Skip to content
޵ an:
Anlatım Biçimleri Yazdır


Bir düşünceyi, duyguyu ya da bir olayı sözle ya da yazıyla ifade etme biçimine anlatım denir. Çeşitli amaçlara yönelik olarak yapılan anlatımın etkileyici olabilmesi için değişik yöntemlere başvu­rulur. Sözgelimi, bir bilgiyi aktarmak, bir olayı hi­kaye etmek ya da bir manzarayı betimlemek farklı bir anlatım gerektirecektir. İşte, anlatımı gerçekleş­tirirken başvurulan bu yöntemlere "anlatım biçim­leri" diyoruz.

Bir düşünceyi, duyguyu ya da bir olayı sözle ya da yazıyla ifade etme biçimine anlatım denir. Çeşitli amaçlara yönelik olarak yapılan anlatımın etkileyici olabilmesi için değişik yöntemlere başvu­rulur. Sözgelimi, bir bilgiyi aktarmak, bir olayı hi­kaye etmek ya da bir manzarayı betimlemek farklı bir anlatım gerektirecektir. İşte, anlatımı gerçekleş­tirirken başvurulan bu yöntemlere "anlatım biçim­leri" diyoruz.

Anlatım biçimleri , ele alınan konunun özelliğine ve bunun işlenmesinde güdülen amaca bağlı olarak değişir. Bir başka deyişle seçilen konu ve güdülen temel amaç, anlatım biçimini belirler:
— Amaç herhangi bir konuda okura doğrudan bilgi vermekse açıklayıcı anlatıma başvurulur.
— Bir gerçeği ya da bir savı kanıtlamak, okurun düşüncelerini değiştirmek, ona yeni bir görüş benimsetmek amaçlandığında ise tartışmacı anlatım tercih edilir.
— Bir olaya dayalı konuların işlenmesinde güdülen temel amaç, okuru olay içinde yaşatmaktır. Bunun için öyküleyici anlatım seçilir.
— Anlatıcı, bir varlığı ya da bir durumu göz önünde canlandırarak okura birtakım izlenimler kazandırmak isteyebilir. Bunun için betimleyici anlatıma başvurur.

Yazılı anlatımın başlıca dört biçimi vardır:
1. Açıklayıcı Anlatım
2. Tartışmacı Anlatım
3. Öyküleyici Anlatım
4. Betimleyici Anlatım
Yukarıda sıralanan anlatım biçimlerini ayrıntılı biçimde inceleyelim:
1. AÇIKLAYICI ANLATIM
Makale, fıkra, eleştiri ve deneme gibi öğretici özellikler gösteren türlere özgü bir anlatım biçimidir. Herhangi bir konu hakkında bilgiler vermek, bir şeyler öğretmek amacına yöneliktir. Açıklama, bilinmeyeni bilinir kılmaktır. Amaç doğrudan bilgi vermek olduğundan yazar sanatlı söyleyişlere, imalı sözlere pek yer vermez. Açık, anlaşılır bir dil kullanır. Soyutlamalardan, kişisellikten kaçınır.
Açıklayıcı anlatım biçiminde amaç bilgilendirme, öğretme olduğundan düşünceyi geliştirmek ve konunun daha iyi biçimde anlaşılmasını sağlamak için "tanımlama, örnekleme, tanık gösterme ve karşılaştırma" gibi düşünceyi geliştirme yöntemlerine başvurulur. Ansiklopedilerde, ders kitaplarında daha çok bu tür bir anlatım görülür.
UYARI:
Kimi açıklamalarda konu kişisel bir yaklaşımla ele alınabilir. Bu yönteme daha çok, deneme, fıkra, eleştiri ve sohbet gibi düşünce yazılarında başvurulur.

