türünün etkisiyle Divan edebiyatını savun­muş Hamit ve Ekrem'le tartışmalara girmiş­tir.

— "Göz için kafiye" anlayışını savunur.

— Edebiyatımızda köyden söz eden ilk şiir "Köylü Kızların Şarkısı" ona aittir.

— Recaizade'nin "Zemzeme"sine karşılık "Demdeme" yi yazmıştır.

— Dili sadedir. Aruzu Türkçeye kusursuz uygu­layan bir sanatçıdır.

— "Ateşpâre, Şerare, Fürûzan, Demdeme, Lu-gat-i Naci..." tanınmış eserleridir.

ÖRNEK - 4:

Aşağıda verilen belirtici niteliklerden hangisi­ne Tanzimat romanında rastlanmaz?

A) Konular genellikle günlük hayattan ve tarih­ten alınır.

B) Cariyelik kurumu ve alafrangalık özentisini işler.

C) Kişiler genellikle tek yönlü ele alınır, iyiler mükâfatlandırılır.

D) Olayların akışında rastlantılara çok yer verilir.

E) Romanın içinde bilgi ve öğüt vermekten ka­çınılır.

ÇÖZÜM:

E seçeneğinde belirtilen bilgiye Tanzimat roma­nında rastlanır. Romanda bilgi ve öğüt vermek Tanzimat romanının temel özelliklerindendir.

Doğru cevap (E) seçeneğidir.

ÖRNEK - 5:

Onun tiyatro eserleri, sahne tekniği açısından za­yıf olduğu gibi dil açısından da oynanmaya elve­rişli değildir. Piyeslerinin bir bölümü manzum, bir bölümü nesir, bir bölümü de nazım - nesir karışık olarak yazılmıştır. Bunların birkaçının konusu günlük hayattan alınmış; fakat çoğunda tarihi bir olay işlenmiştir.

Bu parçada sözü edilen sanatçı aşağıdakiler-den hangisidir?

A) Abdulhak Hamit B) Muallim Naci

C) Şinasi D) Ahmet Vefik Paşa

E) Şemsettin Sami

ÇÖZÜM:

Abdulhak Hamit Tarhan'ın tiyatroları oynanmak için değil, okunmak için yazılmıştır. Bunların bazı­ları nazım - nesir karışımıdır.

Doğru cevap (A) seçeneğidir.

ÖRNEK - 6:

Nabizâde Nazım'ın Karabibik adlı eseri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Edebiyatımızda realizmin başarılı bir örneği­dir.

B) Kırsal kesim gerçeğine ilk kez değinilmiştir.

C) Romandan çok, uzun hikâye özelliklerine sa­hiptir.

D) Kişilerin bulundukları çevreye göre yazılmış başarılı ilk eserdir.

E) İlk psikolojik romana örnektir. ÇÖZÜM :

Edebiyatımızda ilk psikolojik roman Mehmet Ra­uf'un "Eylül"üdür.

Doğru cevap (E) seçeneğidir.

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI (EDEBİYAT-I CEDİDE)

Servet-i Fünun edebiyatı, "Servet-i Fünun" dergisinin etrafında toplanan yazarların oluştur­duğu bir edebiyattır. Bu yazarlar, Recaizâde Mahmut Ekrem'in yönlendirmesiyle bir araya gel­mişlerdir. Bunlar Tevfik Fikret, Cenap Şehabettin, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Celal Sahir, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Ali Ekrem ve Hüseyin Suat'tır. Halit Ziya Uşaklıgil bu topluluğa sonra­dan katılmıştır. Servet-i Fünuncuların siyasi aksi­yonları yoktur. Aşırı derecede Batı hayranıdırlar. Tanzimat sanatçılarının edebiyatta yaptıkları yeni­likleri yeterli görmemeleri Servet-i Fünun'un oluş­masında bir etken olmuştur, diyebiliriz. Siyasi baskı yüzünden toplumsal konulara değinmemiş­ler, bireysel konuları tercih etmişlerdir. Bu neden­le eserler "sanat için sanat" ilkesiyle ortaya ko­nulmuştur.

Servet-i Fünun'un faaliyeti 1901'e kadar sü­rer. Hüseyin Cahit Yalçın'ın Fransız İhtilali'ni konu alan "Edebiyat ve Hukuk" yazısı derginin kapan­masına neden olur. Topluluk kısa sürede dağılır.

Servet-i Fünun Edebiyatının Özellikleri:

-Dönem sanatçıları, devrin şartlarını bahane ederek eserlerinde toplumsal konulara yer vermemişlerdir.

