Skip to content
޵ an: Ana Sayfa
Bendlerden Oluşan Nazım Şekilleri ( Konu Anlatımı - Örnekli ) Yazdır

BENDLERDEN OLUŞAN NAZIM ŞEKİLLERİ

A. TEK BENDLİ NAZIM ŞEKİLLERİ

1. Rubai

2. Tuyug

B. ÇOK BENDLİ ŞEKİLLER

Musammatlar

1. Murabba'

2.Terbî

3. Şarkı

4.Muhammes

5. Tardiyye

6. Tahmîs

7. Taştîr

8. Müseddes

9. Tesdîs

10. Müsebba' Ve Tesbî'

11. Müsemmen ve tesmin

12. Mütessa' ve tetsî'

13. Mu'aşşer ve ta'şîr

14. Terkîb-i Bend

15. Tercî'-i Bend

BENDLERDEN OLUŞAN NAZIM ŞEKİLLERİ

Bend, sözlük anlamıyla "bağ, bağlanan şey, kuşak, fıkra ve makale gibi ya­zıların kısımları, su bendi" demektir. Nazım terimi olarak da Bend, birbirine ve­zin ve kafiyeyle bağlanmış ikiden çok mısra'lar topluluğudur. Bendler 3-10 mıs­ra olabilir. Bunlara parça anlamında kıt'a dendiği de olmuştur. Bendlerden mey­dana gelen nazım şekilleri tek ya da birden çok bendliler olmak üzere ikiye ayrı­lırlar. Tek bendli nazım şekilleri rubâ'î, tuyuğ; çok bendli nazım şekilleri ise mu­rabba ve bunun değişik türleri olan terbî' ve şarkı; muhammes ve benzerleri tah­mis, taştır ve tardiyye; müseddes ve tesdîs; müsebba' ve tesbî'; müsemmen ve tesmin; mütessâ ve tetsi, mu'aşşer ve taşır; terkib- i bend ve terci'-i bend'dir.

A. TEK BENDLİ NAZIM ŞEKİLLERİ

1. Rubâ'î

Sözlük anlamıyla rubâ'î "dörtlü, dörtlük" demektir. Nazım terimi olarak da, dört mısralık bir nazım şeklinin adıdır. Çıkış yeri İran olan bu şekle İranlılar Arapça adıyla Rubâ'î demişler, Araplar da Farsça Dûbeyt adını benimsemişlerdir. Bu nazım şekli Türk edebiyatına da İran'dan ve rubâ'î adıyla geçmiştir.

Rubâ'îde kafiye ilk, ikinci ve dördüncü mısralar sonundadır. Yani kafiye düzeni dört mısra'lık nazmda olduğu gibi a a x a şekli'ndedir(Örnek 1). Asıl rubâ'î kafiyesi böyle olmakla birlikte, daha az sayıda, dert mısralık kıt'a, yani x a x a

şeklinde kafiyeli rubâ'îler (örnek 2) ve bütün mısraları kafiyeli rubâ'îler de yazılmıştır. Bunlara Rubâ'î-i Musarrâ veya Terane denir (Örnek 3). Az kullanılan bu şekil Türk Edebiyatında en çok Erzurumlu İbrahim Hakkı'da görülmüştür. Divanındaki 83 rubâ'înin 70'i rubâ'î-i musarrâdır.

Rubâ'î, Hezec bahrinin özel rubâ'î kalıpları ile yazılır. Dört mısra'lık nazmı ve tuyuğu rubâ'îden ayıran bu kalıplardır. Yalnız rubâ'îde kullanılan 24 kalıb vardır. Bunlardan "Mef ûlü" ile başlayan 12 kalıba Ahreb ve "Mef ûlün" ile baş­layan 12 kalıba da Ahrem denmiştir. Bu 24 kalıbın sonları Türkçe'ye göre aynı değerde olduklarından Ahreb ve Ahrem vezinlerinin toplamı 12'ye iner. Açık hece sayısı daha az olan Ahrem kalıpları Türkçe'nin yapısına aykırı düştüğün­den, ayrıca ahreb kalıpları Türk şairlerince daha ahenkli bulunduğundan daha çok Ahreb kalıpları kullanılmış, Ahrem'in ise sadece iki kalıbıyla, o da çok az sa­yıda rubâ'î yazılmıştır. Böylece Türkçe rubâ'îlerde en çok şu sekiz kalıbın kulla­nıldığı görülmüştür:

Ahreb kalıpları

1.

Mef ûlü

mefâ'îlü

mefa'îlün

fâ'

2.

Mef ûlü

mefâ'îlü

mefâ'îlü

fa'ûl

3.

Mef ûlü

mefâ'ilün

mefa'îlün

fâ'

4.

Mef ûlü

mefâ'ilün

mefâ'îlü

fa'ûl

5.

Mef ûlü

mefa'îlün

mef ûlün

fâ'

6.

Mef ûlü

mefâ'ilün

mef ûlü

fa'ûl

Ahrem kalıpları

1.

Mef ûlün

fâ'ilün

mefa'îlün

fâ'

2.

Mef ûlün

fâ'ilün

mefâ'îlü

fa'ûl

Rubâ'îlerde veznin kullanılışı da hiçbir nazım şeklinde görülmeyen ayrı bir özellik gösterir. Bütün nazım şekillerinde baştan sona aynı veznin kullanılması zorunlu olduğu halde, rubâ'î'de her mısra' ayrı bir vezinle yazılabilir.

Dört mısra' içinde önemli bir fikri kısa ve özlü olarak söylemek rubâ'înin ikinci özelliğidir. Bu nazım şekliyle felsefî, tasavvufî fikirler, bir dünya görüşü, bir hiciv ya da nükte özlü olarak söylenir. İlk üç mısra' fikrin hazırlayıcısıdır. Asıl söylenmek istenen fikir dördüncü mısra'da ve çarpıcı bir şekilde söylenme­lidir. Bu dördüncü mısra rubâ'înin anafıkrini veren ve kilit noktası olan mısra'dır.

Rubâ'înin bir başka özelliği de, güzel ve ahenkli söylenmesidir. Şairler bu ahenk konusundan çok özen gösterirler. Rubâ'îde de, iki beyitli kıt'a, nazm ve tu-yuğda olduğu gibi mahlas söylenmez. Bununla birlikte bazı şairlerin, özellikle Ha­leti ve İbrahim Hakkı'nın, bazı rubâ'îlerinde mahlas söyledikleri de görülmüştür.

Rubâ'îde bir fikrin derlenip toparlanarak kısaca söylenmesi gerektiğinden iyi bir rubâ'î söylemek oldukça güçtür. Önce şairin söylenecek ve okuyucunun dikkatini çekecek önemli bir fikri olması gerekir. Bu bakımdan hemen bütün şairler rubâ'î yazmayı denedikleri halde, bu konuda başarılı olan şair azdır: İran'da Ömer Hayyâm, Araplarda Ömer b. Fârid ve Türk edebiyatında Haleti gerçek ru­bâ'î ustası olarak tanınmış nadir şairlerdendir.

İran edebiyatında ruba 'i

Rubâ'înin İran'da doğuşuna dair birçok söylenti vardır: Bazıları bunun aslı dörtlük olan Türk nazmından İran edebiyatına geçtiğini söylerler. Bazı edebiyat tarihçileri de İran halk şairlerinin söyledikleri Fehleviye adı verilen dörtlüklerin sonradan aruza uydurulmasıyla ortaya çıktığını savunurlar. Bir başka açıklama­ya göre de Rubâ'î, İran'da çocukların ceviz oyunları sırasında söyledikleri söz­lerden doğmuştur. Anlaşıldığına göre Safavîlerden Emin Ya'kub'un oğlu attığı cevizin çukura girişi için"Yuvarlana yuvarlana çukurun dibine gidiyor" diye bağırması üzerine saray şairleri garip bir ahenk taşıyan bu sözlerin Hezec bahrinin "Mef ûlün fâ'ilün me­fâ'îlü fâ'ûl" kalıbına uyduğunu görmüş ve önce bir mısra sonra bir beyit ekleye­rek rubâ'î nazım şeklini bulmuşlardır. Ceviz oynayan çocukları seyreden şairin Rûdekî (ölm. 941) olduğunu söyleyenler de vardır. Rûdekî, üç mısra ekleyerek yaptığı nazım şekline, bunun genç, taze (ter) çocukların sözlerinden çıktığını dü­şünerek Terane demiştir. Böyle bir söylentinin çıkmasına İran edebiyatında ru­bâ'înin ilk olarak Rûdekî'de görülmesinin de etkisi olduğu düşünülebilir.

Rubâ'î İran edebiyatında Selçuklular zamanında hızla gelişmiştir. Ebû Sa'id, Baba Efdal Kâşânî, Ömer Hayyam tanınmış rubâî şairleri olmuşlardır. Özellikle Ömer Hayyam rubâ'înin en büyük şairi olarak bilinir. Hayyam'ın dünya görüşü şüphecidir; dünyanın başlangıcının bilinmediğini, sonu hakkında da bir fikri ol-madığını söyleyen Hayyâm, gerçek olan bu dünyadır, birtakım tartışmalarla öm­re tüketmek yerine bu dünyanın güzelliklerinden yararlanmak gerekir der. Bu düşünce Hayyâm'a Yunan filozoflarından Epikür'ün felsefesini benimsetmiştir. Rubâ'îlerinde hep aşkı, şarabı, içki toplantılarını, sevgiliyi, zevk ve coşkunluğu anlatmış, yaşama sevincini dile getirmiştir. Avrupa'nın en iyi tanıdığı şair Ömer Havyâm'dır. Rubâ'îleri birçok batı diline, özellikle İngilizce'ye çevrilmiştir, Türkçeye de birçok kez aktarılmıştır. Bu arada Abdullah Cevdet, Hüseyin Dâniş, Kemâl ve Cemal Yeşil'in çevirileri sayılabilir.

Türk edebiyatında ruba 'î

En eski Türk şiirinin dörtlüklerden meydana gelmesi Rubâ'înin Türk şairleri tarafından kolaylıkla benimsenmesine yol açmıştır. Fuat Köprülü'nün araştırmalarına göre, Türkçe rubâ'înin başlangıcı XII. yüzyıla kadar iner. Yüzyıllar boyunca da az ya da çok bütün şairlerce kullanılmıştır. Müretteb divanların çoğun­da hiç olmazsa birkaç rubâ'î mutlaka bulunur. Birçok nazım şeklinde olduğu gi­bi rubâ'înin de Anadolu'da öncüsü Mevlânâ (ölm. 1273)'dır. Felsefî fikirlerinin olgunluğuyla rubâ'înin en güzel örneklerini Mevlânâ vermiştir. Divan-ı Kebir'de 1500 rubâ'îsi vardır. Mevlânâ'nın rubâ'îleri Farsça olduğu halde, öteki Farsça şiirleri gibi Türk şairleri üzerinde çok etkili olmuştur.

XVI.Yüzyılda mesnevi şairi olarak tanınan Bursalı Lâmi'î (ölm. 1531-32)
Câmî'nin Nefahatü'l-Ûns'ünü Türkçe'ye çevirirken birkaç da rubâ'î çevirmiştir.Aynı yüzyılda Fuzûlî (ölm. 1556)'nin Divanı'nda 81 rubâ'îsi vardır. Kara Fazlî (ölm. 1563-64) Türk edebiyatının en çok rubâ'î yazan şairi olmuştur; bine yakın rubâ'îsinde tasavvufî fikir ve düşüncelerini dile getirmiştir. Rûhî-i Bağdadîmin. 1605-06)'nin 28 rubâ'îsi vardır.

XVII. Yüzyılda, edebiyatımızın rubâ'îdeki en büyük ustası olan Azmîzâde
Hâletî (ölm. 1630-31) yetişmiştir. Haleti Divanı'nda öteki şiirlerinin yanında rubâ'îlerin hem sayı hem de değer bakımından özel bir yeri vardır. Haleti, 900-1000 kadar rubâ'î söylemiş bu nazım şeklinin tartışmasız gerçek şairi olduğunu göstermiştir. Nedim bile şairler hakkındaki fikrini söylerken,

Mesnevî tarzında geçmişdür Atâyî cümlesin

Hâletî evc-i rubâ'îde uçar ankâ gibi

beytinde bu gerçeği dile getirmiştir. Cevrî (ölm. 1654) üçü Türkçe 40 rubâ'î söy­lemiştir. Bu yüzyılın sonunda ve XVIII. yüzyılın başında yaşayan büyük fi­kir şairi Nâbî (ölm. 1712)'nin de 150 kadar rubâ'îsi vardır. Aynı yüzyılda Sabit (ölm. 1712) 24, Sezâ'î (ölm. 1738-39) 49 ve Erzurumlu İbrahim Hakkı (ölm. 1772) rubâ'î söylemişlerdir. Esrar Dede (ölm. 1797) 145 rubâ'î ile edebiyatımızın çok rubâ'î yazan şairleri arasında yerini alırken, Şeyh Gâlib (ölm. 1798-99) de Divanı'ndaki 63 rubâ'îsinde tasavvufî fikirlerini söylemiş­tir. Edebiyatımızın en çok rubâ'î söylemiş şairlerinden biri Âsafî mahlasıyla şiirler yazan Mahmud Celâleddin Paşa (ölm. 1903)'dır. Âsafî'nin Divanı'nda 171 rubâ'îsi vardır.