Örnek -1:
Halk kütüphaneleri, okumaya teşvik eden en önemli kurumlardır. Halk kütüphaneleri her kesimden insanın bilgi kaynaklarına serbest erişimini garantiler, her insana bilgi okyanusunda yol gösterir. Ayrıca kaynak kullanım becerisini geliştirir, yaşam boyu öğrenimi destekler ve böylece daha fazla fırsat eşitliği yaratılmasına ve geniş çaplı halk eğitimine katkıda bulunur. İçinde bulunduğumuz küreselleşme çağında bilgi toplumu olma yolunda ilerlerken halk kütüphanelerinin toplumsal rolü daha da önem kazanmaktadır.
Görüldüğü gibi, bu parçada halk kütüphanelerinin işlevi ve önemi açıklayıcı anlatım tekniğiyle ele alınmıştır.
Örnek - 2:
Tanzimat dönemine kadar edebiyatımızda Batılı anlamda tiyatro yoktu. Tanzimat'la birlikte Batılı anlamda ilk yerli tiyatro eserini "Şair Evlenmesi" adıyla Şinasi vermiştir. Tiyatroyu hem eğlendirici hem de düşündürücü bir tür olarak gören Namık Kemal bu dönemin önemli tiyatro yazarlarındandır. Abdülhak Hamit ise bireyin dünyasını öne çıkararak, ağır bir dille ve sahne tekniğine önem vermeden birçok oyun yazmıştır. Bunları da oynanmak için değil, okunmak için kaleme almıştır.
Bu parçada yazar, Tanzimat tiyatrosu hakkında açıklamalar yaparak öğretici bilgiler vermektedir.

2. TARTIŞMACI ANLATIM
Herhangi bir düşüncenin, bir önerinin ya da yargının doğru olmadığını ortaya koymak amacıyla hazırlanan yazılarda başvurulan anlatım biçimidir. Okuyanı yönlendiren bir hava taşır. Tartışmacı anlatım biçimiyle okurun sahip olduğu düşüncenin değiştirilmesi amaçlanır. Yazar okurla sohbet ediyormuş gibi bir üslupla yazısını oluşturur. Devrik cümlelerle, soru ve cevaplarla yazısına akıcılık kazandırır.
Yazar, görüşlerini inandırıcı kılmak için kanıtlama yoluna başvurur.Tanımlama, karşılaştırma, örneklendirme ve tanık gösterme gibi yöntemlerden yararlanır. Kanı niteliği taşıyan yargılardan kaçınır, nesnel olmaya çalışır. Bu anlatım biçimi daha çok makale, eleştiri, fıkra ve deneme türü yazılara özgüdür.
Tartışma da açıklayıcı anlatım gibi doğrudan anlatmaya dayanır. Sonuçta burada da bilgi ortaya konmuş olabilir; ancak bir görüşün başka bir görüşe karşı savunuculuğunun yapılması onu açıklamadan ayırır.

Örnek -1:
Romanın tek bir tanımı var mı acaba? Yıllarca hem Türk dili ve edebiyatı hem de Batı edebiyatı okuduk, okuttuk.

Bakanlıktan onaylı kitaplara bakarak, "Olmuş ya da olması mümkün olayların genişçe anlatılması..." diye geçtik hep. Neresi doğru bunun? Bugün hiç olay içermeyen romanlarda yazılabiliyor. Roman bir olay anlatsa bile kişi, düşünce, eğilim, yer gibi başka öğeler de içeriyor. Onu bir "ayna"ya benzeten yazarlar olmuştur. Ama sanat sadece bir "yansıma"ya da "yansıtma" olma dönemini de aştı çoktan. Belki bir dışavurumdur ya da daha başka bir şeydir.
Bu parçada yazar, mevcut roman tanımlamalarına karşı çıkıyor ve romanın yapısal bazı değişiklikler geçirdiğine dikkat çekerek roman sanatının klasik tanımları aşan bir nitelik kazandığı görüşünü savunuyor.

Örnek - 2:
Gençlere, kendi kalıplarımıza göre düşünmeyi öğretmek, yalnız onlar için değil, bütün toplum için zararlı bir tutum. Şunu unutmamak gerekir: Birtakım temel kavramları verirken onlara kendi değer yargılarımızı da benimsetmeye çalışırsak belki söz dinleyen bir kuşak yaratabiliriz; kendi değerlerimize göre yetiştirdiğimiz gençleri kurulu düzenin savunucuları olarak görebiliriz. Fakat düşünmeyi öğrenmeden yetişen genç, günü gelir, öğretilenlerin dışında, yeni durumlarla karşılaştığında şaşırır, kendine güvenemez ve yaşamın akışı içinde bir yandan öte yana savrulur durur.
Bu parçanın bütününde, gençlere yönelik eğitimin niteliği tartışılıyor. Parçaya göre, gençlere sadece kendi değer yargılarımızı benimsetmeye çalışmak ve onları kendimiz gibi düşünmeye zorlamak yanlıştır. Böyle bir eğitim anlayışıyla özgür düşünen, kendine güvenen bireyler yetiştiremeyiz. Doğru olan, gençlerin düşünce ve davranışlarında özgür olacak biçimde eğitilmeleridir.