-Tanzimat edebiyatında kullanılan kanun, ada­let, hürriyet, hak gibi kavramlar Servet-i Fü­nun döneminde yerini "aşk, üzüntü, mutlu­luk, doğa güzellikleri" gibi bireysel konulara bırakmıştır.

-Şiirde sembolizm ve parnasizmin; romanda ise realizm ve natüralizmin etkisi görülür.

-Dil, oldukça ağır ve süslüdür.

-Şiirde aruz ölçüsü kullanılmış; nazım, nesre yaklaştırılmıştır.

-Fransız edebiyatından alınan "sone, terzari-ma, serbest müstezat" bu dönemde kullanıl­mıştır.

-Şiirin konu alanı genişlemiş, "kulak için kafi­ye" görüşü savunulmuştur.

-Edebiyatımızda teknik yönden sağlam, Ba­tı'ya uygun ilk roman örnekleri bu dönemde verilmiştir.

-Tiyatro alanında gerileme vardır. Gazetecilik sönüktür.

-Mensur şiir örnekleri bu dönemde verilmiştir.

-Dönem şairleri aruzu Türkçeye başarıyla uy­gulamışlardır.

-Şiirde bütün güzelliğine önem verilmiştir.

-Devrik ve eksiltili cümleler sıkça kullanılmıştır.

Servet-i Fünun'un Önemli Sanatçıları

Tevfik Fikret (1876-1915):

— Servet-i Fünun dergisinin başyazarlığını yap­mıştır.

— Hamit ve Ekrem'in etkisinde kalmıştır.

— İlk şiirlerinde bahar, aşk ve şarap konularını işlemiştir.

— Dergi kapatıldıktan sonra siyasal ve sosyal içerikli şiirler yazmıştır.

— "Sone"yi edebiyatımızda ilk kez o kullanmış­tır, nazmı nesre yaklaştırmıştır.

— Aruzla yazdığı şiirlerinde ağır bir dil kullan­mıştır.

— Hece ölçüsüyle yazdığı ve "Şermin" adlı ki­tapta topladığı çocuk şiirlerinde konuşulan Türkçeyi kullanmıştır.

— Parnasyen şairlerimizdendir.

— "Rubab-ı Şikeste, Haluk'un Defteri, Şermin, Doksan Beşe Doğru, Rübab-ı Şikeste, Ta-rih-i Kadim, Rübabın Cevabı" eserleridir.

Cenap Sahabettin (1870 -1934)

— Sembolizm ve parnasizmden etkilenmiştir.

— Aruzu ve serbest müstezatı başarıyla kullan­mıştır.

— Dili süslü ve ağırdır, şiirde ahengin peşinde­dir.

— Soneleri ve serbest müstezatları, dilbilgisi kurallarını hiçe sayan sıfatlar ve tamlamalarla doludur.

— En basit olayları ve varlıkları şiire sokmuş, onları simgeleştirmek için yeni sözcükler bulmaya çalışmıştır.

— "Elhan-ı Şita" adlı şiirinde kış manzaraların­dan söz etmiştir.

— "Tiryaki Sözler" özdeyişlerini topladığı önemli bir eserdir.

— "Tâmât" tek şiir eseridir.

— Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-I Sulh eserlerin­dendir.

Halit Ziya Uşaklıgil (1866 - 1945)

— Türk edebiyatının en önemli romancıların-dandır.

— Batı roman ve hikâye tekniğine uygun ilk ba­şarılı örnekler ona aittir.

— Tasvirleri süs olmaktan çıkarıp romanın asil unsuru haline getirmiştir.

— Dili ağırdır.

— Edebiyatımızda mensur şiirin ilk örneklerini vermiştir.

— Romanlarında konu ve kişileri özellikle İstan­bul'dan seçmiştir.

— Hikâyelerinde konu ve kişileri halk arasından seçmiştir.

— Yaklaşık beş dil bilen bir yazarımızdır.

— Roman dili, öykü diline göre daha ağırdır.

— Eserlerini Cumhuriyet döneminde sadeleştir-miştir.

— "Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Mensur Şiirler, Mezardan Sesler, Saray ve Ötesi, Kırık Ha­yatlar, Kırk Yıl..." tanınmış eserleridir.