Örnek 1.

a a x a rubâ'î kafiyesi

Esrarını dil zaman zaman söyler imiş

Hengâme-i gamda dâstân söyler imiş

Aşk ehli olup da mihnet-i hicrâne

Ben sabr iderin diyen yalan söyler imiş

Hâletî

Rubâ'îde iki değişik kalıp kullanılmış: 1., 2., 4. mısra'lar Mef'ûlü mefâ'ilün mefâ'îlü fa'ûl 3. mısra mef'ûlü mefâ'ilün mefa'îlün fa' vezinlerinde.

Rakkas bu halet senün oynunda mıdır

Âşıklarınun günâhı boynunda mıdır

Döymen şeb-i vasluna şeb-i rüze gibi

Ey sîm-beden sabah koynunda mıdır

Nedim

1. ve 3. mısra'lar Mef'ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fa'ûl; 2. ve 4. mısralar Mef'ûlü mefâ'ilün mefâ'îlü fa'ûl vezinlerinde.

Örnek 2.

x a x a kıt'a kafiyesi

Döndükçe verür âleme bir güne safâ

Her nakş-ı bedi'i ruh-ı dildâr misâl

Tasvîr-i şukûfeyle göründi gözüme

Ayniyle Fenâr bağçesi fânûs-ı hayâl

Sabit

Rubâ'îde dört mısra' da aynı kalıpla yazılmış: Mef ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fa­il.

Tâ'cili ko ey kâtib-i a'mâl-nüvîs

Her dilde olur lutf-ı ilâhî me'mûl

Sermende olursun edicek hâme-i afv

Harf-i emelüm nüvişte-i harf-i kabul

Nâ'ilî

Rubâ'înin 1., 3. mısra'ları Mef ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fa'ûl ve 2. mısra'ı Mef ûlü mefâ'îlü mefa'îlün fâ' 4. mısra' Mef'ûlü mefâ'ilün mefâîlü fa'ûl vezin­lerinde.

Örnek 3.

Hoş ol ki çekem dem-i ecel bâde-i nâb

Sermest yatam kabrde tâ rûz-ı hisâb

Gavgâ-yı kıyâmetde duram mest ü harâb

Ne fikr-i hisâb ola ne idrâk-i azâb

Fuzûlî

1. mısra' Mef ûlü mefâ'ilün mefâ'îlü fa'ûl; öteki mısra'lar ise Mef'ûlü me-
fâ'îlü mefâ'îlü fa'ûl vezinlerinde yazılmış.

Hakkı nice bin safa ki etdün düşdür

Her ne ki görüp diyüp işitdün düşdür

Etrafa segirdüp başa gitdün düşdür

Bu kim oturup rahata yetdün düşdür

İbrahim Hakkı

1., 2. mısra'lar Mef'ûlü mefâ'ilün mefa'îlün fâ'; 3., 4. mısra'lar Mef ûlü mefâ'îlü mefa'îlün fâ' vezinlerinde yazılmış.

2. Tuyug

Türkçe bir kelime olan tuyug (toyık, toyuk) sözlük anlamıyla "şarkı söyle­me, öğme, kapalı, gizli ve cinaslı, imâlı söz" demektir. Edebiyat terimi olarak tu­yug, Arap ve İran edebiyatlarında görülmeyen, yalnız Türk edebiyatında kullanı­lan bir nazım şeklinin adıdır. Başlangıcı, millî Türk şiirinin nazım şekli olan dört­lüklerdir. Tuyug, Halk edebiyatındaki mânî'nin Divan edebiyatında rubâ'î karşı­lığı olarak görülen şeklidir. Bu nazm şekli üzerinde araştırmalar yapan Samoylovic ve Fuad Köprülü'ye göre, Oğuz Türklerinin Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Irak'a yerleşmeleriyle dört mısralık halk şiirleri bu bölgede "Fehleviyyât" deni­len ve aruzla yazılan, bestelenip söylenen rubâ'îlerden etkilenerek tuyug şekline dönüşmüştür. Türk şairleri böylece öteden beri kullandıkları toyuk, koşuk ve mâ­ni şeklini aruzla söylemeğe başlamışlardır. Tuyugda Mâni'nin cinaslı kafiyeleri korunduğu gibi, 11 heceli hece vezni de aruzun kısa "Fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâilün" kalıbına uydurulmuştur.

Tuyug yazan şairlerden Ali Şîr Nevâ'î ve Babur Şah bu nazım şekli hakkın­da bilgi vermişlerdir. Nevâ'î, Mizânü'l-evzân ve Muhakemetü'l-lugateyn'de tu-yug'un "Remel-i müseddes-i maksûr" vezniyle söylendiğini ve kafiyelerinin cinaslı olması gerektiğini anlatmıştır. Babur Şah da Aruz Risalesi'nde "Fâilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" veznini anlatırken, bu vezinle Türkçe tuyuglar yazıldığını; bu nazım şeklinde iki ve üç kafiyenin cinaslı olabileceği gibi ilk ve üçüncü mısrala­rı kafiyesiz ve cinassız tuyuglar da yazılabileceğini söylemiş, Nevâ'î tuyuglarından örnekler vermiştir.

Yukarıda da görüldüğü gibi, tuyug dört mısra'lık bir nazım şeklidir. Kafiye­leri ya mâni ve rubâ'îde olduğu gibi a a x a şeklinde olur (Örnek 1); ya da kıt'alarda olduğu gibi x a x a düzeninde, yani ilk ve üçüncü mısra'ları kafiyesiz lir. Tuyug'un başlıca özelliği, Mâni'de olduğu gibi kafiyelerin cinaslı kell­erden seçilmesidir. Buna karşılık iki mısra'ı cinassız hatta hiç cinassız tuyug-da vardır. Tuyug'da ikinci özellik, hemen hemen yalnız "Fâ'ilâtün fâ'ilâtün fa’ilün" kalıbıyla yazılmış olmasıdır. Bunun dışındaki kalıplarla yazılmış tuyug yok denecek kadar azdır. Örnek olarak NesîmVriın Fe'ilâtün mefâ'ilün fe'ilün kalıbıyla 1 ve "Mefa'îlün mefa'îlün fa'ûlün" kalıbıyla 2 tuyug yazdığı gösterilebilir-l29'. Tuyug'da da mâni ve rubâ'îde olduğu gibi önemli bir fikir söylenmeğe ılır. Yine bu şekillerde olduğu gibi tuyuglarda da mahlas söylenmez.

Tuyug nazım şekli divan yazmalarında çoğu kez kıt'a ya da rubâ'î başlıkla-altında verilmiştir.

Tuyug nazım şekli daha çok Azeri ve Çağatay edebiyatlarında kullanılmıştır. Anadolu edebiyatının başlangıcında da bazı şairler tuyug yazmışlardır. Azeri edebiyatında tuyug ilk olarak XIV. yüzyıl şairlerinden Kadı Burhaneddin ve Seyyid Nesîmî'de görülmüştür. Kayseri kadısı iken siyasi hayata atılan ve bütün hayatını bir devlet kurma çabasıyla savaşlar içerisinde geçiren Kadı Burhaneddin (ölm. 1399) aynı zamanda büyük bir alim ve duygulu bir şairdir. Divanında gazel ve rubâ'îleriyle karışık olarak 119 da tuyug vardır. Çoğu tasavvufî olan bu tuyuğlar sade bir Türkçe ile söylenmişlerdir. Bazıları cinassızdır. Divanı 1943 yılında TDK tarafından fotokopi usulüyle bastırılan Kadı Burhaneddin'in divanı’ndan seçilen tuyugları F. F. Gonsell<130> tarafından yayınlanmıştır.

Aynı yüzyılda bir başka Azeri şairi Seyyid Nesîmî (ölm. 1404) samimî ve coşkun bir şairdir. Hurufiliğin kurucusu olan Fazlullah Hurufî'nin halifesi olan Nesimi kendisine gelinceye kadar harf oyunlarından ileri gidememiş olan hurufiliği canlı bir hale getirmiştir. Divanı'nda kasîde, musammat ve gazelleri yanın da 363 de tuyug vardır. Nesîmî'nin tuyuglarının özelliği hemen hepsinin ci­nassız olmalarıdır. Ayrıca 280 tuyugda bütün mısralar kafiyelidir. Kafiyelerin de büyük bir kısmında redif kullanılmıştır.

Tuyug nazım şeklinin asıl kullanım alanının Çağatay edebiyatı olduğu an­laşılıyor. Bâbur Şâh'ın bildirdiğine göre tuyuglar bestelenerek sultanların şiir ve musiki toplantılarında okunur ve pek beğenilirmiş. Ali Şîr Nevâ'î de Tezkire'sin­de tuyug yazan şairlere özellikle yer vermiş ve tuyuglardan örnekler göstermiş­tir. XV. Yüzyıldan önce de tuyug yazan pek çok şairin bulunduğu Çağatay ede­biyatında, bu yüzyılda Sultan İskender-i Şirâzî, Lutfî, Nevâ'î tuyug yazan şairle­rin en tanınmışlarıdır. Nevâ'î'nin de çok beğenip övdüğü Lutfi(132) Farsça şiirle­rinden çok Türkçe, kasîde, gazel ve tuyuglarıyla ün kazanmıştır. Her tür şiirde, daha çok da gazel ve mesnevîde Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biri olan Ali Şir Nevâ'î (ölm. 1501) rubâ'î ve kıt'aları yanında tuyuglar da söylemiş­tir. Nevâ'î'nin üçüncü divanı olan Bedâyi'ül-vasat'a aldığı 15 tuyugu vardır. Böylece Nevâ'î,Türk milli nazım şeklinin devamı olan tuyug şeklini de ihmal et­memiştir. Mizânü'l-evzân ve Muhâkemetü'l-lugateyn eserlerinde tuyug hakkın­da bilgiler verdiği gibi, ayrıca bir divanının önsözünde de bu şeklin öteki nazım şekillerine olan üstünlüğünü de anlatmaya çalışmıştır. Nevâ'î'nin tuyugları bu nazım şeklinin en güzel örnekleri sayılır.

XVI. Yüzyılda Çağatay edebiyatının bir başka büyük şairi Babur Şah (ölm. 1530) Baburnâmesi kadar Divanı'ndaki şiirleriyle de tanınmıştır. Gazel, rubâ'î, kıt'aları yanında tuyugları da vardır. Daha çok bir gazel şairi olduğu halde milli nazım şekli olan tuyuglar da yazması, devrinin şiir dili olan Farsça'ya fazla önem vermemesi, Türk diline ve kültürüne olan bağlılığının işaretleridir. Babur Şah, rubâ'îlerini bile tuyuga benzetmeğe çalışmış, kafiyelerinde cinas yapmağa özen göstermiştir.

Azeri ve Çağatay edebiyatlarında çok tutulan ve beğenilen tuyug nazım şek­li Anadolu edebiyatında fazla kullanılmamıştır. Anadolu edebiyatının başlangıcın­da tuyug yazan birkaç şairden en önemlisi XV. yüzyıl şairlerinden İvazpaşazâde Atâ'î'dir. Bunun dışında öteki Osmanlı şairleri bu nazım şeklini denemeğe pek gönüllü olmamışlar, bunun yerine rubâ'î kullanmayı yeğ tutmuşlardır. Böylece tu­yug nazım şekli gittikçe unutulmuş ve yerini rubâ'îye bırakmıştır. Sehî Bey'in Heşt Bihişt adındaki tezkiresinde söylediği bir beyitten, tuyugun XVI. yüzyıl baş­larında artık hiç kullanılmadığı, hatta şairlerce küçümsendiği anlaşılmaktadır:

Bülbül sadâsı gibi şi'r-i Sehî güzeldir

Eş'âr-ı gayrılar hep ana göre tuyugdur

Örnek 1.

a a x a kafiyeli-cinassız

Hakka şükür koçlarun devrânıdur

Cümle âlem bu demün hayrânıdur

Gün batandan gün toğan yire değin

Aşk erinün bir nefes seyrânıdur

                                                         Kadı Burhanettin

 

 

 

Üç mısra'ı cinaslı

La'lidin cânımga odlar yakılur

Kaşı kaddimni cefâdan yâ kılur

Min cefâsı va'desidin şâd min

Ol vefâ bilmen ki bilmes ya kılur

Neva'i

 

 

Örnek 2.

a a a a kafıyeli-bütün mısraları redifli

Talmışam şol bahre kim pâyânı yoh

Düşmişem şol rence kim hüsranı yoh

Görmişem yol bedri kim noksanı yoh

Bulmışam şol genci kim vîrânı yoh

Nesimi

 

 

 

Fe'ilâtün mefâ'ilün fe'ilün kalıbıyla

 

Lebin ela'l-i cân-fezâ dediler

Sormuşam derdime deva dediler

Kametin bâlâsına belâ dediler

Bizleri ana mübtelâ dediler

Nesimi

 

 

Bir acâ'ib şâha verdim gönlümi

Bedr yüzli mâha verdim gönlümi

Tâ ki Feyzullaha verdim gönlümi

Uş hakîki râha verdim gönlümi


  Nesimi

Musammatlar

Müselles, murabba', muhammes, müseddes, müsebba', müsemmen, mütes-sa', mu'aşşer, terkîb-i bend, tercî-i bend gibi 3-10 ve daha çok mısralı bendle-birleşmesiyle oluşan nazım şekillerine Arapça'da Musammat adı verilmiştir. Samt "inci dizilen iplik" demektir. Musammat "ipliğe dizilen inci dizisi" anla­mındadır. Türk edebiyatında ayrıca kaside ve gazel nazım şekillerinde çoğunluk­la birinci beyit dışındaki her beyitte mısra' ortalarının ilk beytin sonu ile kafiye­li olmasına da bu ad verilir.