3. BETİMLEYİCİ ANLATIM (TASVİR ETME)
Betimleme, sözcüklerle resim çizme işidir. Görme, dokunma, işitme, tatma ve koklama gibi duyularımız aracılığıyla varlıkların niteliklerini, bu varlıkların duyularımız üzerinde uyandırdıkları izlenimleri belirtmektir. Betimleme, varlıkların belirgin özelliklerini tanıtıp göz önünde canlandırmaktır. Betimleyici anlatımda okuyucunun çeşitli duyularına seslenilerek anlatılan varlıkla ilgili İzlenim kazanılması amaçlanır. Betimlemede asıl olan görselliktir. Bu nedenle gözle algılanan renk ve biçim ayrıntılarına büyük yer verilir. Betimlemelerde yazar, nesnel olabileceği gibi gözlemlerine duygularını, yorumlarını katabilir; düşsel öğelerden de yararlanabilir.


Betimlemelerin iki biçimi söz konusudur:

a) Açıklayıcı Betimleme:
Gözle görülenin anlatıldığı betimleme türüdür. Varlıkların ya da kişilerin dış görünüşüyle, olduğu gibi tanıtılması amaçlanır. Gözlem gücünden yararlanılır; fakat kişisel yorumlara pek fazla yer veril¬mez, duygular belirtilmez.

Örnek:
Kelebekler Vadisi 250 metre uzunluğunda bir sahile sahip. Vadinin derinlerinde bir şelale bulunmaktadır. Bu şelalenin suyu Babadağ eteklerinden doğan Sarp Deresi'nden gelir. Kış aylarında yağmur suları ile birlikte derenin suyu artarak dar vadiyi geçip sahili yararak denize akar. Vadinin iç kesimlerinde ormanlık alanda, başta kaplan kelebeği olmak üzere çok sayıda kelebek türü yaşamaktadır.

b) İzlenimsel - Sanatsal Betimleme:
Görsellikten çok, izlenim ve sezginin ağır bastığı betimleme türüdür. Varlıkların duyularımız üzerinde uyandırdıkları izlenimleri belirtme amaçlanır. İnsanların iç dünyasıyla tanıtıldığı, tavır ve davranışlarının ele alındığı ruhsal betimlemeler de bu türe girer. Özel ayrıntılar üzerinde durulur. Yazar, anlatımına duygu ve yorumlarını da katar. Benzetmelere, yinelemelere, düşsel öğelere ve mecazlı söyleyişlere başvurur.


Örnek :
Akçay Iskelesi'nin önünde duran kayıklar, ağaçların arasındaki seyrek binalar, iğne topuzu kadar ufaktı. Karşıda Burhaniye 'nin arkasında yatan Madra Dağları şekilsiz bir yığından ibaretti. Güneşin altında göz kamaştırıcı pırıltılarla yanan deniz, ta uzaklarda açıklı koyulu gölgelere bürünen Midilli Adası'na kadar uzanıyordu. Kazdağı'nın körfeze kadar yaklaşan eteklerini sayılamayacak kadar çok, her biri başka renk ve biçimde, irili ufaklı dağlar ve tepeler çeviriyordu. Arkamızda Sarıkız, bu dağların en yüksek tepesi, ağaçsız başını beyaz bulutlara uzatıyordu.
Bu parçada yazar gözlem gücünden yararlanarak bir manzara betimlemesi yapıyor ve görme duyusuyla ilgili ayrıntıları aktarıyor.


4. ÖYKÜLEYİCİ ANLATIM
Öyküleme, tasarlanan ya da yaşanan bir olayın anlatımıdır. Öyküleyici anlatımda olay, bir zaman sırasına göre, birbirini izleyen eylemler halinde verilir. Öyküleme, anlatım tekniği bakımından betimlemeye benzer; ancak betimlemede yazarın izlenimleri söz konusuyken öykülemede olayın aktarımı, eylemlerin oluş sırasına göre verilişi esastır. Öyküleyici anlatımda temel amaç okuyucuyu olay içinde yaşatmak ve onu bu yolla etkilemektir. Okuduğumuz romanların, öykülerin anlatım biçimi öykülemedir.

 

Güdülen amaca ve anlatılan olayların niteliğine bağlı olarak öykülemeler ikiye ayrılır:

a) Sanatsal Öyküleme:
Okuyucuyu olay içinde yaşatmayı ve olaya ortak etmeyi amaçlar. Öykü ve roman gibi edebi türlere özgü olan bu öyküleme türünde olaylar canlı bir akış içinde verilir. Dil, öznel ve etkileyicidir.