AŞK-I MEMNU (1900)

Melih Bey, serbest yaşamayı, eğlenmeyi çok seven Firdevs Hanım'la evlidir. Firdevs Ha­nım, kocasını umursamayan, başkalarının aşk tekliflerine cevap veren bir tiptir. Bir gün Melih Bey, karısının âşıklarına yazdığı aşk mektuplarını bulur ve bir süre sonra üzüntüsünden ölür.

Firdevs Hanım'ın Peyker ve Bihter adlı iki genç kızı vardır. Bunlar da anneleri gibi yaşama ihtirası ile çırpınmaktadırlar. Firdevs Hanım, yaşlı olmasına rağmen kızlarıyla her konuda yarışmak­ta genç ve güzel görünmek için her yola başvur­maktadır. Korktuğu tek şey "valide" olmaktır. Bu yüzden kızlarının evlenmesine karşı çıkar. Ne var ki Peyker, annesini dinlemez ve evlenir.

Romanda tanıtılan İkinci aile, Adnan Bey ai-lesidir. Karısı ölen Adnan Bey kızı Nihal ve oğlu Bülent ile yaşamaktadır. Adnan Bey, bir sandal gezisinde Firdevs Hanım'ın küçük kızı Bihter'i gö­rür ve beğenir. Aralarında büyük yaş farkı olması­na rağmen evlenirler.

Adnan Bey'in Behlül adında bir yeğeni var­dır. Behlül, genç ve yakışıklıdır. Bir süre sonra Behlül ve Bihter arasında yasak bir aşk başlar.

Firdevs Hanım, kızı olmasına rağmen Bihter'i çok kıskanmaktadır. Bihter'in Behlül'le ilişkisini engellemek için Nihal ile Behlül'ü evlendirmeye çalışır.

Behlül, Nihal ile nişan hazırlıklarına başlar. Bihter buna çok üzülür. Aşkını korumak için bir süre mücadele eder; "yasak aşk"ının ortaya çık­ması üzerine de canına kıyar. Behlül kaçar, Nihal de hayalleri yıkılmış olarak, eskisi gibi babasıyla yaşamaya devam eder.

ÖRNEK - 7 (ÖSS - 2006):

Aşkın ikinci plana atıldığı bu romanda toplumsal hayata yer verilmiş olması, bu yapıtın en önemli özelliğidir. Romanda Ahmet Cemil, yalnız iç dün­yasıyla değil, bağlı bulunduğu toplumsal çevreyle birlikte verilmiştir. Okurken onun, çocukluğundan bu yana hangi toplumsal çevrede yetiştiğini, aile ve okul hayatını, karşılaştığı sıkıntıları bütün ayrın­tılarıyla öğreniyoruz. Bu genç şairin yeni bir şiir yaratmak için neler düşündüğünü, verdiği müca­deleleri, düşmanı olan eski edebiyat taraftarlarının ve o devir basın hayatının iç yüzünü görüyoruz. Bu bakımdan yapıtı, o dönemin ve Doğu ile Batı edebiyatları arasındaki düşünce çatışmasının ro­manı olarak da kabul edebiliriz.

Bu parçada özellikleri anlatılan roman ve ya­zarı aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?

A) Eylül - Mehmet Rauf

B) Şıpsevdi - Hüseyin Rahmi Gürpınar

C) Paris'te Bir Türk-Ahmet Mithat

D) Mai ve Siyah - Halit Ziya Uşaklıgil

E) Hayal İçinde - Hüseyin Cahit Yalçın

ÇÖZÜM :

Roman kahramanı "Ahmet Cemil" Halit Ziya Uşaklıgil'in "Mai ve Siyah" romanına aittir. Parça­da geçen açıklamalar da bu romana aittir.

Doğru cevap (D) seçeneğidir.

ÖRNEK-8:

Yeni bir duyarlığı, yeni bir şiir dilini oluşturmaya çalışırken Batıyı hemen hemen günü gününe izle­mişlerdir. Şiirlerinin imgelerle yüklü, sanatlı bir ya­pısı vardır. Özellikle benzetmeler ve sıfatlarla var­lıkların gerçek görünüşlerini değiştirmeye çalış­mışlardır. Aşk, doğa, aile yaşamı, kişisel tedirgin­lik, yakınma temalarını şiirlerinde bol bol işlemiş­lerdir.

Bu parçada sözü edilen edebiyat topluluğu ve onun üyelerinden biri aşağıdakilerin hangisin­de birlikte verilmiştir?