Musammatlarda bendlerin sonlarındaki mısra' veya iki mısra' yalnızca kafi­ye ile bağlanırsa bunlara Müzdevic Musammat, mısra'lar aynen tekrar ederse Mutekerrir Musammat adı verilir. Tekrar edilen mısra'lara da Nakarat denir. Mu-sammatlardan bendler arasında kafiye bağı yanında bir konu bütünlüğü olması­na da özen gösterilir. Şairlerin son bendde mahlaslarını söylemeleri de âdettir.

Musammatların konuları geniştir; hemen her konuda yazılabilirler. Bu yüz­den edebiyatımızda çok kullanılmıştır. Özellikle murabba' ve muhammes şekli daha çok görülür.

1. Murabba'

Murabba', "dört köşeli, dörtlü" demektir. Edebiyatta da aynı vezinde dörder mısra'lık bendlerin birleşmesinden oluşan bir nazım şekline de Murabba'adı ve­rilmiştir. Murabba'lar genellikle 5-7 bend olarak yazılırlar. Daha çok bendli mu-rabba'lar da görülmüştür. Kafiye düzenleri şöyledir: ilk bendin dört mısra'ı ken­di aralarında kafiyeli, öteki bendlerin ilk üç mısra'ı aralarında, dördüncü mısra­ları da ilk bendle kafiyelidir. Bendlerin son mısra'ları yalnız kafiye ile bağlan­mışsa bu tür murabba'lara Murabba'-ı müzdevic adı verilir. Kafiye şekilleri şöy­le gösterilebilir:

aaaa bbba ccca (Örnek 1)

Bendlerin sonlarındaki mısra'lar aynen tekrar edildiğinde ise bunlara Mu­rabba'-ı mutekerrir denir. Kafiyeleri:

aaaA bbbA cccA (Örnek 2)

şeklindedir. Alışılmış murabba' kafiyeleri bunlar olmakla birlikte, az sayıda ve çoğu Tanzimattan sonra olmak üzere aB aB cccB dddB ve aaxa bbxb ccxc kafiyeli; aaav bbbv cccv ve aaaV bbbV cccV şeklinde dört mısra'lı tardiy ye kafiyeli; ya da aaaa bbbb cccc şeklinde her bendi kendi arasında kafiyeli murabba'lar da yazılmıştır.

Mutekerrir murabba'larda her bendin sonunda tekrar edilen dördüncü mıs-ra'm öteki üç mısra ile anlam bakımından kaynaşmış olması gerekir.

Divan şiirinde daha çok mutekerrir murabba' kullanılmıştır.

Murabba' konuları öteki musammatlarda da olduğu gibi çok değişik ve ge­niştir: Övgü, yergi ve mersiyelerde, dinî ve öğretici konularda, manzum mektup­larda murabba' şekli kullanılmıştır. Bu yüzden murabba', edebiyatımızın ilk yüz­yıllarından başlayarak son zamanlara kadar çok kullanılan musammatlardan ol­muştur. Pek çok şairin divanında en azından bir ya da birkaç murabba' görülür.

Bu arada Nesîmî Divanı'nda bir, Karamanlı Nizamî (öl. 1469-1473) ve Hayâli Bey'de (öl. 1557) ikişer, Fuzulî'de üç murabba vardır. Halili (öl. I485)'nin Firkatnâmesindeki "Gönül ey vay gönül vay gönül ey vay gönül" na­karatlı murabba', çok tanınmış ve beğenilmiş şiirlerdendir. Buna yazılan çok sa­yıdaki nazireyle edebiyatımız çok güzel murabbâlar kazanmıştır. Çokça murab­ba yazan şairlerden Amrî (öl. 1523)'nin 5, Nev'î (öl. 1598-99)'nin 4, Es-ar Dede (öl. 1797)'nin 6 murabbaı vardır'. Bu nazım şeklini en çok kullanan şairler arasında ise 26 murabba ile Hayretî (öl. 1546-47) ile Yahya Bey'i (öl. 1582) ve 30 murabba ile Mahibbi'yi saymak gerekir.

Örnek I.

Murabba '-ı

müzdevic aaaa bbba ccca

1

Zannetme tehî bu hây hûyı

Boş sanma piyâleyi sebûyı

Aksinde görüp o mâh-rûyı

Cûş etdi döküldi âb-ı rûyı

2

Ey şîve-ger-i hezâr-işve

Âhır ederek hezâr işve

Olduksa da kâmkâr-ı işve

Şayeste midir bu yâve-gûyî

3

Gör şevketini cenâb-ı aşkun

Bil kadrini intisâb-ı aşkun

Kem zerre-i âfitâb-ı aşkun

Hurşîd-i felek gedâ-yı kûyı

7

Esrar egerçi bî-nevâdur

Lâkin dili menba'-ı fenâdur

Agâh-ı hamûşî-i safâdur

Setr eyledi bâb-ı güft-gûyı

(7 bend) Esrar Dede

Örnek 2.

Murabba'-ı mutekerrir

aaaA bbbA cccA

(Mecnûn'un Leylâ'ya mektubu)

1

Gayr ile her dem nedür seyr-i gülistan etdügün

Bezm urup halvet kılup yüz lutf u ihsan etdügün

Ahd bünyâdın mürüvvetdür mi vîrân etdügün

Kanı ey zâlim bizümle ahd u peymân etdügün

2

Lahza lahza müdde'îler pendini gûş eyledün

Kana kana gayr câm-ı şevkini nûş eyledün

Vara vara ahd u peymânı ferâmûş eyledün

Kanı ey zâlim bizümle ahd u peymân etdügün

3

Gayre salup mihrüni bizden savutdun akıbet

Terk-i mihr etdün tarîk-i zulmı tutdun akıbet

Ahdler peymânlar etmişdün unutdun akıbet

Kanı ey zâlim bizümle ahd u peymân etdügün

7

Va'de-i vasi ile aldun sabrımız ârâmımız

Olmadı bir gün visâlünden müyesser kâmımız

Geçdi hecr ile Fuzûlî'den beter eyyamımız

Kanı ey zâlim bizümle ahd u peymân etdügün

Fuzûlî

2.Terbî

Terbî' sözlük anlamıyla "dörtleme" demektir. Bir gazelin her beytinin önü­ne aynı vezin ve kafiyede iki mısra getirilerek yapılan murabba'lara da edebiyat­ta Terbî' denilmiştir. Bu durumda her bendin son iki mısra'ı kendisine terbî' ya­pılan şairindir. Eklenen mısra'lara zamîme denir. Az görülmekle birlikte kendi gazeline terbî' yapan şairler de olmuştur. Terbî'lerde kafiyeler murabba' kafiye­lerinin aynıdır:

a a (aa) b b (ba) c c (ca)

Terbî'lerde bazen eklenen iki mısra' gazel beytinin önüne değil de iki mıs­ra'ı arasına konur. Yani kafiyeleri,

(a) a a (a) (b) b b (a) (c) c c (a) (Örnek 1)

şeklindedir. Bunlara Terbî'-i mutarrajya da Taştır denir. Taştîrler daha çok bir beytin arasına üç mısra' eklenerek yapıldığından bunlardan ileride beşli bend-lerden oluşan şekillerde sözedilecektir.

Terbî'de doğal olarak mutekerrir şekil bulunmaz. Bend sayıları terbî' edilen gazelin beyit sayısı kadardır. Bununla birlikte şairlerin bazen gazelin bir ya da birkaç beytini atlayarak bend sayısını azalttıkları da olmuştur. Son bendde şair­ler gazelin mahlas beyti yanında kendi mahlaslarını da söylerler. Terbî'lerde bu tür öteki şiirlerde de olduğu gibi, eklenen mısra'ların gazel beyitleriyle anlamca kaynaşmış olmaları gerekir.

Terbî' şekli edebiyatımızda çok az kullanılmıştır. Mutarraf şekli ise hemen hemen yalnız Tanzimat devri şairlerinden Aydî Baba (öl. 1865) divanında(133) görülmüştür. Aydî 19 mutarraf terbî söylemiştir.

3. Şarkı

Şarkı, yalnızca Türk edebiyatında görülen bir nazım şeklidir. Halk edebiya­tındaki Türkü'nün karşılığıdır. Daha çok dört mısralık bendler halinde söylenir. Ama az olmakla birlikte beş mısralık bendlerden oluşan şarkılar da yazılmıştır. Şarkıların üçüncü mısrâlarına Miyân, bend sonlarında tekrar edilen mısrâlarına da Nakarat denir. Şarkıda Miyân'ın en güzel mısra olmasına dikkat edilir.

Şarkıların konusu aşk ve sevgilinin güzelliğidir. Bestelenmek için söylen­diklerinden genellikle kısa, 3-5 bend arasında yazılırlar. Öteki musammatlarda olduğu gibi son bendde mahlasları vardır. Buna karşı bazı şâirler mahlas söyle­meden de şarkı yazmışlardır. Ayrıca, daha geniş bir kitleye seslendikleri için dil­lerinin sâde olmasına da dikkat edilmiştir.

Şarkılarda kafiye düzeni oldukça değişiktir. Dört mısralık bendlerle söylen­miş şarkı kafiyeleri şöyledir:

1. Çapraz kafiyeli şarkı

abab cccb dddb (Örnek 1)

2. Nakaratlı çapraz kafiyeli şarkı

aAaA bbbA cccA (Örnek 2)

aBaB cccB dddB (Örnek 3)

Şarkının asıl kafiyesi böyle olmakla birlikte daha önceleri şarkı yerine ve bestelenmek üzere söylenen murabba'ların kafiye şekli, şarkının ortaya çıktığı XVII. yüzyıldan sonra da kullanılmıştır. Çapraz kafiyeli şarkılarla birlikte kulla­nılan bu şarkıların kafiyeleri de şu şekildedir:

3. Murabba'-ı müzdevic kafiyeli şarkı

aaaa bbba ccca (Örnek 4)

4. Murabba'-ı mutekerrir kafiyeli şarkı

aaaA bbbA cccA (Örnek 5)

Bunlardan başka ilk bendin 3. mısra'ı serbest olan şarkılar da yazılmışsa da bunlara çok az rastlanılmıştır.

5. aaxa bbba ccca (Örnek 6)
aaxA bbbA cccA

XVIII. Yüzyıldan sonra görülmeğe başlayan beş mısra'lık bendli şarkıların kafiyeleniş şekilleri de oldukça değişiktir:

6. Muhammes şarkı

aaaaA bbbbA ccccA (Örnek 7)

aaaAA bbbAA cccAA (Örnek 8)

aAaAAn bbbAAn cccAAn (Örnek 9)

Son kafiye şeklinde bend sonları nakaratlıdır. Bu şekil yalnız Nedim'in bir şarkısında görülmüştür.

XIX. Yüzyılda çapraz kafiyeli şarkılar dışındaki murabba', muhammes ve müseddes şarkılar şekil ve kafiyeleri bakımından bu nazım şekillerinin aynıdır. Şarkıları bunlardan ayıran en önemli özellik, konuların dar oluşu; çok az görülen birkaç örnek dışında, yalnızca aşkı ve sevgilinin güzelliğini anlatmalarıdır. Öte-killerde ise hemen her konu işlenmiştir. Bir ikinci özellik de bestelendikleri için daha sade bir dille yazılmalarıdır. Bend sayıları da azdır: 16-18 bendlik mu­rabba', muhammes, müseddes yazıldığı halde bu tür kafiyeli şarkılarda bend sayısı 3-5 arasındadır.

Şarkı, bu adla ve kendi çapraz kafiye şekliyle XVII. yüzyıldan sonra görülmeğe başlamıştır. Daha önceleri şarkı yerine bestelenmek üzere yazılmış murab-ba'lar vardır. XV. ve XVI. yüzyıl şairlerinin divanlarında bu amaçla yazılmış pek fok murabba' görülür. Kaynaklarda"murabba' bağlama, murabba' tasnif etme" deyimi, şarkı bestelemek anlamında kullanılmıştır.

Edebiyatımızda çapraz kafiyeli ilk şarkı örnekleri Nâ'ilî (ölm. 1666) Divanı’nda görülmüştür. Th. Menzel, İslâm Ansiklopedisi'ndeki Nazîm maddesinde & şarkıyı Nazîm'in (ölm. 1727) yazdığını söylerse de Nâ'ilî'nin şarkıları ondan öncedir. Nâ'ilî Divanı'nda 2-5 bend arasında yazılmış 11 şarkı vardır*143). Şairin keki şiirlerinde kullandığı çok ağdalı, ağır dili gözönünde tutulursa bu şarkıların ne kadar sade bir dille yazıldığı ortaya çıkar. Şarkılar konuşma diline yerleşenlerin dışında hemen hiç yabancı kelime ve tamlama kullanılmadan, türkülerde olduğu gibi arı bir Türkçe ile söylenmişlerdir. Bu yüzyılın sonu ile XVIII. yüzyılın Hpada yaşayan, -kasîde nazım şeklinden sözederken na't şairi olarak adı geçen- Yahya Nazîm (ölm. 1727) 9 şarkı söylemiştir. Aynı zamanda devrinin büyük bir musikî ustası olarak da tanınan Nazîm, söylediği şarkıları yine kendisi bestelemiştir.

XVIII. Yüzyılda Nedim (ölm. 1730), kendini edebiyatımızın en usta şarkı şairi atarak kabul ettirmiştir. Şarkı nazım şekli Nedim'in neş'eli ve coşkun yaradılışına son derece uygun geldiğinden, bu şeklin en başarılı şairi olmuştur. Nedim’in Divanı'nda 3 ve 5 bend arasında 27 şarkısı vardır. Bu şarkılar Nedîm'den sonra gelen bütün şarkı şairlerini etkilemiş ve hepsine örnek olmuştur Nedîm, bazı şarkılarında konuyu da genişletmiş; yaşadığı lâle devrinin hayatın, neş'esi ve eğlenceleriyle gezinti yerleriyle ve tüm olaylarıyla anlatmış, Sultam III. Ahmed'in tıraş olmasını bile şarkıya konu etmiştir.