Örnek :
Sokağın ortasında yapayalnız kalan ihtiyara yaklaştım. Saygılı ve sıcak bir şekilde iyi olup olmadığını sordum. Beni duymadı. Omzuna dokunup biraz daha yüksek sesle yineledim sorumu. Tuhaf tuhaf bana baktı. Sanki "niye böyle bir soru soruyorsun," der gibi. Elimden geldiğince nazik bir şekilde yolun ortasında durduğunu, arabaların geçmesini engellediğini anlatmaya çalıştım. Bastonunun üzerinde hafifçe doğruldu. Belli belirsiz bir gülümsemeyle, "Evet, güneş çok güzel ısıtıyor." dedi.
Parça öyküleyici anlatımla yazılmıştır. Anlatım birinci kişinin ağzından ve geçmiş zaman kipiyle yapılmıştır.

b) Açıklayıcı Öyküleme:
Bilgilendirme, öğretme amaçlı betimleme türüdür. Bir olayın, bir deneyin oluşumu anlatılırken, bir aracın işleyişi ya da bir işin yapılışı açıklanırken bu anlatım biçimi kullanılır. Olaylar, eylemler düz bir anlatımla verilir.

Örnek :
Atatürk bir davet üzerine Almanya'ya gitmişti. Bir askeri üste, şereflerine uçaklarla gösteriler yapılmak isteniyordu. Askeri üsse gösteri yapacak olan uçaklardan birine de Atatürk'ün binmesi kararlaştırıldı. Planlanan törende zamanı gelince Atatürk, uçağa doğru ilerlemeye başladı. Ancak bir anda geri dönerek ısrarlara rağmen uçağa binmekten vazgeçti. Onun yerine bir Alman subayı uçağa bindi. Uçak havalandıktan bir süre sonra arızalanarak düştü. İçindeki Alman subayı öldü. Atatürk içindeki sese kulak vererek mutlak bir ölümden dönmüştü.
Bu parçada, yaşananlar öykülenirken sanatsal bir amaç güdülmemiş ve açıklayıcı, düz bir anlatım kullanılmıştır.


ANLATIMIN TEMEL NİTELİKLERİ
Anlatımın bazı temel nitelikleri vardır. İyi ve doğru anlatım özel çaba ister. Sözcüğü özenle seçip yerli yerinde kullanmak, herkesten başka türlü söyleyip yazmaya çalışmak, gereksiz benzet¬melerden kaçınmak, düşünceyi açık seçik ortaya koymak, kolay bir söyleyişe ulaşmak; iyi anlatımda aranan başlıca niteliklerdir.
a) Özlülük: Duygunun ya da bir gerçeğin en kestirme yoldan anlatımına özlülük denir. Özdeyiş ve atasözlerinin anlatımında özlülük vardır. Özlülük, anlatımda yoğunluk demektir.
b) Yalınlık: Duygunun, düşüncenin ya da gerçeğin sade, süssüz, gösterişsiz biçimde anlatı¬mına yalınlık denir. Bilimsel ve öğretici yazılarda bu anlatım özelliğine sıkça yer verilir. Sanatsal yazı¬larda ise bu anlatım özelliğine pek yer verilmez.
c) Duruluk: Anlatımda gereksiz sözcüklere yer vermeme özelliğine duruluk denir. Duruluk, faz¬lalıklardan arınmayı gerektirir. Yalınlıkla duruluk ka¬rıştırılmamalıdır. Yalınlık, süsten, söz sanatlarından uzaklık; duruluk ise gereksiz sözcüklerden arınmış olmak demektir.
d) Akıcılık:Duygunun, düşüncenin ya da bir gerçeğin anlatımında paragrafı oluşturan cümlele¬rin söyleniş ve okunuşundaki kolaylık ve rahatlığa akıcılık denir. Akıcılık, hem seçilen sözlerin ses özelliğine, hem de cümle kuruluşundaki güzelliğe dayanır.
e) Özgünlük:Anlatımın yazara özgü yeni ni¬telikler taşımasına özgünlük denir.

f) İçtenlik: Yazarın konusunu anlatırken doğal davranması, samimi olması, yapmacığa kaçmaması, özentiden uzak olması demektir.