A) Tanzimat - Abdulhak Hamit Tarhan

B) Servet-i Fünun - Cenap Şehabettin

C) Garipçiler - Orhan Veli Kanık

D) Milli Edebiyat - Mehmet Emin Yurdakul

E) Cumhuriyet Dönemi - Faruk Nafiz Çamlıbel

ÇÖZÜM :

Batıyı günü gününe izleyenler Servet-i Fünuncu-lardır. Cenap Şehabettin, varlıkların gerçek görü­nüşlerini benzetme ve sıfatlarla değiştiren sanat­çıdır.

Doğru cevap (B) seçeneğidir.

Mehmet Rauf (1875 -1931)

— Servet-i Fünun'un Halit Ziya'dan sonraki ikinci ismidir.

— Romanlarında psikolojik tahlillere önem ver­miştir.

— Eserlerinde hüzün, karamsarlık temalarını iş­lemiş, aşk serüvenlerine yer vermiştir.

— Romanlarına kendi yaşamını da yansıtmıştır.

— ilk psikolojik romanımız sayılan "Eylül"ün ya­zarıdır.

— Roman, tiyatro, mensur şiir türünde eserler vermiştir.

EYLÜL (1901)

Suat Hanım ile Süreyya Bey, beş yıldan be­ri evlidir. Bir yaz, Boğaziçi'nde küçük bir yalı kira­larlar. Mutludurlar. Süreyya'nın arkadaşı Necip, bunların aile dostudur; sık sık gelip yanlarında mi­safir kalmaktadır. Necip, Suat Hanım'a çok değer vermekte, ona karşı derin bir saygı duymaktadır. Bu değer veriş ve saygı, zamanla şiddetli bir aşka dönüşür. Genç adam, aşkını gizlemektedir. Ne­cip, Suat Hanım'ın da kendisini sevdiğini anla­makta gecikmez; fakat arkadaşına ihanet etme­nin üzüntüsüne kapılır.

Necip'le Suat Hanım arasındaki aşka ilişkin dedikodular Süreyya Bey'in kulağına ulaşır. Sü­reyya Bey, en yakın dostunun karısına âşık olaca­ğına ihtimal vermez; oysa gerçek budur.

Dedikodular yaygınlaşınca Necip eskisi gibi sık sık yalıya gelmez. Hastalanır, tifodan yatağa düşer. İyileşince yeniden yalıya gidip gelmeye başlar. Birbirlerine aşklarını ilan edemeyen sevgi­liler eski günleri yeniden yaşamaya başlarlar. "Ey­lül" gelir. Bu ay, Suat Hanım için kadınlığının bir sonbahar ayı gibidir. Evlilikte aradığı mutluluğu, seveceği erkeği bulamamış bir kadın olduğunu düşünür. Necip ise mutlu olabileceği bir kadına ulaşamamanın açılarıyla kıvranmaktadır.

Süreyya Bey, Suat Hanım ve Necip bir gün sohbet ederlerken konakta bir yangın çıkar. Her­kes dışarı fırlar. Fakat Suat Hanım odasına kapa­nır, yardım çağrılarına cevap vermez. Necip, sev­diği kadını kurtarmak için alevlerin içine dalar. Süreyya Bey de onun ardından koşar. Ancak Su­at Hanım'ı kurtaramazlar. Necip de bu yangında ölür, Süreyya ise kurtulur.

Hüseyin Cahit Yalçın

— Hikâye ve romanlarında gözleme yer veren, betimleme ve tahlillerde derinleşmeyen, ger­çekçi bir yazardır.

— Dönemine göre dili sadedir; özenti, süsten uzaktır.

— Eski edebiyata karşı Batı edebiyatını savu­nur.

— Öykü, roman, eleştiri ve gazete türlerinde yazmıştır.

— Fransızcadan çevirdiği "Edebiyat ve Hukuk" adlı makaleyi Servet-i Fünun dergisinde ya­yımlayınca dergi kapatılmıştır.

— Hayat-ı Muhayyel, Hayat-ı Hakikiye Sahne­leri (Öyküler)

— Nadide, Hayal İçinde (Romanlar)

— Edebi Hatıralar, Kavgalarım da tanınmış eserleridir.

ÖRNEK - 9 (ÖSS - 2006):

Bir dergi çevresinde toplanan, yeni bir duyarlılığı, yeni bir şiir dilini yerleştirmeye çalışan bu şairlerin şiirleri, bir arayış döneminin bütün karışık etkileri­ni içermektedir. Romantik ve simgecidirler. Onla­rın şiirlerinde, düşle gerçek çatışması, karamsar­lık, kaçış temaları egemendir. Hem dönemin siya­sal koşulları hem de benimsedikleri sanat anlayı­şı, onların içine kapalı, bireyci bir şiire yönelmele­rine yol açmıştır.