Bu yüzyılın sonunda büyük şair Şeyh Gâlib (ölm. 1798-99)'in de 11 şarkısı vardır. Bunlar da Nâ'ilî'nin şarkılarına yakın bir sadelikte söylenmişlerdir. Bir kısmında Nedîm'in etkisi açıkça görülür.

XIX. Yüzyılda şarkı yazan şairler çoğalmıştır. Bu yüzyıl şairlerinin hemen hepsinin divanlarında en azından bir ya da birkaç şarkı vardır. Nedîm'in de etki­siyle şarkı konuları hayli genişlediği gibi, muhammes'ten başka müseddes ve hatta gazel nazım şekliyle bile şarkılar söylendiği olmuştur. Ama bunlar az sayı­da ve bazı şairlerce kullanılmıştır. Enderunlu Fâzıl (ölm. 1810)'ın, biri Nedîm'ı tazmîn olmak üzere dört müseddes ve bir gazel şarkısı vardır. Enderunlu Vâ­sıf (ölm. 1824-25), Divanı'ndaki 217 şarkısıyla edebiyatımızın en çok şarkı söy­leyen şairidir. Bunların hemen hepsi 4-5 bendlik şarkılardır. Vâsıf, aynı za­manda muhammes şarkıyı da en çok kullanan şairdir. Divan'ında 24 muhammes şarkısı vardır. Vâsıf bir gazel iki müseddes şarkı söylemiştir. Yine bu yüz­yılda Pertev Paşa (ölm. 1837)'nın 5, Leylâ Hanım (ölm. 1848)'ın 12, Fa-tin Efendi (ölm. 1866)'nin 14, Osman Nevres'in (ölm. 1876) 7Âsaf Mah-mud Celâleddin Paşa (ölm. 1903)'nın 8 şarkısı vardır. Şeref Hanım (ölm. 1861) 41 şarkıyla başta gelen şairlerdendi.

Örnek I.

Çapraz kafiyeli şarkı

abab cccb dddb

1

Kimlerim çeşmine ol sîne aceb nûr oldı

Nereye gitdi o hercâyi o mehpâre aceb

Kimlerün yâresine merhem-i kâfur oldı

Kandedür kande o zâlim o sitemkâre aceb

2

Meclis-i Cem kurulaldan ola-gelmiş elbet

Camdan sonra birer buse verilmek âdet

Bâri sen ey nigeh-i hasret edüp bir cür'et

Şunı bir söylesen olmaz mı kadehkâre aceb

5

Varup ol derd-şinâs-ı dil ü canı görsem

Hâk-i pâyine Nedîmâ yine yüzler sürsem

Gizlice arasam ağzın lebin emsem sorsam

Hiç bir çâre bilür mi dil-i bîmâre aceb

(5 bend) Nedîm

Örnek 2.

Nakaratlı çapraz kafiyeli şarkı
aAaA bbbA cccA

1

İyd erişsün bâ'is-i şevk-i cedîd olsun da gör

Seyr-i sa'dâbâdı sen bir kerre iyd olsun da gör

Gûşe gûşe mihrler mehler bedîd olsun da gör

Seyr-i Sa'dâbâdı sen bir kere iyd olsun da gör

2

Anda seyr et ne fırsatlar girer cânâ ele

Gör ne dilcûlar ne mehrûlar ne âhûlar gele

Tıfl-ı nâzum sevdigüm bir iki gün sabr et hele

Seyr-i Sa'dâbâdı sen bir kerre iyd olsun da gör

5

Tıfl-ı nâzum cümle gördüm deyü aldatma beni
Görmedün hoşça sen dahi o dilcû gülşeni
Serv-i nâzım gel Nedîm-i zâr gezdirsün seni
Seyr-i Sa'dâbâdı sen bir kerre iyd olsun da gör
(5 bend) Nedîm

Örnek 3.

a B a b cccB dddB

1

Adû benzer nifak etmiş Bizümle yâr söyleşmez

Lebiyle ittifak etmiş

Bizümle yâr söyleşmez

2

Olup hışm ile gülgûn-pûş

Bir iki sâgar etmiş nûş

Be-kef şemşîr ü leb hâmûş Bizümle yâr söyleşmez

3

Düşersün pâyine tenhâ

Edersün âh u vaveyla

Ne çâre ey gönül amma

Bizümle yâr söyleşmez

(3 bend) Nâ'ilî

Örnek 4.

aaaa bbba ccca

1

Sevdigüm bir hûb sadâdur

Mâ'il-i zevk u safâdur

Kârı uşşâka vefâdur

Meşrebümce dilrübâdur

2

Firkati kesdi amânum

Göklere çıkdı figânum

Nola sevdümse a cânum

Çeşm-i mahmûrı elâdur

5

Sen gücenme dilpesendüm

Ben seni gayet begendüm

Kim demiş sevmez efendüm

Vâsıfa bu iftirâdur

(5 bend) Vâsıf

Örnek 5.

Murabba'-ı mutekerrir kafiyeli şarkı
aaaA bbbA cccA

1

Ey nihâl-i işve bir nevres nihâlimsin benim

Gördüğüm günden beri hatır nişânımsın benim

Ben ne hacet kim diyem rûh-ı revânımsın benim

Gizlesem de aşikâr etsem de cânımsın benim

2

Derd-i aşkın ben senin bihûde izhâr eylemem

Lâf edip âh u enîni kendime kâr eylemem

Hâsılı âlem bilür bu sırrı inkâr eylemem

Gizlesem de aşikâr etsem de cânımsın benim

5

Beste kıldım sâz-ı efkârı o zülf-i sünbüle
Oldı Gâlib perde-i âhım muhayyer sünbüle
Herçi-bâd-âbâd bağlandım hevâ-yı sünbüle
Gizlesem de aşikâr etsem de cânımsın benim
(5 bend) Gâlib

Örnek 6.

aaxa bbba ccca

1

Fariğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni

Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni

Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek

Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni

2

Bend-i peyvend-i dilim ebrû-yı gaddârındadır

Rişte-i cem'iyyetim zülf-i siyeh-kânndadır

Hastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârındadır

Bir devasız derde oldum mübtelâ sevdim seni

5

Gâlib-i dîvâneyim Ferhâd u Mecnûna salâ
Yüz çevirmem olsa dünyâ bir yana ben bir yana
Şem'ine pervaneyim perva ne lâzımdır bana
Anlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seni
(5 bend) Gâlib

Örnek 7.

Muhammes şarkı

aaaaA bbbbA ccccA

1

Ey peri üftâdene her gün bu düşnâmın nedir Böyle perderpey cefâ vü cevrden kâmın nedir Çünki uşşâkâ vefâ etmezsin ahkâmın nedir

Kangı semtin şâhısın şehr-i dil ârâmın nedir

Sana kim derler su'âl ayb olmasın nâmın nedir

2

Çünki da'vâ-yı hukuk etmekdesin sen dâ'imâ Çeşm-i şuhunda veli görmem nigâh-ı âşinâ

Kizb san iş yapdı say anla tecâhül tut riyâ

Çok düşündüm hatırıma gelmedi inşân bu ya Sana kim derler su'âl ayb olmasun nâmın nedir

7

Vâsıf-âsâ yok efendimle benim hemdemliğim
Aklıma hiç gelmiyor esrarına mahremliğim
Olmadı sultânına ne eyliğim ne kemliğim
Cürmümi afv et bu günlerde biraz sersemliğim
Sana kim derler su'âl ayb olmasın nâmın nedir
(7 bend) Vâsıf

Örnek 8.

aaaAA bbbAA cccAA

1

Ey şâh-ı felek-kevkebe devrân senündür

Ey mihr-i melek-dâ'ire meydân senündür

Eyvân-ı dil ü dîdede dîvân senündür

Vabeste cîhân emrüne ferman senündür

Ferman senün kul senün ihsan senündür

2

Sayende cihan benzedi gülzâr-ı bahara

Reşk oldı saf-ı askerün ezhâr-ı bahara

Şevkün getürür bülbüli güftâr-ı bahara

Vabeste cihan emrüne ferman senündür

Ferman senün kul senün ihsan senündür

4

Hurşîd-i zafer nâsiye-i nûr-feşânun

Âfâka resâ şenşene-i şevket ii şânun

Şân oldı kulun Perteve ihsân-ı nişânun

Vabeste cihan emrüne ferman senündür

Ferman senün kul senün ihsan senündür

(4 bend) Pertev Paşa

Örnek 9.

aAaAAn bbbAAn cccAAn

1

Ey şeh-i hûbânım eyle ol kad-i mevzuna sen

Reng-i gülden câme bûy-ı yâsemenden pîrehen Servsin sana yeşil şâlî gerekdir nîm-ten

Reng-i gülden câme bûy-ı yâsemenden pîrehen

Bağa gel ey gülbeden açıl gül ey gönce dehen

2

Devr-i Sultân Ahmed-i Gâzîdür ey şâh-ı cihan Müjde-i feth olmada her lahzada şâdî-resân

Sana lâyık böyle eyyâm-ı meserretde hemân

Reng-i gülden câme bûy-ı yâsemenden pîrehen

Bağa gel ey gülbeden açıl gül ey gönce dehen

5

Giymiş ol rûh-ı musavver kırmızı canfes kabâ
Lâle-veş gördüm seher açıldı gülşenden yana
Cism-i pâkine münâsib gelse olurdı seza
Reng-i gülden câme bûy-ı yâsemenden pîrehen
Bağa gel ey gülbeden açıl gül ey gönce dehen
(5 bend) Nedim

4.Muhammes

Muhammes, "beşli" demektir. Edebiyatta beş mısralık bendlerden oluşan nazım şekline de Muhammes denmiştir. Genellikle 4-8 bend arasında yazılmıştır. Az görülmekle birlikte daha uzun, 12-13 bende kadar uzayan muhammesler vardır. Muhammeslerde kafiye şekilleri şöyledir:

Muhammes-i müzdevic

Aaaaa bbbba cccca (Örnek 1)

Muhammes-i mutekerrir

aaaaA bbbbA ccccA (Örnek 2) aaaAA bbbAA cccAA (Örnek 3)

Son iki mısra'ı nakarat olan muhammeslere edebiyatımızda çok az rastlan­mıştır.

Bu kafiye sekileri dışında, daha çok Tanzimat'tan sonra görülen değişik ka­fiye düzenlerinde: "aaaaA bbbaA cccaA" kafiyeli,"aaaav bbbbv ccccv" tardiyye kafiyeli ya da murabba'larda da olduğu gibi aaaaa bbbbb ccccc şeklinde de her bendi ayrı kafiyeli muhammesler de yazılmıştır.

Muhammes her konuda yazılabilir. Felsefî bir fikir, bir düşünce, bir dünya görüşü, övgü, aşk, sevgiliyi özleyiş muhammeslerin konusu olabilir. Son bendde şairler mahlaslarını söylerler.

Muhammesler de murabba'lar gibi edebiyatımızda çok kullanılan musam-matlardandır. Hemen her şair bu nazım şeklini denemiştir. Bu arada Nesîmî Di­vanı'ında 2, Fuzûlî (ölm. 1556) ve Taşlıcalı Yahya Bey (ölm. 1582), divanla­rında 3, İbrahim Hakkı (ölm. 1772)'da 7, Esrar Dede (ölm. 1797)'de 2, şeyh Gâlib (ölm. 1797-98)'de 4, Hoca Neş'et (ölm. 1807-08)'de Enderunlu Vâsıf (Ölm. 1824-25) divanlarında ikisi münâcât ve na't olan 5 ve Şeref Hanım (ölm. 1861)'da 90 muhammes vardır. Muhibbî (Ölm. 1566) 18 muhammesle bu nazım şeklini en çok kullanan şairlerdendir.

Örnek 1.

Muhammes-i müzdevic

aaaaa bbbba cccca

1

Ten bozuldı eşk-i çeşm-i hûn-feşânumdan menüm Köydi cân gönlümdeki sûz-ı nihânumdan menüm

Tâ eser var cism ü cân-ı nâtüvânumdan menüm

Gâm kem etmez göz ü gönlüm cism ü canumdan menüm

Bu başumdan savulup ol gitse yanumdan menüm

2

Meyi-i vasi eğmiş kaddümi çeng-i bezm-i yâr tek

Reglerüm sızlar el ursam çeng üzre târ tek

Çeng ne mümkin kim ide zârlıg men zâr tek

Bes ki memlûyem hevâ-yı aşka mûsikâr tek

Min figân her dem çıkar her üstühânumdan menüm

5

Ey hayâlün halveti nakd-ı revânum mahzeni
Gözyaşı olur revân her dem hayâl itsem seni
Lutf umup senden ser-i kuyunda tutdum meskeni
Gel gözüm nûrı Fuzûlî tek çok ağlatma meni
İncimez mi hâtırun munca figânumdan menüm
(5 bend) Fuzûlî

Örnek 2.