ÇÖZÜMLÜ ÖRNEKLER


ÖRNEK 1- ÖSS 2007:
Güzeldere'de kışın bembeyaz bir sessizlik kaplar her yanı. İlkbaharda taze yeşilin, eflatun orman gülleriyle uyumu göze çarpar. Yazın koyu bir yeşil hakim olur dağlara. Ya sonbaharlarda? Kayınların, gürgenlerin kırmızısı, ıhlamur yapraklarının saman gibi sarısıyla güze direnen çalıların yeşili biberine karışır. Güzeldere'nin en görkemli zamanıdır sonbahar.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Benzetme yapılmıştır.
B) Betimleyici öğelere yer verilmiştir.
C) Öznellik ağır basmaktadır.
D) Bir varlığa insana özgü bir nitelik aktarılmıştır.
E) Yinelemelere başvurulmuştur.

ÇÖZÜM:
Verilen parçada "Güzeldere"nin görünüşü betimleyici bir anlatımla veriliyor. Parçayı dikkatle inceleyecek olursak A, B,C, D seçeneklerindeki yargılar doğrudur:
(A) Benzetme: "Ihlamur yapraklarının saman gibi sarısı..."

(B) Betimleyici öğeler: "Güzeldere'de kışın bem¬beyaz bir sessizlik kaplar her yanı..."
(C) Öznellik : "Güzeldere'nin en görkemli zama¬nıdır sonbahar."
(D) Bir varlığa insana özgü bir nitelik aktarma: "...güze direnen çalıların yeşili..."
Parçanın anlatımında yinelemelere başvurulma¬mıştır.
Doğru cevap (E) seçeneğidir.

ÖRNEK-2 (ÖSS-2005):

Doğuda dağlar kar altında yatarken bahar geldi dağlarına Ege'nin. Yeşille kucaklaştı toprak; dağ taş yemyeşil. Sanki papatya denizi Datça, göz alabildiğine uzanan. Bahar kokuyor her yer. Kırlar rengârenk çiçek...
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdaki-lerden hangisi söylenemez?
A) Doğanın kişileştirildiği
B) Karşıt anlamlı sözcüklerin bir arada kullanıldığı
C) Karşılaştırmaya başvurulduğu
D) Bahara özgü görüntülerin betimlendiği
E) Devrik cümlelerle anlatımın doğallaştırıldığı


ÇÖZÜM :
Parçada bir yörenin doğal görünümü betimleniyor. Parçanın anlatımıyla ilgili olarak A, C, D ve E seçeneklerinde verilenler doğrudur. Şöyle ki:
(A) Kişileştirme: "Yeşille kucaklaştı toprak.
(C) Karşılaştırma: "Doğuda dağlar kar altında ya¬tarken bahar geldi dağlarına Ege'nin."
(D) Bahara özgü betimleme: "Sanki papatya de¬nizi Datça, göz alabildiğine uzanan..."
(E) Devrik cümleler: "Bahar kokuyor her yer..."
Parçanın anlatımında karşıt anlamlı sözcükler bir
arada kullanılmamıştır.
Doğru cevap (B) seçeneğidir.

ÖRNEK-3:
Bence bir romanın biçimini belirleyen sadece dil değildir. Dil dışında başka etkenler var. O ülkenin sosyal tarihi, sosyal durumu, ekonomik, kültürel ve coğrafi özellikleri gibi... İngiliz romanıyla Fransız romanı; Fransız romanıyla Rus romanı arasındaki büyük farkı belirleyen ne? Elbette o ülkenin kültürü ve daha başka başka özellikleri.
Bu parçanın anlatım biçimi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Tanımlama B) Tanık Gösterme
C) Betimleme D) Tartışma
E) Öyküleme


ÇÖZÜM:
Bu parçada tartışmacı anlatım biçimi kullanılmıştır. Yazar, dilin tek başına bir romanın biçimini belirlemede yetersiz kalacağı düşüncesini ileri sürüyor. Görüşünün doğruluğunu kanıtlamak için de karşılaştırma yapıyor.
Doğru cevap (D) seçeneğidir.
ÖRNEK-4:
Küf yeşili yaprağın üzerinde koyu benekler vardı. Yapraktan acı, kekiğimsi bir koku geliyordu. Adam, yaprağa bakıyor, beneklerini sayıyordu. Birden yaprağın üstündeki beneklerden biri kımıldadı. İrkildi adam. Önce gözlerine inanamadı. Koyu kestane sırtıyla minicik bir böcek. Sonra böceğin sırtındaki koyu kestane kabuk çıtırdayarak yarıldı, altından tül gibi yarı saydam kanatlar çıktı. Uçuverdi böcek. Nemli, ılık bir esintinin içinde yitip gitti.
Bu parçada, ayrıntıların seçiminde aşağıdaki duyuların hangisinden vararlanılmamıştır?
A) Görme B) Tatma C) Dokunma
D) İşitme E) Koklama

ÇÖZÜM:
Öyküleyici ve betimleyici anlatımın birlikte kullanıldığı bu parçada ayrıntıların seçiminde dört duyudan yararlanılmıştır:
(A) Görme: "Küf yeşili"
(C) Dokunma: "nemli, ılık bir esinti"
(D) İşitme: "çıtırdayarak"
(E) Koklama: "acı bir koku"
Verilen parçada tatma duyusuyla ilgili herhangi bir ayrıntı yoktur. "Acı" ifadesi mecaz anlamda kullanılarak duyular arası aktarma yapılmıştır.
Doğru cevap (B) seçeneğidir.

