Skip to content
޵ an: Ana Sayfa arrow Öykü arrow Ayrılık Üzerine Üç Kısa Metin / Refik Algan
Ayrılık Üzerine Üç Kısa Metin / Refik Algan Yazdır

I.

Çocuk ve Köpek

 

      İlk kardı. Sabah erkenden güneş açmıştı. Bahçeye çıkmadan önce annesi sıkıca giydirdi.

Karın üstünde ilk onlar yürüdü. Hep gözlerini kırpıştırdı, soluk ve­rişleri görünüyordu. Basılan karın sesini köpeğin ayaklarından da duy­du. Kuyruğunu sallaya sallaya yanında, önünde durup durup koştu. Ar­kasına dönüp yanına çağırdı, okşadı.

Köpeğini de çok seviyordu.

Köpek koşa koşa bahçeden yola çıktı. Çocuk onun arkasından bah­çe kapısına kadar koştu, orada durdu, geri çağırdı onu.

Yolun yukarısında küçük bir köpek vardı. Birbirlerine doğru koştu­lar, koklaştılar; yuvarlana yuvarlana koşuştular, koklaştılar. Sonra da ötede durdular. Bir şey yapmaya çalışıyorlardı.

Çocuk, bahçe kapısından çıktı, yanlarına kadar gitti. Ayrılmadan, biraz uzaklaştılar. Eliyle köpeğine dokundu, hafifçe itti, geri çağırdı, adıyla çağırdı. Durur gibi oldu, başını çevirdi, gene hızlandı.

Çocuk, eve dönerken "Beni o denli sevmiyormuş" diye düşündü. Bahçeye girerken döndü, bir kez daha bağırdı. Annesi camı tıklatıyor­du. Zaten üşümeye başlamıştı.

İçerisi kestane kokusu. Sobanın üzerinden biri yere düştü, cızır pa­tır. Anneannesi "Fazla yeme, sonra yemek yemezsin" dedi, "Bak, sa­na yaptım. Tabakla alsana." Kestaneler avucunu yaktı, pencerenin içi­ne bıraktı. Biliyordu, biraz sonra gelir. Bir iki tane yedi, tıkandı.

II.

Büyük Hanım ve Evlatlık

 

Başörtüsünün kenarından taşmış gri saçları, astragan benzeri siyah mantosu, bir elinde paşa kocasından kalma sedef kakmalı bastonu, di­ğer yanında ise koluna girmiş yeşil başörtülü, uzun eteklikli evlatlığıyla Büyük Hanım yakıcı ilkbahar sıcağına dayanamayıp yolda bir ağa­cın gölgesinde dinlenirken, yanlarından geçen mini etekli kızı gösterip nefes nefese konuşuyordu. Kız hep başını sallıyordu.

Sonraki yılın yine ilkbaharında, Büyük Hanım, sırtında yine aynı mantosu, bir elinde paşa kocasının sedef kakmalı bastonu, öteki yanın­da koluna girmiş başörtülü uzun etekli evlatlığıyla yolda zar zor yürü­yordu.

Evlatlık önüne bakarak hanınım küçük adımlarına ayak uydurmaya çalışırken kafasını yerden kaldırıp yana çevirdi ve gülümsedi; yanla­rından geçen yakışıklı bir delikanlıya...

 

III.

"Baba"

       Gece heyecandan pek uyuyamamıştı. Erken kalktı. Ne zamandan beri ilk kez herkesten önce. Çayı koydu, sobayı yaktı. Ev işlerinden kurtulacağı için mutluydu.

Giyinmeye gitti. Soyundu. Yeni sutyenini taktı. Yeni kilotunu giy­di, yatağın kenarına oturdu. Kutusunu yırtmamaya özen göstererek kilotlu çorabını çıkardı. Bacaklarını uzatıp çorabını giyerken "Güzel mi­yim?" diye düşündü. İlk kilotlu çorabını annesi almıştı, "Bayram he­diyesi."

Kalabalıkta herkese baktı. Kimse onun farkında değildi, o sırtlan­lardan başka. Kumral saçlarını papatyayla yıkamıştı dün. Daha da sararsınlar diye. Ama gözleri hiç değilse biraz ela olsaydı.

Çok konuşulmadı. Hemen kasaya oturttular. Yanında da başka bir işe yükselmiş kız. Daha önce konuşulmuştu ya o yüzden. Otomatik toplayıcı ve kasanın işleyişini öğrendi ilk gün; ve sandviçlerin, porta­kal suyunun, ayranın, dönerli sandviçle muzlu sütün ve kolaların fiya­tını. Tek başına işi sürdürebilmeye başladığı halde öteki kız arada bir yan gözle onu izledi; işleri yalnız yapabildiğini herkes görünceye ka­dar.

Kilotlu çorabını yıkadığı gece, ertesi gün pantolonla işe gitmeye karar verdi. "Çorap çabuk eskimesin." Camlı kapıyı ve kendi yerini kı­zın bacaklarına göre ayarlayan tostçu pek hoşlanmadı bundan, "Olur ya, belki aybaşısı tutmuştur," diye düşündü.

Sonra yine çorabını giyerek işe geldi. Çalışan erkeklerin yüzü gül­dü. Nasıl olup da çorabın kaçtığını düşünürken yüzü o kadar üzüntü

lüydü ki patron elini omzuna koydu, "Üzülme yenisini alırsın" dedi. Genç bir adamdı.

Patron, "Baba" filmine bilet aldırtmıştı. Filmin başında kızın bacaklarını yeni çorabının üstünden okşadı. Yeni çorap kilotlu değildi, patron o kadar ileri gitmeye başladı ki kız filmin bir yerinde iç çeker gibi oldu, çok utandı. Yeni uyanmış bir iki genç durumu çorap evresin­de sanarak yalnız uyarılmakla yetindiler. Yeni sevgilisi elini kağıt mendille kurularken kız, "Acaba ıslaklık eteğime ya da koltuğa da geç­miş midir" diye telaşlandı.

Sinemadan çıktıklarında adam biletleri kıza verdi. Özel olarak o film için basılmıştı. Üstünde filmin kahramanının fotoğrafı vardı ve o filme gidilmiş olduğunu belgeleyen bir yazı bile yazılmıştı. Çok sevin­di kız, "Saklayacağım bunları," dedi ve çantasına koydu.

 

geceyazısı, Ekim 2003

Refik ALGAN

 
Sonraki >


Site Tasarımı
www.isyeriweb.com