Muhammes-i mutekerrir

aaaaA bbbbA ccccA

1

Şâdmân olsun ki sultan oglı sultândur gelen

Bah u berrün pâdişâhı Âl-i Osmândur gelen

Nâ'ib-i şer'-i Muhammed zıll-ı Yezdândur gelen

Şark u garbı seyr iden hurşîd-i rahşândur gelen

Alemün sâhibkırânı Hân Süleymândur gelen

2

Bir kemîne bendesini Mısra sultân eyleyen

Kerbelâ seyrini her dervişe âsân eyleyen

Sâyeveş düşmenlerin hâk ile yeksan eyleyen

Dembedem bağrın Kızılbaşun kızıl kan eyleyen

Âlemün sâhibkırânı Hân Süleymândur gelen

7

Sâhib-i seyf ü kalem şâh-ı ulu'l-elbâb olan

Âlemi feth eylemekde mihr-i âlem-tâb olan

Evliyâullah içinde zübde-i aktâb olan

Rûy-ı ma'nâda bugün ser-leşker-i ashâb olan

Âlemün sâhibkırânı Hân Süleymândur gelen

B. ÇOK BENDLİ ŞEKİLLER

(7bend) Yahya Bey


Örnek 3.


a a a AA


b b b A A


c c c A A


1

Eyler ise sana bu çarh-ı felek gaddarlık

Kuşanup gaddâreni göster ana cebbârlık

Hatm olupdur mushaf-ı hüsnünde meh-ruhsârlık

Pâdişehlerde müsellemdür sana hünkârlık

Gelmedi mislün cihâna feyz olaldan varlık

2

Kullanın saf saf turup şol dem ki şöhret göstere Atılup top u tüfeng âfâka heybet göstere

Erlik oldur bekleye yirin şecâ'at göstere Pâdişehlerde müsellemdür sana hünkârlık

Gelmedi mîslün cihâna feyz olaldan varlık

5

Bir nefesde cem'-i küffârı perîşân eyledün
Ceng-i tâbûrı selâtîn içre destan eyledün
Rûhını Sultân Murâdun şâd u handan eyledün
Pâdişehlerde müsellemdür sana hünkârlık
Gelmedi mislün cihâna feyz olaldan varlık
(5 bend) Nev'î

5. Tardiyye

Tard u Rekb adı da verilen Tardiyye beş mısralık bendlerden oluşan bir na­zım şeklidir. Aslında bir muhammes olan tardiyye, hem şekil hem de konu ba­kımlarından muhammesten ayrılır. Muhammesten ayrılığı bendlerin son mıs-ra'larının öteki mısralarla kafiyeli olmayışıdır. Son mısra'lar kendi aralarında kafiyelidir. Bu durumda tardiyyelerde kafiye düzeni:

aaaav bbbbv ccccv

şeklinde olur (Örnek 1). Bazen dört mısra'lık bendlerde, yani murabba'larda da Tardiye kafiye şekli görülmüşse de bunlar yok denecek kadar az yazılmışlardır.

Muhammeslerde bend mısra'lannın kafiyeleri sürüp giderken son mısra'ın böyle birden bire kafiyesiz bırakılışı, biteviye giden ve okuyanı bıktıran bir ahen­gin akışını değiştirmek ve yeni bir aheng yaratmak için yapılmıştır.

Tardiyyenin muhammesten ikinci ayrılığı da veznindedir. Muhammesler her vezinle yazıldığı halde tardiyyeler yalnız aruzun kısa"Mef ûlü mefâ'ilün fa’ûlün" kalıbı ile yazılmıştır.

Tardiyye edebiyatımızda ancak XVIII. yüzyıldan sonra ve çok az kullanılmıştır. Nedîm Divanı'nda 12 bendlik uzun bir tardiyye vardır. Bu şeklin edebiyatımızdaki gerçek ustası ise tartışmasız Şeyh Gâlib'dir. Divanı'nda bir ve Hüsn ü Aşkı'nda birbirinden güzel dört tardiyyesi vardır.

Örnek 1.

Tardiyye (Tard u rekb)
aaaav bbbbv ccccv

1

Hoş geldün eyâ berîd-i cânân Gel ver bana bir nüvîd-i canan Cân olsa fedayı iyd-i cânân

Bî-sûd ola mı ümîd-i cânân Yarun bize bir selâmı yok mı

2

Ey hızr-ı fütâdegân söyle

Bu sim edüp ayan söyle

Ol sen bana tercemân söyle

Ketm etme yegân yegân söyle

Gam defterinün tamâmı yok mı

6

Dil hayret-i gamla lâl kaldı
Gâlib gibi bî-mecâl kaldı
Gönderdiğim arz-ı hâl kaldı
El'ân bir ihtimâl kaldı
İnsaf un o yerde nâmı yok mı
(6 bend) Gâlib

6. Tahmîs

"Beşleme" anlamında olan Tahmîs aslında bir muhammestir. Bir gazelin ya da bir kasîdenin her beyitinin önüne aynı vezin ve kafiyede üç mısra' eklenerek muhammes haline getirmeğe "tahmîs etme" ve ortaya çıkan muhammese de Tahmîs denir. Tahmîs kafiyeleri şu şekilde gösterilebilir:

aaa(aa) bbb (ba) ccc (ca) (Örnek 1)

Tahmîs'de de terbî'de olduğu gibi tahmîs edilen beyitle eklenen mısra'lar arasın­da bir anlam kaynaşması olması zorunludur. Yoksa yapılan tahmîs başarılı sayılmaz.

Tahmîs edebiyatımızda çok kullanılmıştır. İlk yüzyıllardan başlayarak hemen her şairin divanında bir ya da birkaç tahmîs bulunur. Şairler devlet büyüklerinin ya da beğendikleri şairlerin gazellerine, bazan da kendi gazellerine pek çok tah­mîs söylemişlerdir. Fuzûlî (ölm. 1566)'nin Lutfî ve Habîbi'ye, Hayalî Bey (ölm. 1577)'in Zatî, Ca'fer Çelebi ve Muhibbî'ye, Nev'i (ölm. 1599)'nin ken­di gazeline, Bakî (ölm. 1600)'nin Necâtî Bey, Muhibbî, Sultan Selim, Sultan Murad ve kendi gazeline, Rûhî-i Bağdadi (ölm. 1605-06)'nin Nev'î, Abdî, Ul­vî, Rahmî, Hükmî, Hâletî ve Sultan Murad'a', Hayreti (ölm. 1534)'nin Nesî­mî ve Ahmet Paşa'ya, Cevrî (ölm. 1654-55)'nin Nâdirî, Yahya Efendi, Fuzû­lî, Makâlî, Nev'î ve Arif Çelebi'ye, tahmîsleri vardır. Şeyhülislâm Yahya (ölm. 1644), Nâ'ilî birer, Nâbî (ölm. 1712) 3, Nedîm (ölm. 1730) 3, Esrar Dede (ölm. 1797) 6, Pertev Paşa (ölm. 1837) 2 tahmîs söylemişlerdir. En çok tahmîsi olan şairler Beylikci Arif, Şeyh Gâlib, İzzet Molla, Leylâ Hanım ve Şeref Hanım'dır. Beylikci Abdülbâkî Arif (ölm. 1713)'in 13, Gâlib (ölm. 1798-99)'in Mevlânâ'dan başlayarak Fuzûlî, Hayalî Bey, Nef î, Râşid ve Pertev Pa­şa'ya kadar 17 tahmîsi vardır. İzzet Molla (ölm. 1829-30) 12, Leylâ Hanım (ölm. 1848) ve Şeref Hanım (ölm. 1861) 15 tahmîs yazmışlardır.

Örnek 1.

Nâ'ilî'nin Şeyhülislâm Bahâyî'yi tahmîsi

1

Hirâs-ı fitne saldun dehre ey bîdâd neylersün Kopardun yer yer âşub-ı kıyâmet-zâd neylersün Perişanlıklar etdün nev-be-nev îcâd neylesün "Tağıtdun hâb-ı nâz-ı yârı ey feryâd neylersün" "Edüp fitneyle dünyayı harâb-âbâd neylersün"

2

Bulup pervâza ruhsat rüzgâra işveler satdun Perîşân etmeğe cem'iyyet-i uşşâkı cân atdun

Ne âl etdünse etdün murg-ı canı dama uğratdun "Varup giysû-yı zülf-i yârı biribirine katdun"

"Yine bir fitne tahrîk eyledün ey bâd neylersün"

7

Olursun Nâ'ilî-veş gördüğün mahbûba efgende
Metâ'-ı sabrunı tâlân eder her tıfl-ı nâzende
Mahabbet gam-fezâ esbâb-ı cem'iyyet perakende
"Bahâyî-veş degülsün kâbil-i feyz-i safâ sen de"
"Tekellüf ber-taraf ey hâtır-ı nâşâd neylersün"
(7 bend) Nâ'ilî

7. Taştîr

Taştîr "ikiye ayırma" demektir. Edebiyatta çok az kullanılan bir seci' sanatının ve dört ya da beş mısralık bendlerden oluşan bir nazım şeklinin adıdır. Bir şairin gazelinin her beytinin arasına aynı vezin ve kafiyede iki mısra' eklenerek ya­pılan murabba'lara Terbi'-i mutarraf veya Taştîr denir (Örnek 1). Daha çok iki mıs­ra" arasına üç mısra' eklenerek beşli taştîrler yapılmıştır. Bunlara Tahmîs-i mutar­raf da denilmiştir. (Örnek 2). Bu iki tür taştîrin kafiye düzeni şöyle gösterilebilir:

Terbî'-i mutarraf

(a)aa(a) (b)bb(a) (c)cc(a)

Tahmin’i mutarraf

(a)aaa(a) (b)bbb(a) (c)ccc(a)


Taştîr edebiyatımızda tahmîs kadar çok kullanılmamıştır. XVIII. Yüzyıl önce hiç görülmez. Terbî'-i mutarraf şeklindeki taştîrler ise yok denecek ka azdır; ancak bir iki şairde görülür. Bu şekli en çok kullanan Halvetî şairlerinden Aydî Baba (ölm. 1865)'dır. Aydî Divanı'nda 18 terbî'-i mutarraf vardır*185). Muhammes taştîrlerden Nedîm'in Nedîm-i Kadîm ve İzzet Ali Paşa'nın gazellerine söylediği taştîrler*186), Enderunlu Vâsıf ‘ın Pertev Paşa'nın gazeline yaptığı taş­tîr*187), İzzet Molla'nın Mevlânâ'yı taştîri*l88>, son zamanlarda Yahya Kemâl'in Bâkî'yi taştîri sayılı ve tanınmış taştîrlerdendir.


Örnek I.

Taştîr-i Terbî'-i mutarraf (a) a a (a) (b) b b (a)


(c) c c (a)


1

"Cânumun cevheri ol la'l-i şeker-bâre fedâ" Gönlümün şehperi ol şu'Ie-i ruhsâre fedâ

Aklımun pertevi şol rûy-ı pür-envâre fedâ "Ömrümün pertevi şol şîve-i reftâre fedâ"

2

"Derd çekmiş başum ol hâl-i siyeh kurbânı

" Gayrı görmez dilüm ol pâdişehün hayranı

Hâke düşmiş yüzüm ol serv-kadün mihmânı

"Tâb görmiş tenüm ol turra-i tarrâra fedâ"

7

"Ey Fuzûlî ger saklar isem canı azîz"
Ayş u işretle temaşaya götürsem de temiz
Aydiyâ şimdi ne gam hoşça tutarsak anı biz
"Vakt ola kim ola bir şûh-ı sitemkâre fedâ"
(7 bend) Aydî Baba


Örnek 2.

Taştîr-Tahmîs-i mutarraf (a) a a a (a) (b) b b b(a)


(c) c c c (a)


1

"Derdün nedür gönül sana bir halet olmasun"

Bîmâr eden bu güne seni rahat olmasun

Bizden tesettür etme abes külfet olmasun

Bicâ tabîbe varmağa hîç hacet olmasun

"Sad el-hazer sevdüğün ol âfet olmasun"

2

"Geh hançer-i tegâfül ü geh nîze-i itâb"

Tarfı küleh şikeste vü ebruda pîç ü tâb

Baksan egerçi elde degül sâgar-ı şarâb

Amma henüz gamze ser-efgen nigeh harâb "

Ol mest-i nâz mest-i mey-i nahvet olmasun"

7

"Şayed eser ede nefes-i âteşîni hayf'
Olmaz enîn-i âşıka zira metâ vü keyf
Hem-mahlasum ki nazm ile etmişdi sell-i seyf
Bu mısra'ı benüm-çün okurmuş şitâ vü sayf
"Söylen Nedîm-i zâr ile germ-ülfet olmasun"
(7 bend) Nedîm

8. Müseddes

Aynı vezinde altı mısra'lık bendlerin birleşmesiyle meydana gelen musam-matlara Müseddes denir. Genellikle 5-7 bend arasında yazılmışlardır. Az olmakla birlikte 12 bende kadar uzayan müseddesler de vardır. Müseddeslerin kafiye şekilleri oldukça değişiktir. Bütün musammatlarda olduğu gibi Müzdevic ve mütekerrir olanların yanında, bendlerde beşinci mısra'ların ve altıncı mısra'ların ka­fiyeli olduğu müseddesler de yazılmıştır. Bir kısmında ise son iki mısra' aralarında ve ayrıca kafiyelidir. Bu değişik kafiye şekilleri şöylece gösterilebilir.

1. Müseddes-i müzdevic

aaaaaa bbbbba ccccca aaaaaa bbbbaa ccccaa

2. Müseddes-i mutekerrir
aaaaaA bbbbbA cccccA (Örnek 1)
aaaaAA bbbbAA ccccAA (Örnek 2)

3. 5. ve 6. mısralar kafiyeli
aaaavy bbbbvy ccccvy (Örnek 3)

4. Son iki mısra kafiyeli

aaaaaa bbbbvv ccccyy (Örnek 4)

aaaavv bbbbyy cccczz (Örnek 5)

aaaaVV bbbbVV ccccVV

Bu kafiye şekilleri içinde Müzdevic müseddes, hele tek mısra'ın kafiyesi)ir bağlanan şekil çok az kullanılmıştır. Buna karşı, en çok görülen iki mısra'ın nakara­tıyla yapılan Mutekerrir müseddeslerdir. Son iki mısra'ı ayrı kafiyeli şekillerden ilk ikisi bazı divanlarda terkîb-i bend, sonuncusu da tercî'-i bend olarak gösterilmiştir!