TEST

1. Yaşlı adam bahçenin kenarındaki eski banka oturdu. Etrafındaki tüm güzellikleri düşündü. Nemden korunmak için eski, gri bir ceket giymişti. Etrafındaki renklerin ve güzel seslerin tadını çıkaramiyordu. Derin düşüncelere dalmıştı. Kafası da, ruhu da kederliydi. Geçmişte de kimi zaman kederli bir ruh haline girdiği söylenirdi. Doğru olduğunu kabul de ederdi; ama her zaman kendini toparlar, daha çok enerjisi ve coşkusuyla anılırdı. Ama bugün farklıydı.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?

A) Öyküleme - betimleme
B) Örnekleme - öyküleme
C) Açıklama - betimleme
D) Tartışma - öyküleme
E) Öyküleme - karşılaştırma

2.Dün gece elinde kahveyle pencereden yağmuru seyredip iç dünyasında kendisiyle hesaplaşırken dışarıya çıkmak istemişti birden. Yağmurda ıslanmak, arınmak...Yağmurun cama vururken, çatıdan düşen damlaların yere çarparken çıkardığı dinlendirici sesler... Yağmur onu adeta dışarı davet etmişti. Siyah paltosunu aldı üstüne. Evden çıkarken açık kapının önünde şöyle bir durdu. Yağmuru seyretti bir süre. Sonra sokak lambalarının aydınlattığı loşluğa doğru İlerledi.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağı-dakilerden hangisi söylenemez?
A) Eksiltili cümlelerin kullanıldığı
B) Yinelemelerle anlatıma akıcılık kazandırıldığı
C) Öyküleylci bir yol izlendiği
D) Gözlem gücüyle ayrıntıların seçildiği
E) Devrik cümlelerle anlatımın doğallaştırıldığı

3.Kediler alışma döneminde kendi köşelerini seçerken doğal olarak güvenliklerini dikkate alırlar ve başta potansiyel tehlike olarak gördüğü sizinle arasına bir güvenlik mesafesi koymaya çalışırlar. Yeni bir kedinin güvenini kazanmaya çalışırken onu aşırı zorlamamalısınız. Aşırı zorlandığını siren gibi bir miyavlama sesi ile size belli edecektir. Bu durumda onun üzerine gitmemelisiniz. Aksi takdirde onun size karşı olan korkusu pekişecektir.
Bu parçanın anlatım biçimi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Betimleme B) Tanık Gösterme
C) Açıklama D) Tartışma
E) Öyküleme


4. Hava kararmıştı, İnegöl ışıl ışıldı. Yenişehir yolu sakindi. Derbent'ten İznik'e inerken görünen büyük karanlık İznik Gölü'ydü. iznik'i geçerek Elbeyli üzerinden giden yolun sırtında körfezi gören ilk tepeye ulaştığımızda, arabamın gürültülü motorunu durdurup aşağıya indim. Hava da serinlemeye başlamıştı. Bir elimle eşimin elini, bir elimle rüzgârı tuttum. Kutupyıldızına göz kırparak çocukluğumu, gençliğimi düşündüm uzun uzun.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
A) Yinelemelere yer verme
B) Karşılaştırmalar yapma
C) Gözlem gücünden yararlanma
D) Çeşitli duyulara seslenme
E) Öyküleme

5. Evden yükselen dumanlar, karşı apartmanda oturan, orta yaşlı bir kadının dikkatini çekmişti. Hemen itfaiyeyi aramıştı kadın. İnşaat işçileri de dumanları görüp alevler içindeki gecekonduya üşüştüler. Pencerenin önünde iki küçük çocuğu görünce yürekleri ağızlarına geldi. İşçiler inşaat hortumunu gecekondunun arkasına dek uzatıp alevler İçindeki kapıyı söndürdüler. Yanmakta olan ahşap kapıyı birkaç tekmeyle yıktılar; ancak İçeri giremediler, içeriden boğucu dumanlar yükseliyordu, itfaiye de gelmişti en sonunda; ama gecekondunun yanına yaklaşamıyordu. Suyu uzaktan püskürtmekle yetiniyordu. Derin bir çukurdaydı ev.
Bu parçada yazarın okura yönelik amacı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Okuru olay içinde yaşatma
B) Okura izlenim kazandırma
C) Okurun kanılarını değiştirme
D) Okura bilgi verme
E) Okurun söz dağarcığını zenginleştirme