Bu parçada yer alan şairler aşağıdakilerin hangisinde yer alır?

A) Tanzimatçılar

B) Edebiyat-ı Cedideciler

C) Fecr-i Aticiler

D) Yedi Meşaleciler

E) Milli Edebiyatçılar

ÇÖZÜM:

Bu parçada adı geçen dergi "Servet-i Fünun" dergisidir. Dergi etrafında toplanan romantik ve simgeci şairler ise "Edebiyat-ı Cedideciler"dir.

Doğru cevap (B) seçeneğidir.

NOT:

Bu dönemde bağımsız eser veren iki önemli sanatçımız vardır. Bunlardan biri Hüseyin Rah­mi Gürpınar, diğeri de Ahmet Rasim'dir.

Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864 -1944)

— Realist - naturalist bir anlayışla güçlü göz­lemleri sayesinde istanbul'un canlı manzara­larını yansıtır.

— Sokağa ayna tutan, sokağı edebiyata taşı­yan sanatçıdır.

— Seçtiği tipleri kendi şiveleriyle konuşturmaya çalışır.

— Geniş bir okur kitlesine ulaşabilmek adına eserlerinde yalın bir dil kullanır.

— Roman ve öykülerinde toplumsal eleştiriyle, okuru eğlendirerek eğiten, sanatı toplum için kullanan bir yazardır.

— Romanlarda olayın akışını keserek felsefi dü­şüncelere dalar, ayrıntılı bilgiler verir.

— Okuyucuyu güldürürken ağlatan bir sanatçı­dır. Elliden fazla eserin sahibidir.

— "Şık, Mürebbiye, Tesadüf, Şıpsevdi, Gulya-bani, Kuyruklu Yıldız Altında Bir izdivaç..." tanınmış romanlarıdır.

Ahmet Rasim (1864 -1932)

— Yaşamını gazetecilikle kazanan sanatçı, fık­ra, makale ve anılarıyla ün kazanmıştır.

— Eski istanbul yaşamını (Ramazanlarıyla, bay-ramlarıyla, sokak satıcılarıyla) anı ve fıkrala­rında işlemiştir.

— Gördüklerini bir ressam duyarlılığıyla, kısa cümlelerle, açık, yalın, gülmeceye dayalı bir anlatımla gözler önüne sermiştir.

— Bestekârlık da yapan sanatçı, Ahmet Mithat geleneğini benimsemiş; her alanda eser ver­miştir.

— "Gecelerim, Falaka, Muharrir Bu Ya, Rama­zan Sohbetleri, Şehir Mektupları, Eşkal-i Za­man..." tanınmış eserleridir.

ÖRNEK -10:

Bir yazar şöyle diyor: "Nerede bir edebiyatın baş­ladığını görsek orada sokağın yazı masası ile bir­leştiğini görürüz. Malharbe sokağı dinledi. Dic­kens sokağı edebiyata soktu. Bir romanında ge­çen "sokağın anahtarı" sözü bu yazarın sanatını anlatmaya yeter. Puşkin'de de sokağın anahtarı vardı. Bize gelince, bu sihirli anahtar çoğu yazarı­mızın eline hiçbir zaman geçmedi. Yazarın "sokağın anahtarı" sözü ile anlatmak istediği özellik aşağıdaki yazarlardan hangi­sinde vardır?

A) Recaizâde Mahmut Ekrem

B) Namık Kemal

C) Halit Ziya

D) Mehmet Rauf

E) Hüseyin Rahmi

ÇÖZÜM:

Hüseyin Rahmi, sokağı bir anahtarla edebiyatımı­za açan kişidir. O, sokağa ayna tutmuştur.

Doğru cevap (E) seçeneğidir.

FECR-İ ATİ EDEBİYATI

1901'de Servet-i Fünun dergisinin kapatıl­masıyla topluluk dağılır ve 1908'e kadar edebiyat dünyasında bir boşluk oluşur. İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla oluşan özgürlük ortamı Fecr-i Ati'nin do­ğuşuna zemin hazırlar. Bu durumdan yararlanan "Ahmet Haşim, Emin Bülent, Ali Canip, Yakup Kadri, Refik Halit, Hamdullah Suphi, Fuat Köprü­lü, Celal Sahir" gibi sanatçılar bir araya gelerek bir grup oluştururlar. Gruplarına "Fecr-i Ati" adını verirler. Bunlar, 1909'da ilk toplantılarını yaparak bir bildiri yayımlarlar. Onlara göre "Sanat şahsi ve muhteremdir."