Müseddesin bu kafiye şekilleri dışında nazım şekillerinin değişikliğe uğra­tıldığı Tanzimat döneminde "aaaaaA bbbbaA" kafiyeli müzdevic ve mutekerrir şekil ile "aaaaaa bbbbbb cccccc" şeklinde her bendi ayrı kafiyeli bir başka şek­li de kullanılmıştır.

Müseddes konuları da öteki musammatlarda olduğu gibi çok değişik ve ge­niştir. Hemen her konu müseddes konusu yapılmış, ama özellikle tasavvufî fikir ve düşünceler bu nazım şekliyle işlenmiştir.

Müseddes, murabba' ve muhammesten sonra edebiyatımızda en çok kullanılan musammatlardandır. Pek çok şairin divanında en azından bir müseddes bulunur. Birden çok müseddes yazan şairlerin XVI. yüzyılda Hayreti (ölm. I534-35). Fuzûlî (ölm. 1556) ve Nev'î (ölm. 1598-99 )2, Yalıya Bey (ölm. 1582)3, Rûhî-i Bağdadî (ölm. 1605-06), 7 müseddes yazmıştır. XVII. Yüzyılda Sabûhî Dede (ölm. 1647)'nin 3 , Naili’ nin (ölm. 1666) 4, Cevrî (ölm. 1654-55)'nin 7müseddesi vardır. XVIII. Yüzyıl şairlerinden Nedîm (ölm. 1730) P197>,Esrâr Dede (ölm. 1797) 2 müseddes sahibidirler. Yüzyılın sonunda Şeyh Gâlib (ölm. 1798-99)'in Divanı'nda 8 müseddesi vardır. XIX. Yüzyılda Neş'et (ölm. 1807-08)2, Hızırağazâde Said (ölm. 1836) 2 ve Enderunlu Vâsıf (ölm. 1824-25 ) 3, Şeref Hanım (ölm. 1861) 22 müseddes yazmışlardır.

Örnek 1.

Müseddes-i mutekerrir

aaaaaA bbbbbA cccccA

1

Nice bir maceramız dostâne dâstân olsun

Nice bir nâr-ı aşkum dûd-ı ahumdan ayan olsun

Mekânum ayn-ı âlemden nihân-ender-nihân olsun

Kilâb-ı kuyuna cism-i za'îfüm armağan olsun

Ne kuyun âh ile tolsun ne kapunda figân olsun

Ben öldür vücûdumdan ne nâm u ne nişan olsun

5

Muhabbet ehline yârun cefâsı imtihânıdur
Ölümlü âşıka cevr okları devlet nişânıdur
Bana Yahya gibi ölmek hayât-ı câvidânîdür
Bekâ bilme fena âyînesini cümle fânîdür
Begüm hayr işi te'hîr etme billahi zamânıdur
Beni öldür vücûdumdan ne nâm u ne nişan olsun
(5 bend) Yahya Bey

Örnek 2.

Müseddes-mütekerrir

aaaaAA aaaaAA ccccAA

1

Gam-ı hicrimle genc-i aşk miskiyyü'l-hıtâm olsun

Nigîn-i la'lüni yâd etmeyen âlemde nâm olsun

Dile câm-ı emel endûh u mihnetsüz haram olsun

Gamun eksilmesün peymâne-i ömrüm tamâm olsun

Beni mahrûm-ı vasi eden mest-i müdâm olsun

Dil-i mecruhumun kanın içenler şâdgâm olsun

6

Bugün gördüm Nedîm-i cân-güdâz-ı derd-perverdi
Giyâh-ı kûh-ı minnetgâha dönmiş çehre-i zerdi
Zeban çekdükçe kânûn-ı ciğerden şu'le-i derdi
Demâdem âh edüp bu matla'-ı dilsûzı söylerdi
Beni mahrûm-ı vasi eden mest-i müdâm olsun
Dil-i mecruhumun kanın içenler şâdgâm olsun
(6 bend) Nedîm

Örnek 3.

5. ve 6. Mısra'lar kafiyeli

a a a avy bbbbvy ccccvy

1

Yağmaladı dün aklımı bir şûh-ı pür fiten

Mecnûn-ı deşt-i aşkı anun âhû-yı Huten

Etrâf-ı hüsn ü ânına dikkat kılınca ben

Gördüm kenâr-ı bâğ-ı izârında bir çemen

Sordum bu hat sebz-i Hutendür dedüm dedi

Yok şerh-i pîç ü tâb-ı nigâhun durur senün

7

Tutdum o san'at ile ki semt-i tecâhüli
Çeşmi unutdı şîve-i tarz-ı tegâfüli
Göstermedüm o mehveşe rûy-ı tekâsüli
Derpîş edince sûret-i hüsn-i te'emmüli
Bilmem lisân-ı gamze ne fendür dedim dedi
Gâlib zebân-ı sihr-beyânun durur senün
(7 bend) Gâlib

Örnek 4.

Son iki mısra' ayrı kafiyeli

aaaaaa bbbbvv ccccyy

1

Menem ki kâfile-i sâlâr-ı kârbân-ı gamem

Misâfir-i reh-i sahrâ-yı mihnet ü elemem

Hakîr bahma mana kimseden sagınma kemem

Fakîr-i pâdişeh-âsâ gedâ-yı muhteşemem

Sirişk taht-ı revândur mana vü âh alem

Cefâ vü cevr mülâzim belâ vü derd haşem

9

Fuzûlî eyledügün ahdüne vefâ kılgıl
Yeter şikâyet edüp şerh-i mâcerâ kılgıl
Vücûdun hedef-u nâvek-i belâ kılgıl
Kamu cefâlara sabr eyleyüp du'â kılgıl
Kim ola dost rızâsı hemîn sana hâsıl
Rızâ-yı dostdur asl-ı temettü' ey gafil
(9 bend) Fuzulî

Örnek 5.

aaaavv bbbbyy cccczz

1

Gamzene böyle kılan hâtır-ı âşûbı esîr

Kişver-i fitneyi bir tîg ile etmiş teshîr

Dil-i uşşâkı eden zerre-i bî-tâb u hakîr

Eylemiş bârika-i hüsnüni hurşîd-nazîr

Cân u dil el çeke peyvend-i gamundan heyhat

Aşk bir zâ'ikadur derdüm ana kand-ı nebat

6

Nâ'ilî cân u gönülden sana âşık mı degül
Da'vî-i aşk u hulûs eylese sâdık mı degül
Mazhar-ı lutf u itâb olmağa lâyık mı degül
Devlet ol bî-dile kuyunda gedâlık mı degül
N'eyledi sana dil-i derd penâhı görsek
Aşkdan özge nedür cürm ü günâhı görsek
(6 bend) Nâ'ilî

9. Tesdîs


Bir gazelin her beytinin önüne aynı vezin ve kafiyede dört mısra'eklenerek yapılan müseddeslere Tesdîs denir. Tesdîs'in kafiyelenişi:


aaaa(aa) bbbb(ba) cccc(ca)

şeklindedir. Ama bu tür, usulüne uygun tesdîsler çok az yapılmıştır. Buna karşı bir gazelin matla'ını alıp önüne dört mısra' ekleyerek mutekerrir müseddes yapmışlar ve buna da tesdîs demişlerdir(Örnek 1). Tesdîsin bu şekli daha çok görülmüştür. Aslında tesdîs, tahmîs gibi edebiyatımızda çok kullanılan bir şekil değildir. Nev'î (ölm. 1598-99) ve Cevrî (ölm. 1654-55)'nin birer, İzzet Mol-pöfan. 1829-30)'nın 2, Haşmet (ölm. 1768)'in şiiri edebiyatımızın sayılı tesdislerindendir.

Örnek I.

Cevrî'nin Fuzûlî'nin matla'ını tesdîsi

1

Ne mir'at-ı dil-i ebnâ-yı âlemde safâ gördüm

Ne a'yân-ı zamanda lutf ile bir âşinâ gördüm

Ne nakş-ı sûret-i levh-i hakîkatde bekâ gördüm

Muhassal halkı semt-i mihribânîden cudâ gördüm

"Vefâ her kimseden kim istedüm andan cefâ gördüm"

"Kimi kim bî-vefâ dünyâda gördüm bî-vefâ gördüm"

5

İnanma gülse Cevrî bir iki gün yüzüne dünyâ

Vefâdâr anlayup halk ile ülfet eyleme asla

Recâyı kat' edüp eyle feragat gûşesin me'vâ

Ne söyler gör Fuzûlî bî-vefâlardan edüp şekva

"Vefâ her kimseden kim istedüm andan cefâ gördüm"

"Kimi kim bî-vefâ dünyâda gördüm bî-vefâ gördüm"

(5 bend) Cevrî

10. Müsebba'Ve Tesbî'

Yedi mısra'lık bendlerin birleşmesiyle yapılan musammatlara müsebba' adı verilir. Müsebba'lar da şekil ve konuları bakımından öteki musammatlara ben­zer; ama bunların da müzdevic ve mutekerrir kafiye şekilleri vardır:

Müsebba'-ı Müzdevic

aaaaaaa bbbbbaa cccccaa

Müsebba'-ı mutekerrir

aaaaaaA bbbbbbA ccccccA (Örnek 1)

aaaaaAA bbbbbAA cccccAA

Bu üç tür kafiyenin en çok görüleni nakaratla bağlanan mütekerrir şeklidir. Müzdevic şekline ise hemen hiç rastlanmaz. Aslında müsebba' en az kullanılan musammatlardandır. Edebiyatımızda XVI. yüzyılda Hayreti (ölm. 1534-35), Rûhî-i Bağdadî (ölm. 1605-06), XVIII. yüzyılda Esrar Dede (ölm. 1797) ve XIX. yüzyılda Enderunlu Vâsıf {ö\m. 1824-25)'ın birer müsebba'ları vardır.

Tesbî' de bir gazelin beyitleri önüne beş mısra' eklenerek yapılan müsebba'dır. Kafiyeleri şöyledir:

aaaaa(aa) bbbbb(ba) ccccc (ca)

Tesbî' edebiyatımızda hemen hiç yapılmamıştır.

Örnek 7.

Müsebba '-ı mutekerrir

1

Bârek Allah cihânun şâh-ı nusret-i rehberi

Râh-ı Hakda kıldım ihlâs ile şâh-ı serveri

Ya'nî Beytullahdan hâr u hası sürdün geri

Câr-gîr idi zamîründe cülusundan beri

Secde edüp yerlere sürsün yüzin vardur yeri

Şükrler olsun olup avn-ı İlâhun mazharı

Bir gazâ etdün ki hoşnûd eyledün Peygamberi

9

Her kulun sayende bir yüzden görüp ikramını

Hep du'ân ile geçürmekde sabah u şâmını

Az mı gördü pâdışâhum lutfunı in'âmını

Yine dilhâh-ı hümâyunun vere Hak kâmını

Dâ'im ahdünde görüp böyle bürûr-eyyâmını

Nice neşr etmez kulun Vâsıf cihâna nâmını

Bir gazâ etdün ki hoşnûd eyledün Peygamberi

(9 bend) Vâsıf

11. Müsemmen ve tesmin

Müsemmen, aynı vezinde sekiz mısra'lık bendlerden oluşan nazım şeklidir, eki musammatlar gibi kafıyelenişi müzdevic ve mutekerrir şekillerinde olabilir. Bendlerinin çok mısralı olmasından dolayı bend sonlarındaki kafiyeler iki mısra' üzerinde yapılmıştır.

Müzdevic müsemmen

aaaaaaaa bbbbbbaa ccccccaa

Mutekerrir müsemmen

aaaaaaAA bbbbbbAA ccccccAA

(Örnek 1)

Müsemmen'in müzdevic şekli hiç kullanılmamıştır. Tanzimat edebiyatında "aaaaaaaA bbbbbbaA ccccccaA" şeklinde kafiyelenen müzdevic ve mütekern müsemmen görülmüşse de bu da fazla değildir.

Mütekerrir müsemmenler çoğu kez divanlarda tercî'-i bendlerle karıştırılmıştır. Örnek olarak Şeyh Gâlib Divanı'nda Sultan Dîvânî ve Beyhan için söylenmiş mütekerrir müsemmenlerin tercî'-i bend olarak geçtiği söylenebilir.

Müsemmen, edebiyatımızda çok az kullanılmıştır. Nev'î Bağdadlı Ruhi , Esrar Dede ve Hoca Ne'şet'm birer müsemmeni vardır. Gâlib Dede ise 5<2i3) müsemmen söylemiştir.

Tesmîn, bir gazelin her beytinin önüne aynı vezin ve kafiyede altı mısra' ge­tirilerek, yapılan müsemmenlere denilir. Çok az kullanılmıştır. Bunun yanında bir şairin gazelinin yalnız matla' beyti alınarak önüne altı mısra' eklenmiş ve böyle­ce yapılan müsemmene de tesmîn adı verilmiştir. Bu şekil daha çok görülür. Şeyh Gâlib'in Hayalî Bey ve Neş'et'in matla'larına söylediği böyle iki tesmîn'i vardır. Divanda bunlar da tercî'-i bend olarak gösterilmişlerdir (Örnek 2)

Örnek I.