6. Turgut Uyar, ölçülü ve uyaklı ilk dönem şiirlerinde daha çok kişisel yaşantısı üzerinde durdu. Aşk, ayrılık, ölüm temalarını işlediği bu şiirlerinde Garip akımının izleri görülür. Daha sonra yoğun imgelerin ve simgeci bir söyleyişin etkili olduğu şiirleriyle İkinci Yeni'nin başlıca şairlerinden biri oldu. Sanatını, Halk şiirinin deyişleri ve Divan şiirinin biçimlerinden yararlanarak geliştirdi. Büyük kent yaşamını bütün karmaşıklığı ve sarsıntılarıyla içeren bir şiir oluşturdu. Şiirle düzyazı arasındaki ayrımı ortadan kaldırdı; şiirlerindeki zengin doku giderek yalınlaştı.
Bu parçada aşağıdaki anlatım yöntemle¬rinden hangisine başvurulmuştur?

A) Açıklama B) Örnekleme
C) Betimleme D) Tartışma
E) Öyküleme

7. İnci Abla, geçmiş zamanlardan kalma bir peri kızı gibiydi. Kızıl saçlarını omuzlarına döker, ağır ağır tarardı. Papatya sularıyla yıkanıyordu kızıl saçları. İnci Ablalar, hemen bahçeye açılan en alt katta oturuyorlardı. Evin içi sessiz ve sıcaktı. Onunla birlikte olmaktan mutluluk duyardım. İlişirdim kucağına. Defterime kenar süsü yapardı kurşunkalemlerle. Kimi vakitler annesi gibi saçlarını topluyor, ama onun topuzu sıkı değil. Aralardan kaçan yumuşak bukleler ensesine düşerdi.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?
A) Öyküleme - tartışma
B) Tanımlama - öyküleme
C) Açıklama - betimleme
D) Karşılaştırma - öyküleme
E) Öyküleme - betimleme


8. Atilla ilhan şiirden romana, romandan deneme ve anıya kadar birçok türde yapıtlar vermiş bir şairdir. Toplumsal ve bireysel bir dizi konuyu kültürel bir doku zenginliğiyle kaleme almıştır.Bağımsızlık, adalet, özgürlük, barış, halkçılık,gibi temaları evrenseli yakalayan bir söylemle işler. Bireysel temaların başında kişinin kendi olma isteği yer alır. Şiirlerinde işlediği temaları kendimizden bir şeyler bulmanın ilgisi ve yoğunluğuyla okuruz.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
A) Karşılaştırma B) Tanık gösterme
C) Açıklama D) Tartışma
E) Öyküleme

9.Bahçe sessiz ve huzurluydu. Şehrin kalabalığından ve gürültüsünden uzaktı. Etrafta duyulan tek ses ara sıra öten serçe ve ardıç kuşlarıydı. Bir de yakındaki çeşmeden gelensu sesi. Mevsim bahardı ve çiçekler renklerinin tüm canlılığıyla her tarafa yayılmışlardı. İyi bir bahçıvanın eli değmişçesine bahçedeki bütün çiçekler bakımlı, çalılar kırpılmış ve çimenler tazeydi.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
A) Betimleme B) Örnekleme
C) Açıklama D) Tartışma
E) Öyküleme

10. Günümüzde "sanat sanat içindir" ya da "sanat halk İçindir" gibi kesinlemeler çok eskimiş, çağın gerisinde kalmıştır. Elbet sanat halk içindir; ama her türlü estetik yüceliğe ulaşmak koşuluyla. "Sanat sanat içindir" diyenler, sanatın estetik yücelik taşıması yanına işaret etmek istiyorlarsa büsbütün haksız sayılmazlar. Estetik olgunluğa ulaşmamış yapıtlar, halka ne kadar yararlı olabilir ki...
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
A) Öyküleme B) Örnekleme
C) Açıklama D) Tartışma
E) Tanımlama