Fecr-i Ati Edebiyatının Özellikleri

-Topluluk, sanata ve edebiyata hizmet etmek adına eserler vermiştir.

-Fransız edebiyatı örnek alınarak edebiyatın önemi ve ciddiyeti halka anlatılmak istenmiş­tir.

-Sanatın toplumun eğitimine katkı sağladığına inanmışlardır.

-Dil ve üslup, Servet-i Fünuncularla aynı ol­muştur.

-Eserlerde duygulu aşklar dile getirilmiş, ger­çekten uzak tabiat tasvirleri yapılmıştır.

-Şiirler aruz ölçüsüyle yazılmış, serbest müs­tezat geliştirilerek kullanılmıştır.

-Fransız sembolizminden etkilenmişler, Ser-vet-i Fünuncuları Batı yanlısı olmamakla suç­lamışlardır. Servet-i Fünun'un devamı olmak­tan kurtulamamışlardır.

Ahmet Haşim (1884 -1933)

— Sembolizmin Türk edebiyatındaki en önemli temsilcisidir.

— Küçük yaşta, çok sevdiği annesini kaybet­mesi onu yalnızlığa ve karamsarlığa itmiştir.

— Eserlerini "sanat için sanat" görüşüyle yaz­mıştır.

— Eserlerinde toplumsal sorunlara yer verme­miştir.

— Hece ölçüsünü hiç kullanmamıştır.

— Şiirde musikiye önem vermiş "Şiir, sözden çok musikiye yakın bir dil olmalıdır." demiş­tir.

— Kızıl gün batımları, sararmış yapraklar, ay ışığı altındaki doğa, loş karanlıklar... şiirinin teması olmuştur.

— "Göl Saatleri, Piyale, Bize Göre, Gurabaha-ne-i Laklakan, Frankfurt Seyahatnamesi" ta­nınmış eserleridir.

ÖRNEK-11:

Bireyci sanat anlayışı, bize Edebiyat-ı Cedide'den miras kalmıştı ve biz onu söylemekle ortaya yeni bir görüş getirmiyorduk. Öyle ya, Edebiyat-ı Ce-didecilerin, özellikle Hüseyin Cahit'le Mehmet Ra­uf'un, Dr. Rıza Tevfik'le estetik konusu üzerinde tartışırken, ter ter tepinircesine "Güzellik görece­dir" deyişlerinin, bizim "sanat kişisel ve saygıya değerdir." sözümüzden farkı neydi?

Bu parçada, yazarın "biz" dediği kimler olabi­lir?

A) Garipçiler B) Servet-i Fünuncular

C) Yeni Lisancılar D) Yedi Meşaleciler E) Fecr-i Aticiler

ÇÖZÜM:

"Sanat kişisel ve saygıdeğerdir" ilkesi Fecr-i Ati­cilere aittir.

Doğru cevap (E) seçeneğidir.

ÖRNEK - 12:

Aşağıdakilerden hangisi Cenap Şehabettin'le Ahmet Haşim'de ortak değildir?

A) Hem şiir hem nesir alanında eser vermiş ol­maları

B) Servet-i Fünun topluluğunda yer almaları

C) "Sanat için sanat" ilkesini benimsemeleri

D) Fransız sembolistlerinden etkilenmeleri

E) Aruz ölçüsünü kullanmaları

ÇÖZÜM:

Cenap Şehabettin Servet-i Fünun'da, Ahmet Ha­şim ise Fecr-i Ati topluluğunda yer almıştır.

Doğru cevap (B) seçeneğidir.

TEST

1. (I) Fransız edebiyatını örnek alan Servet-i Fünun sanatçıları "Sanat, sanat içindir." ilke­sini benimsemişlerdir. (II) Tanzimat döne­minde ele alınan "vatan, millet, hürriyet, hak" gibi konuları bu dönem eserlerinde de işle­mişlerdir. (III) Son derece ağır ve süslü bir dil kullanmışlardır. (IV) Edebiyatımızda teknik bakımdan sağlam, Batı'ya uygun ilk roman örnekleri de bu dönemde verilmiştir. (V) Bu dönemde tiyatro ve gazetecilik gelişmemiş­tir.

Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinde bilgi yanlışı vardır?

A)l. B) II. C) III. D) IV. E) V.