Mutekerrir müsemmen

aaaaaaAA bbbbbbAA

1

Bu aşk-ı mecâzun gam-ı hicranına la'net Dünyâda vü ukbâdaki hüsranına la'net

Erbâb-ı gamun nâliş ü efgânına la'net Dilberlerinün va'de-i ihsanına la'net

Yok yerlere etdükleri peymânına la'net

Ol tâ'ifenün gerçek ü yalanına la'net

Başdan bum îcâd edenün canına la'net Ecdadına vü aslına erkânına la'net

5

Yüz hayf bizüm çekdüğümüz rene ü anaya

Hep sa'y-ı beliğ etdüğümüz gitdi hevâya Nev'îden erişsün bu nasîhat zurefâya

Dil vermeyeler her sanem-i mâh-likâya

Tuş olmayalar gaflet ile tîr-i belâya
Âmîn diyeler hâzır olanlar bu du'âya
Bu san'atı îcâd edenün canına la'net
Ecdadına vü aslına erkânına la'net
(5 bend) Nev 7

Örnek 2.

Tesmîn (Hayâli Bey Matla'ma)

I

Kalb bir gencînedür cismüm anun vîrânesi

Feyz bir bahr-ı kerâmetdür sözüm dür dânesi

Nutk bir tûtî-i höş-gûdur derûnum İanesi

Eşk bir sahbâ-yı âteşdür sözüm peymânesi

Ye's bir mihmân-ı gamdur hâtırum kâşanesi

Dâğ bir murg-ı semenderdür ten âteşhânesi

"Aşk bir şem'-i ilâhîdür benüm pervanesi"

"Şevk bir zencîrdür gönlüm anun dîvânesi"

7

Hatt-ı rûy-ı dilberi Gâlib edüp bir şeb hayâl

Oldum âhir âteş-i baht-ı siyehden bî-mecâl

Gâh fikr-i dûzah-ı hecrinde hatır pür melal

Geh cünûn-ı şevk ile kayd-ı ser-i zülf-i visal

Tâb-ı sevdâ-yı mahabbetde ederken kîl u kâl

Geldi eş'âr-ı Hayâlî'den bu matla' hasb-ı hâl

"Aşk bir şem'-i ilâhîdür benüm pervanesi"

"Şevk bir zencîrdür gönlüm anun dîvânesi"
(7 bend) Şeyh Gâlib

12. Mütessa' ve tetsî'

Dokuz mısra'lık bendlerle yazılan musammatlara Mütessa', bir gazelin her ti ya da yalnız matla'ı önüne yedi mısra' eklenerek yapılan mütessa'lara da Tetsî' denir. Şekil ve kafiye bakımından öteki musammatların aynıdır. Müzdevic mütekerrir şekilleri olabilir.

Edebiyatımızda mütessa' ve tetsî' nazım şekilleri hemen hiç kullanılmamıştır.

13. Mu'aşşer ve ta'şîr

Aynı vezinde onar mısra'lık bendlerden oluşan musammatlara Mu'aşşer verilir. Öteki musammatlarda olduğu gibi müzdevic ve mutekerrir şekilleri ol sı gerekir. Fakat müzdevic mu'aşşer hiç görülmemiştir. Mutekerrir olanların da bend sonlarındaki kafiyeleri daha çok iki mısra' ile yapılmıştır.

Mu'aşşer, divanlarda tercî'-i bend ile karıştırılmıştır. Yahya Bey'in mu'aşşcı olarak söylediği birkaç şiirini, ilk bendin son beytinin ayrı kafiyeli olması yüzün­den terci'-i bend saymak daha yerinde olur.

Mu'aşşer, müseddesten sonraki çok mısra'lı musammatların en çok kullanı­lanıdır. Edebiyatımızda Hayalî Bey, Muhibbî ve İsrna'il Hakkı'nın, Rü-hî'-i Bağdâdî'mn , Pertev Paşa ve Eşref Mustafa Paşa 'nin mutekerrir mu'aş-şerleri bu arada sayılabilir.

Ta'şîr de, bir gazelin her beyti önüne ya da sadece matla' beyti önüne sekiz mısra eklenerek yapılan bir mu'aşşerdir. Bu da edebiyatımızda fazla yapılmamış­tır. Yahya Bey'in Kanuni Sultan Süleyman'ın gazeline yaptığı ta'şîr bu şeklin sa­yılı örneklerindendir.

Örnek I.

aaaaaaaaAA bbbbbbbbAA

1

Bir güzel gördüm ki reşk-i sûret-i büthânedür Kendüsinden gayrıya âteş gibi bîgânedür

Kim zebanından gelen efsun ile efsânedür

Mü'min ü küffâr ile hem-sohbet ü hem-hânedür Câm-ı zerrîn nûş eder bir bî-vefâ mestânedür

Nûş eden bir cur'asın bin yıl yeri meyhânedür

Tuğ çekmiş bir dilâverdür ki kasdı cânedür

Nûr-ı tab'umdan çerâğan yakmamışdur yâ nedür Râstî ben şem'-i dil-sûzum adû pervânedür

Kim tolaşsa âteşe pervane yâ dîvânedür

5

Ey Hayalî tâ ki gördüm ol kamer-ruhsârumı Mihr-i âlem-tâbdan germ eyledüm bâzârumı

Vuslatı hicrana satdum aldılar ikrârumı

Deyr-i aşkun râhibiydüm kesdiler ziinnarumı

Hâsılı asnâmdan pât etdiler Ferhârumı

Aldı bir şâh-ı cihan gönlüm ile esrârumı

Nâr-ı aşkunla yanup yakılma etdüm kârumı

Mâh-rûlar şevkine nûr eyledüm destârumı

Râstî ben şem'-i dil-sûzum adû pervânedür

Kim tolaşsa âteşe pervane yâ dîvânedür

(5 bend) Hayalî

Örnek 2.

Ta'şîr (Muhibbî'nin gazeline)

aaaaaaaa(aa) bbbbbbbb(ba)

1

Haste olmak gûşmâl-i Hazret-i İzzet gibi

Her kişinün yalımın alçak eder gurbet gibi

Değme bir kimse göre gelmez refâhiyyet gibi

Nâleler gûyâ derây-ı rıhlet-i rahat gibi

Dâr-ı dünyâ cây-ı fürkat menzil-i mihnet gibi

Devleti bir âlet-i hengâme-i zahmet gibi

Sağlığun bünyâdı yok âyînede suret gibi

Matla'-ı şâh-ı cihânun maşrık-ı hikmet gibi

"Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi"

"Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi"

5

Medd-i bismillah ile eyle var Allaha yol
Kol kanad olsun sana havf u recâsı sağ o sol
Mâyil-i asl-ı usûl ol mâyil-i asl-ı usûl
Lâyık-ı vasl-ı habîb et kendini kable'l-vusûl
Hâtırunı eyle vahdet-hâne-i rây-ı Resul
Maksad-ı aksâyı gözle menzil-i maksûdı bul
Vây eger dünyâna meşgul eyler ise nefs-i gul
Olagör Yahya gibi bir mürşid-i ma'kûle kul
"Ger huzur itmek dilersen ey Muhibbî fârig ol"
"Var mıdur vahdet makamı gûşe-i uzlet gibi"
(5 bend) Yahya Bey

14. Terkîb-i Bend

Aynı vezinde 8-20 mısra'lık bendlerin birleştirilmesiyle yapılan nazım şeklidir. Bütün öteki musammatlarda olduğu gibi terkîb-i bendlerde de bendlerin mısra' sayıları aynı olması gerektiği halde bazen Fuzûlî'nin Sultan Süleyman medhiyesi terkîb-i bendinde yaptığı gibi mısra' sayıları 8-10-12-14-16 olarak de­ğişen bendlerle de terkîb yazılmıştır.

Terkîb-i bendlerde bend sayısı genellikle 5-7 bend arasındadır. Ama Nâbî ve Leylâ Hanım'da olduğu gibi 3 ve 4 bende kadar inen, Bağdadlı Ruhî ve Esrar Dede'de olduğu gibi 17 bende kadar uzayan terkîb-i bendler de görülmüştür.

Terkîb-i bendlerde bendlere Hâne, daha tam adıyla Terkib-hâne; bendleri birleştiren beyitlere de Vâsıta ya da Bendiyye denir. Hâne ve Vâsıta'nın tümüne bend adı verilir. Şairler son bendde mahlaslarını söylerler. Terkîb-hâne'de mıs­ra'lar ya gazelde olduğu gibi beyit beyit kafiyelenir ya da bütün mısra'lar birbi­riyle kafiyelidir. Vâsıta, bendlerin sonunda iki mısra'ı aralarında kafiyeli bir be­yittir. Her bendin vâsıta beyti bendden ve öteki vâsıta beyitlerinden ayrı kafiye­lidir. Bu kafiyeleniş şekli terkîb-i bendleri müsemmen ve mu'aşşer gibi musammatlardan ayıran en önemli özelliktir. Buna karşı çok az da olsa musammatlar gi­bi kafıyelenen yani vâsıta'nın bendiyye ile aynı kafiyede olduğu terkîb-i bendler yazılmıştır. Bunları da musammatlardan ayıran bendlerinin mısra' sayılarıdır. Bu durumda terkîb-i bendlerin kafiye şekilleri şöyle gösterilebilir:

1. aa xa xa...vv bb xb xb... yy (Örnek 1)

2. aa aa aa...vv bb bb bb... yy (Örnek 2)

3. aa xa xa...aa bb xb xb... aa (Örnek 3)

Bu üç kafiye şeklinden en çok birincisi kullanılmıştır. Bazı divanlarda şair­ler ve müstensihler, terkîb-hâne mısra'lannın hepsi kafiyeli olan ikinci şekli mu­sammat sayarak müsemmen ya da mu'aşşer olarak adlandırılmışlarsa da bu şeklin on mısra'dan çok uzun olanlarının da görülmesi bunlara terkîb-hâne adı verilme­sini zorunlu kılmaktadır.

Terkîb-i bend edebiyatımızda çok kullanılmış ve bu nazım şekliyle hemen her konu işlenmiştir: Münâcât, na't gibi dinî konularda, medhiye, hiciv, hayattan ve felekten yakınma, felsefî ve tasavvufî fikirlerin söylenmesinde, hatta aşk ko­nusunda hep terkîb-i bendden yararlanılmıştır. Ama terkîb-i bendin asıl konusu­nun mersiye olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Edebiyatımızda terkîb şeklin­de söylenmiş pek çok Âl-i abâ mersiyeleri yanında, şairlerin padişah, şehzade ve diğer devlet büyükleriyle kendi yakınları ve dostları için söyledikleri terkîb-i bendler, mersiyeler de çoktur. Ahmed Paşa (ölm. 1496-97)'nın Yahya ve Bâkî'ye de örnek olan Şehzade Mustafa mersiyesiyle Necati Bey (ölm. 1508-09)'in Şehzade Abdullah ve Şehzade Mahmud mersiyeleri, Yahya Bey (ölm. 1582)'in Şehzade Mehmet ve Şehzade Mustafa mersiyeleri, Nev'î (ölm. 1598-99)'nin Sultan Murad ve şehzadelerinin ölümlerine ve Yazıcızâde Mehmed Efendi'nin ölümüne söylediği mersiyeler, Bakî (ölm. 1600)'nin Kanunî Sul­tan Süleyman ve Hala Sultan mersiyeleri, Ruhî (ölm. 1605-06)'nin Hasan Hân ve Meşhed Hatun, Hasan Bey, Beyânizâde Yûsuf Çelebi, Hüsrevzâde İbra­him Çelebi için söyledikleri, Neşâtî (ölm. 1674-75)'nin Ekmekçizâde Meh­med Çelebi ve Şeyh Gâlib (ölm. 1798-99)'in yakın dostu Esrar Dede'nin ölümlerine söyledikleri mersiyeler, Leylâ Hanım (ölm. 1848)'ın babası, kar­deşi ve İzzet Molla için yazdığı mersiyeler bu arada sayılabilir.

Mersiyeden sonra terkîb-i bendlerde en çok işlenen konu, aslında kasîdenin konusu olan medhiyedir. Şeyhî'nin Çelebi Sultan Mehmed ve Sultan Murad'a, Secâtî Bey'in Şehzade Abdullah ve Mustafa'ya, Fuzûlî'nin Bağdat fethi ve Yahya Bey'in Şehzade Mustafa'nın sünneti için Kanunî Sultan Süleyman'a söyle­dikleri medhiyeler, Nev’i ‘nin Sultan Mehmed ve Cevri’nin yeniçeri ağası Ha­san Halife'ye, Şeyh Gâlib'in Râşid Efendi'ye medhiyeleri terkîb-i bend şeklin­de yazılmışlardır. Enderunlu Fâzıl'ın da 6 terkîbi medhiyedir. Öteki terkib-i bend konularında Nâ'ili'nin sevgiliden yakındığı terkîb'i, Enderunlu Vâsıf’ ın sevgiliyi, sevgilinin vefasızlığını anlattığı, âşıkane üç terkîbi; Tasavvuf konusunda Cevrî'nin ve Esrar Dede'nin ikişer terkîbi, Cem Sultan’ın feleğin zalim­inden yakındığı, gurbet hayatında yazılmış terkîbi sayılabilir.

Edebiyatımızda terkîb-i bend şairi olarak Rûhî-i Bağdadî'nin özel bir yeri vardır. Rûhî'nin terkîb-i bendi gazel kafiyeli 16'şar mısra'lık 17 bendden meydana gelmiş uzun bir şiirdir. Devrinde gördüğü aksaklık ve yolsuzlukları, insanların zayıf ve kötü taraflarını alaylı bir dille hicveden bu terkîb-i bend çok tanınmış ve yazıldığı devirden başlayarak pek çok şair tarafından tanzir edilmiştir. Bunlar içinde en tanınmışları Cevrî, Şeyh Gâlib, Sâmî ve Ziyâ Paşa'nın terkîbleridir '.