11. Çukurova tekin değildir. Bir uçsuz bucaksız düzlüktür. Bataklıktır, büklüktür, akarsular, ulu denizlerdir. Bulut gibi gelen sivrisinekler... Çukurova bir sonsuz aklıktır. Göğe yükselmiş, ulu devler gibi ayağa kalkmış, bin bir renkli ulu
devlercesine uçan, akan toz direkleridir. Sarısıcaktır, toz dumandır. Otsuz ağaçsız bir topraktır. Sıtmadır, hastalıktır. Sızlayan kemik,akan terdir. Tekin değil.Yeşil bir ejderhadır.Bulut gibi gökyüzünden hışırdayarak gelir.
Bu betimlemede bulunmayan özellik aşa-ğıdakilerden hangidir?
A) Düşsel öğelere yer verme
B) Çeşitli duyulara seslenme
C) Benzetme yapma
D) Okurun kanılarını değiştirme
E) Abartmaya başvurma

12. Edebiyatımızda son dönemlerde ben merkezli, bireyin iç dünyasını, sıkıntılarını, üstelikkötü bir Türkçeyle anlatan, birbirinin benzeri öyküler yazılıyor. Ben merkezli öykü yazılamaz mı? Kuşkusuz yazılır; bizim edebiyatımızda olsun, dünya edebiyatında olsun bunun sayısız örneği var. Ama burada eleştiri konusu
olan durum çok farklı. Birikim yetersizliği ve dile hakim olamama sonucu birbirine benzer iç dökümler çıkıyor ortaya.
Bu parçanın anlatım biçimi aşağıdakiler-den hangisidir?
A) Tanımlama B) Tanık Gösterme
C) Betimleme D) Tartışma E) Öyküleme

13. Kelebek Vadisi'nin dillerde dolaşan bir de efsanesi var: Bir zamanlar Vadi'de tek başına yaşayan Despina isimli bir Rum kadını varmış.Despina yirmi yaşındayken, korsan gemilerinin gizlendiği bir yer olan vadide, genç bir denizciye aşık olmuş, geri geleceğini vaat ederek denize açılan genç denizci, bir daha
geri dönmemiş. Despina ömrünün sonuna kadar hep onu beklemiş. Yüz yirmi yaşında ölen Despina'nın öldükten sonra cesedi bulunamamış ve Despina'nın ruhu, yaşlılara göre hâlâ burada dolaşmaktaymış...
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
A) Öyküleme B) Örnekleme
C) Açıklama D) Tartışma
E) Tanık gösterme

14. Geceyi neredeyse yarılamış, yeni güne merhaba demek üzereydik ki dinlenmeye çekildiğimiz odada gök gürültüsüyle irkildik. Ardından koridorda uğultular yükselmeye başladı.Solgun yüzünü ilk kez taksinin ışığında gördüm. Sümerbank pazeninden dallı güllü, beli lastikli bir etek vardı ayağında. Üzerinde yakası açılmış bir bluz, bluzun üzerinde el örümü bir yelek... Yemeni sıyrılmış saçlarından, saçları iki yanda örülmüştü, dağılmıştı başucuna ve ensesine doğru. Yüzü gergin ve solgundu.Kahverengi gözleri bilinmeze, uzaklara odaklanmıştı. Ağır bir ritimle ileri geri sallanıyordu.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
A) Yinelemelere yer verme
B) Karşılaştırmalara başvurma
C) Varlığı ayırıcı özellikleriyle anlatma
D) Örneklendirmelerden yararlanma
E) Tanımlamalara yer verme


15. I. Memduh Şevket Esendal öykülerini sade ve temiz bir Türkçeyle yazmış, öykücülükte Çehov tarzını benimsemiştir.
II. Resim ve heykel sanatçıları yüzyıllar boyunca insan elleri üzerinde çok durmuşlardır.
III. Sokak lambasının altında bir çingene gül satıyordu, yağmurluydu, pusluydu ve yaslıydı sanki hava.
IV. Telefon, telgraf ve telsizin bulunmasıyla iletişimin teknik boyutları daha da geliştirilmiştir.
V. Eski bir taş köprü geçildikten sonra başlıyordu yoksul mahalleler ve sefalet bütün çıplaklığıyla yüzünü gösteriyordu.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin han¬gilerinde betimlemeye başvurulmuştur?
A) I. ve III. B) II. ve III. C) III. ve IV.
D) III. ve V. E) IV. ve V.


Cevap Anahtarı: 1)A 2)B 3)C 4)B 5)A 6)A 7)E 8)C 9)A 10)D 11)D 12)D 13)A 14)C 15)D




 
< Önceki


Site Tasarımı
www.isyeriweb.com