2......... Fransız ihtilali'ni konu alan ........ adlı makaleyi Servet-i Fünun dergisinde yayımla­yınca dergi kapatıldı; Servet-i Fünun toplulu­ğu dağıldı.

Bu cümlede boş bırakılan yerlere aşağı­dakilerden hangisi getirilmelidir?

A) Tevfik Fikret - Tarih-i Kadim

B) Hüseyin Cahit Yalçın - Edebiyat ve Hu­kuk

C) Halit Ziya Uşaklıgil - Saray ve Ötesi

D) Cenap Sahabettin - Evrak-ı Eyyam

E) Ahmet Haşim - Bize Göre

3. Tevfik Fikret'le ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?

A) Nazmı nesre yaklaştırmış, şiirin konu alanını genişletmiştir.

B) Anlamı birden çok mısraya yayarak ser­best müstezatın Türk şiirine yerleşmesi­ni sağlamıştır.

C) Şiirlerini aruz ölçüsüyle yazmış, hece öl­çüsünü hiçbir şiirinde kullanmamıştır.

D) Şiirlerinde parnasizmin etkilen vardır.

E) Çocuklar için yazdığı şiirleri "Şermin" adlı kitapta toplamıştır.

4. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bilgi yanlışı vardır?

A) Servet-i Fünuncular, eserlerinde Arapça ve Farsça sözcüklerle yüklü ağır bir dil kullanmışlardır.

B) Edebiyatımızda düzyazıda noktalama işaretleri ilk kez Tanzimat döneminde kullanılmıştır. .

C) Tanzimat'ın birinci döneminde toplum­sal, ikinci döneminde ise bireysel konu­lar işlenmiştir.

D) Fecr-i Aticiler, gerçekten uzak doğa be­timlemeleri yapmışlardır.

E) Servet-i Fünuncular, roman ve öyküler­de olayların akışını keserek okuyucuya bilgi vermişlerdir.

5. "Sanat şahsi ve muhteremdir." diyerek bi­reyci bir sanat anlayışını savundular. Sanata ve edebiyata hizmet etmek amacıyla eser verdiler. Fransız edebiyatını örnek aldılar, Fransız sembolistlerinden etkilendiler.

Bu parçada söz edilenler, aşağıdaki edebi topluluklardan hangisine aittir?

A) Servet-i Fünuncular

B) Tanzimatçılar

C) Fecr-I Aticiler

D) Toplumsal Gerçekçiler

E) Garipçiler

6. Suat Hanım, Süreyya Bey ve Necip eserin önemli kahramanlarıdır. Psikolojik çözülme­leri anlatan bu eserde Suat Hanım ile Necip arasında geçen trajik bir aşk hikâyesi anlatı­lır.

Edebiyatımızın ilk psikolojik romanı kabul edilen bu eser, aşağıdakilerden hangisi­dir?

A) Mai ve Siyah C) Eylül

E) Araba Sevdası

B) Aşk-ı Memnu D) Zehra

7. Aşağıdaki sanatçı - eser eşleştirmelerin­den hangisi yanlıştır?

A) Zehra - Nabizâde Nazım

B) Zavallı Çocuk - Namık Kemal

C) Küçük Şeyler - Sami Paşazade Sezai

D) Tiryaki Sözler - Cenap Sahabettin

E) Hasan Mellah - Şemsettin Sami

8. "Sanat toplum içindir." görüşünü savunan I

Servet-i Fünun sanatçıları, eserlerini halkı II

eğitmek amacıyla yazdıkları için dilde sade­leşmeyi amaçlamışlardır. Şiirlerde Divan III IV

edebiyatı nazım biçimlerini kullanmışlar, Fransa'da ortaya çıkan romantizm akımının

V

etkisinde kalmışlardır.

Bu parçadaki altı çizili sözlerin hangisin­de bilgi yanlışı vardır?

A)l. B) II. C) III. D) IV. E) V.

9. Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk tiyat­ro örneği olarak bilinen, Batı tarzında ya­zılmasına karşın geleneksel Türk tiyatro­sunun etkisini taşıyan eser ve bu eserin yazarı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Vatan yahut Silistre - Namık Kemal

B) Telemak - Yusuf Kâmil Paşa

C) Şair Evlenmesi - Şinasi

D) Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat - Şemsettin Sami

E) İçli Kız - Abdulhak Hamit Tarhan

10. ......bu eserini Ziya Paşa'nın yazmış olduğu ......adlı eserine karşı kaleme alır. Amacı Zi­ya Paşa'nın çelişkili düşüncelerini eleştir­mektir. Eleştirilerini.... adlı eseriyle sürdürür.