Örnek 1.

aa xa xa... vv bb xb xb ... yy

1

Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestiz

Biz ehl-i harâbatdanız mest-i elestiz

Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanır lîk

Biz mâ'il-i bûs-ı câm u kef-i destiz

Sadrın gözedip neyleyelüm bezm-i cihânun

Pây-ı hum-ı meydür yerimiz bâde-perestiz

Mâ'il degülüz kimsenün azarına amma

Hâtır-şiken-i zâhid-i peymâne-şikestiz

Erbâb-ı garaz bizden ırağ olduğı yeğdür

Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastız

Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyız

Âlâlara âlâlanırız pest ile pestiz

Hem-kâse-i erbâb-ı diliz arbedemiz yok

Meyhanedeyiz gerçi velî aşk ile mestiz

Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i canız

Ser-halka-i cem'iyyet-i peymâne-keşânız

17

Verdik dil ü cân ile rızâ hükm-i kazaya

Gam çekmeyiz uğrarsak eğer derd ü belâya

Koyduk vatanı gurbete bu fikr ile çıkduk

Kim renc-i sefer bâ'is ola izz ü âlâya

Devreylemedik yer komadık bir nice yıldır

Uyduk dil-i dîvâneye dil uydı hevâya

Olduk nereye vardık ise aşka giriftar

Alındı gönül bir sanem-i mâh-likâya

Bağdad'a yolun düşse ger ey bâd-ı seher-hîz

Âdâb ile var hizmet-i yârân-ı safâya

Ruhiyi eger bir sorar ister bulunursa

Derlerse buluşdun mı o bî-berg ü nevaya

Bu matla'-i garrâyı okı ebsem ol andan

Ma'lûm olur ahvâlimiz erbâb-ı vefaya

Hâlâ ki biz üftâde-i hûbân-ı Dımışkız

Ser-halka-i rindân-ı melâmet-keş-i aşkız

(17 bend) Rûhî-i Bağdadî

Örnek 2.

Şehzade Mustafa Mersiyesi

aa aa aa .... vv bb bb bb .... yy

1

Meded meded bu cihânun yıkıldı bir yanı

Ecel celâlîleri aldı Mustafa Hânı

Tolundı mihr-i cemâli bozuldı dîvânı

Vebale koydılar âl ile Âl-i Osmânı

Geçerler idi geçende o merd-i meydânı

Felek o canibe döndürdi şâh-ı devrânı

Yalancınun kuru bühtanı buğz-ı pinhânı

Akıtdı yaşumuzı yakdı nâr-ı hicranı

Cinayet etmedi cânî gibi anun canı

Boğuldı seyl-i belâya dağıldı erkânı

N'olaydı görmeye idi bu macerayı gözüm

Yazuklar ana reva görmedi bu râyı gözüm

7

Sipihrün âyînesinde göründi rûy-ı fena

Kodı bu kesret-i dünyâyı kıldı azm-i bekâ

Garîbler gibi gitdi o yollara tenhâ

Çekildi âlem-i bâlâya hemçü murg-ı hümâ

Hakîkaten sebeb-i rif at oldı düşmen ana

Nasîbi olmasa tan mı bu cîfî-i dünyâ

Hayât-ı bakîye erişdi rûhı ey Yahya

Şefîki rûh-ı Muhammed refiki zât-ı Hudâ

Enîsi gâ'ib erenler celîsi ehl-i safâ

Ziyâde ede yaşum gibi rahmetin Mevlâ

İlâhî cennet-i firdevs ana turag olsun

Nizâm-ı âlem olan pâdişâ sağ olsun

(7 bend)

Yahya Bey

Örnek 3.

aa xa xa ... aa bb xb xb ... aa

1

Ey dostlar görün yine bu bî-vefâ felek

Kıldı belâ vü derde beni mübtelâ felek

Gülsen yerine ya'nî ki ni'me-i bedel virür

Pür eyledi durağumı hâr-ı cefâ felek

Nûş-ı safâ yerine virür nûş-ı gam bana

Şekker yerine sunalı zehr-i belâ felek

Kûteh biçildi egnüme bu cûle-i safâ

Dîbâ-yı fahri ideli işbu kabâ felek

Derd ü belâ vü hicr-i bîmâr idüp müdâm

Kılmaz bu ben şikestesine bir deva felek

Nâz u na'îm yerine nâr-ı cahîm ider

Budur hemîşe senden erişen atâ felek

Küffâra esîr eyledün islâm ehlini

Bir sora göre kimse görür mi reva felek

Bozıla çenberi yıkıla çarh-ı kej-revi

Görem ki aşağa geçe başdan başa felek

Giydürmedün bu kubbede bana kabâ felek

Göstermedün bu soffada bana safâ felek

7

Yâ Rab seherde sıdk-ıla olan du'â haki

Ol demde arada geçilen mâcerâ haki

Ehl-i safâya senden erişen necat içün

Mahremlere tapundan erişen atâ haki

Gam Mervesinde sa'y idüben hacc-ı vasi içün Huccâc-ı aşka verilen ehl-i Safâ haki

Gam pûtesinde hâk odını nâr-ı aşk-ıla

Zer kılan anı cevher ile kimya haki

Pâs olmamağ içün yüzi jeng-i cefâ ile

Mir'at-ı cana erişen ol dem cilâ haki

Esrâr-ı hikmetini görüp bilmeğe müdâm

Çeşm-i dili münevver iden tûtyâ haki

Vakt-ı selefde cümle gelen enbiyâ içün

Vakt-ı halefte mürşid-i Hak Mustafâ haki

Bu bend-i gamda koma beni sen necat vir

Hödrâylık durur kalanı sen Hudâ haki

Hakdan inayet irür ise bana ger felek

Yüzün karası sana kalur bu geçer felek

(7 bend) Cem Sultan

15. Tercî'-i Bend

Tercî'-i bendler de terkîb-i bendler gibi 8-20 mısra'lık bendlerin birleştirilmesiyle yapılır. Bend sayıları da 5-7 arasındadır. Az olmakla birlikte daha uzun terci'lerin yazıldığı da görülmüştür. Bendlere Tercî'hâne, haneleri birleştiren be-ere de Vâsıta denir. Tercî'-i bendin, terkîb-i bendden ayrılığı, vâsıta beyitleri-her bendin sonunda aynen tekrar edilmesindedir. Tercî'lerde son bendde mahlas söylenir.

Tercî'-i bendlerde biri gazel kafiyesi ve öteki bütün mısra'ların kafiyesiyle ak üzere iki kafiye şekli vardır:

1. aa xa xa ... vv bb xb xb ...vv (Örnek 1)

2. aaaaaa ... vv bb bb bb ...vv (Örnek 2)

Bu kafiye şekillerinden daha çok birincisi kullanılmıştır.

Tercî'-i bendlerde vâsıta her bendin sonunda aynen tekrarlandığı için, aya fikir çevresinde toplanan bir konu bütünlüğü vardır. Bendlerde işlenen fikirleri! her bendin sonunda asıl fikre bağlanması, terkîblere göre terci' yazmayı daha da güçleştirmiştir.

Tercî'-i bendler divanlarda mutekerrir musammatlarla, hatta terkib-i benci­lerle karıştırılmıştır. Yahya Bey'in mu'aşşer olarak gösterilen birkaç medhiyesi tercî' olduğu gibi. Gâlib Dede'nin Yûsuf Sineçâk medhiyesi de tercî' değil mu­tekerrir bir müseddestir. Esrar Dede Divanı'ndaki dört terci'den ikisi terkib-i bend, biri müseddes biri de müsebba'dır. Şeref Hanım divanında 4 muhammes ve 11 müseddese tercî'-i bend denilmiştir.

Terkîbler gibi tercî'-i bendler de değişik konularda yazılmışlardır. Ama en çok devirden, felekten şikayet, mersiye ve özellikle medhiye terci' konusu ol­muştur.

Edebiyatımızda tercî'-i bend çok kullanılmış bir nazım şeklidir. Tercî' ya­zan şairler arasında XIV. yüzyılda 4 tercî'-i bend ile Nesîmî , XV. yüzyılda biri mersiye olan 5 tercî'-i ile Şeyhî , medhiye konusunda 2 tercî' söyle­yen Ahmed Paşa , 1 tercî' sahibi Sultan Cem , XVI. yüzyılda 3 tercî' sa­hibi Ca'fer Çelebi 2 tercî'i olan Hayreti ve mersiye ve münâcât konular­dan 3 tercî' yazan Nev'î ve biri Sâkînâme olan 3 tercî' sahibi Fuzûlî sayılabilir. Hayalî Bey ve Bakî birer terci'-i bend söylemişlerdir. Rûhî-i Bağdadî divanında biri medhiye olan 4 tercî' vardır. Yahya Bey 4'ü medhiye konusunda 9 tercî' yazmakla bu alanda ön sırada yer almış şairlerdendir.

XVII. yüzyılda Cevrî 2 terci' söylemiştir*248'. Nâ'ilî'nin bir mersiye tercî'i, XVIII. yüzyılda Nedîm ve Gâlib Dede'nin birer, Enderunlu Fâzıl'ın hepsi medhiye olan 9 , İzzet Molla'nın 2 tercî'i vardır. Vâsıf bir terci' ile Nef'î'yi tanzîr etmiştir . Tanınmış tercî'-i bendlerin sonuncusu Ziya Paşa 'nın tercî'-i bendidir.

Örnek 1.

Tercî'-i bend der-sitâyiş-i Sultân Mıırâd ibn-i Süleytnân Hân

aaxaxa...VV bb xb xb...VV

1

Tâli' oldı neyyir-i ikbâi-i devlet subhdem

Şu'le saldı âleme necm-i hidâyet subhdem

Kâ'inâtı kıldı mir'ât-ı cemâl-i şâhdan

Gark-ı envâr-ı hidâyet Rabb-ı izzet subhdem

Çokdan eylerdi cemâl-i bâ-kemâlin arzu

Ber-murâd oldı hele tâc-ı sa'âdet subhdem

Şeş cihâtı rûşen itdi taratından gün gibi

Buldı ziynet çârsû-yı mülk ü millet subhdem

Nâgehân bir toz kopardı bâd-ı pây-ı devleti

Rûşen oldı dîde-i a'yân-ı hazret subhdem

Nevbet ol şâh-ı cevân-baht-ı cinânundur deyu

Çaldılar eflâkden kûs-ı beşaret subhdem

Âfitâb-ı âlem-ârâ gibi zerrîn tâc ile

Taht-ı sîmîn üzre saldı ferr-i devlet subhdem

Sâye-i Yezdan penâh-ı dîn ü devlet Hân Murad Dâver-i devrân mu'izz-i saltanat Sultân Murâd

5

Gül gibi halkı nesîm-i hulkı handan eylesün

Nevbahâr-ı adli âfâkı gülistan eylesün

Âsumânun gûşe-i bâm-ı zümürrüd-fâmına

Kadri tâvûsı çıkup gün gibi cevlân eylesün

Kârgâh-ı dîn ü devletde düşen duşvâr işin

Hak Te'âlâ hazreti lutfından âsân eylesün

Târ-ı zülf ü turra-i hûbân-ı müşgîn-mû gibi

Sâl-i ikbâlin Hudâ bî-hadd ü pâyân eylesün

Karşusında ayagun tursun mülûk el baglasun

Kendü çıksun bârgâh-ı adle dîvân eylesün

Şevket-i İskenderi dârât-ı Dârâ bî-kusûr

Mesnedün şimdengeru taht-ı Süleyman eylesün

Mülk-i Mısra nitekim bir bendesin sultân ider

Bir kulın salsun diyâr-ı Çîne hâkân eylesün

Sâye-i Yezdan penâh-ı dîn ü devlet Hân Murâd
Dâver-i devrân mu'izz-i saltanat Sultân Murâd
(5 bend) Bakî

Örnek 2.

aa aa aa ... VV bb bb bb ... VV

1

Men kimem bir bî-kes-i bîçâre vü bî-hânümân

Tâli'üm aşüfte ikbâlüm nigûn bahtımı yaman

Nemlü eşkümden zemîn memlû ünümden âsumân

Âh u nâlem nâvek ü peyveste ham kaddüm keman

Tîr-i ahum bî-hatâ te'sîr-i nâlem bî-gümân

Muttasıl gamhâne-i sînemde yüz gam mihmân

Handa bir gam itse menden istesünler men zaman

Yoh mana kayd-ı belâ vü dâm-ı mihnetden emân

Çıhdı cân gönlümde endûh u gam u mihnet hemân

Ey menüm cânum sen ü gönlüm senünle şâdmân

Sensüz olman ayru mihnetden belâdan bir zaman

El-amân hicran belâ vü mihnetinden el-amân

7

Fark aşk içre Fuzûlî izz ü câhumdur menüm

Şîve-i mihr ü mahabbet resm ü râhumdur menüm Derdümi sabit kılan uşşâka âhumdur menüm

Âh bu da'vîde bir âdil guvâhumdur menüm

Gerçi gam maksûdı katl-ı bî-günâhumdur menüm

Gam degül çün günc-i meyhane penâhumdur menüm Dergeh-i pîr-i mugân ümmîd-gâhumdur menüm

Men anun bir çâkeri ol pâdışâhumdur menüm

Ey ki her cürm olsa lutfun özr-hâhumdur menüm Ayıran senden meni baht-ı siyâhumdur menüm

Sensüz olmam ayru mihnetden belâdan bir zaman

El-amân hicran belâ vü mihnetinden el-amân

(7 bend) Fuzûlî

 
< Önceki   Sonraki >


Site Tasarımı
www.isyeriweb.com