Bu parçada boş bırakılan yerlere, verilen bilgilere göre aşağıdakilerden hangisi ge­tirilmelidir?

A) Namık Kemal, Harabat, Takip

B) Recaizâde Mahmut Ekrem, Takdir-i El-han, Talim-i Edebiyat

C) Muallim Naci, Demdeme, Zemzeme

D) Cenap Sahabettin, Evrak-ı Eyyam, Tir­yaki Sözler

E) Şinasi, Defter-i Amal, Mukaddime-i Ce­lal

11. Aşağıda verilen eserlerden hangisinin tü­rü ötekilerden farklıdır?

A) Göl Saatleri B) Şermin

C) Piyale D) Makber

E) Körebe

12. Batı etkisindeki Türk edebiyatının öncü sa­natçılarından olan.......ilklerin sanatçısı ola­rak tanınır.......adlı eseri, şiir alanındaki ilk

eseridir........şiirinden yaptığı çevirilerin yer

aldığı bu eserde La Fontaine, Racine ve Fe-nelon'a ait şiirleri........çevirmiştir.

Bu parçada boş bırakılan yerlere, sırasıy­la aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi gerekir?

A) Şinasi, Tercüme-i Manzume, Fransız, Türkçeye

B) Namık Kemal, İntibah, İngiliz, Türkçeye

C) Ziya Paşa, Engisizyon Tarihi, Fransız, Türkçeye

D) Şinasi, Şair Evlenmesi, İngiliz, Türkçeye

E) Namık Kemal, Cezmi, Fransız, Farsçaya

13. İlk köy romanımız ........ Batılı anlamda ilk öykü örneği ......., ilk realist roman ....... ilközel gazete.......'dir.

Yukarıdaki boşluklara sırasıyla aşağıdaki­lerden hangileri getirilmelidir?

A) Zehra - Letaif-i Rivayet - Araba Sevdası - Tercüman-ı Ahval

B) Karabibik - Küçük Şeyler - Araba Sev­dası - Tercüman-ı Ahval

C) Karabibik - Küçük Şeyler - İntibah - Ce-ride-i Havadis

D) Zehra - Küçük Şeyler - Araba Sevdası -Ceride-i Havadis

E) Karabibik - Küçük Şeyler - intibah - Ter­cüman-ı Ahval

14. I. Tanzimat şiiri, Divan şiirinin en çok tek­nik özelliklerine bağlı kalmıştır.

II. Bu dönemde hece ölçüsüne duyulan ilgi biraz artmış; fakat aruz eski egemenliği­ni sürdürmüştür.

III. Divan şiirinin mazmunlarından da tama­men vazgeçilememiştir.

IV. Konu bütünlüğü değil, parça güzelliği önemsenmiştir.

V. Divan şiirinde olmayan yeni kavramlar (hak, adalet, eşitlik, özgürlük) şiire gir­miştir.

Yukarıda numaralanmış cümlelerin hangi­sinde Tanzimat şiiriyle ilgili bilgi yanlışı vardır?

A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.

15. Aşağıdaki yazar - dönem eşleştirmelerin­den hangisi yanlıştır?

A) Mehmet Emin Yurdakul - Milli Edebiyat

B) Recaizâde Ekrem - Tanzimat İkinci Dö­nem

C) Abdulhak Hamit - Servet-i Fünun

D) Hüseyin Cahit Yalçın - Servet-i Fünun

E) Ahmet Haşim - Fecr-i Ati

16. I. Divan edebiyatına bir tepki olarak doğan Tanzimat edebiyatı soyuta değil, somu­ta yönelmeyi amaçlamıştır.

II. Şiirde önce (Birinci Dönem) bireysel ko­nular, sonra (İkinci Dönem) toplumsal sorunlar işlenmiştir.

III. Edebiyatımızın yabancı olduğu gazete, roman, tiyatro gibi türler bu dönemde edebiyatımıza girdi.

IV. Bu dönemde beyitler cümle biçiminde anlam bütünlüğü olan birimler olarak kullanıldı.

V. Hürriyet, eşitlik, adalet gibi kavramlar ilk defa bu dönemde edebiyattaki yerini al­dı.

Yukarıda numaralanmış cümlelerin hangi­sinde Tanzimat edebiyatıyla ilgili bir bilgi yanlışı vardır?

A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.

 
< Önceki   Sonraki >


Site Tasarımı
www.isyeriweb.com