Skip to content
޵ an:
PARAGRAF - Test (44 Soru) Yazdır

1. Aldatmaya ve aldanmaya en elverişli şeyler bilmediğimiz şeylerdir. Bir defa, görülmedik şeylere insan nedense kolay inanır; sonra da, üzerinde
konuşmaya, düşünmeye alışık olmadığımız için bunlara kolay kolay karşı da koyamayız. Bu yüzden insan en az bildiği şeye en çok inanır.

Bu parçanın başlığı aşağıdakilerden hangisi olabilir?

A) Gerçekler ve Doğrular

B) Bilgi ve İnanç

C) Aldatma ve Aldanma

D) Konuşma ve Düşünme

E) Öğrenme ve İnanma

 

2. Şiirin çeşitli düşmanları vardır. Öykü bunlardan biridir. Ona baş düşman diye bakılmalı. Çoğunlukla, bir şiiri öyküsü yüzünden bir kez okuyup bırakırız. Şiire bundan büyük düşmanlık olur mu?Ama bu da şiirlerin bir öyküsü yoktur, anlamına
gelmez.

Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

A) Öykü şiirin anlatım gücünü kısıtlar.

B) Her şiirde mutlaka bir öykü bulunur.

C) Her şiirin yazılışının bir öyküsü vardır.

D) Şiirde öyküye yer verilmemelidir.

E) Bazı şiirler öyküleri yüzünden bir kez okunur.

3.Bir ağacın resmini göründüğü gibi yapan bir ressama, bir köylünün yanıtı ünlüdür:

"Onu niye yapıyorsun? O var zaten!"

Bu parçada köylünün ressamda eleştirdiği tutum aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ağacı bütün canlılığı ile yansıtmaması

B) Ağacın resmini yaparak zamanını boşa har­caması

C) Ağaç yerine başka bir varlığın resmini yap­maması

D) Ağacı yaratıcılığını katarak resmetmemesi

E) Yalnız, ağacı resmedip çevresini vermemesi

4.Bir eser yalnız konusuyla değerlendirilebilseydi. Namık Kemal'in Vatan Piyesi ve Bartholdi'nin New York önündeki Özgürlük Heykeli ile hiçbir sanat eseri yarışamazdı. Oysaki ne Vatan Piye-si'ndeki kahramanlıklar ne de Özgürlük Heyke-li'ndeki aşırı kocamanlık, içimize gerçek sanat eserinin o derin heyecanını dökemiyor. Aksine birtakım önemsiz görünen konular bazen bir şa­heser değerini almaktadır.

Bu parçanın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Sanat eserini başarılı kılan ele aldığı konu değil, konunun işlenişidir.

B) Şaheser kabul edilen bir eser önemsiz bir ko­nuyu işlemiş olabilir.

C) Namık Kemal ve Bartholdi toplum için yüce sayılan konuları başarıyla işleyememişlerdir.

D) Önemli, herkesi ilgilendiren konulara sanat değeri kazandırmak çok güçtür.

E) Önemli görünen konular sanat eserinde insa-
nı heyecanlandırmaz.

5.Moda bir tutumla, "Bu romanında yazar anılarını yazmış..." diyorlar; buradan çıkarak romancının yarattığı bütün tipleri, olayları küçümsemeye giri­şiyorlar. Hani "Biz bu herifi tanırız, yaşantısını, serüvenlerini biliriz... Ne halt etmeye bunlardan yararlanarak yazı yazar?" demeye çalışıyorlar Bir romancıya, yazara, anılarından, yaşantıların­dan, yazarken yararlanamayacaksın demek, ya­zı yazmayacaksın demektir.

Bu parçada aşağıdakilerden hangisi eleştiril­miştir?

A) Yazarların eserlerinde anılarından yararlan­maları

B) Anılarından yararlanan yazarların eserleri ye­rine kendilerini eleştirmeleri

C) Eserde yer alan kişileri ve olayları küçümse­meleri

D) Yazarların, yaşamlarını roman diye sunmaları

E) Yazarların, anılarını seçme yapmadan yaz-
maya çalışmaları

6.Bir şiiri yeniden yazmak başka, onun bazı sözcûklerini dil kaygısıyla değiştirmek başka. Gerçekte otuz yıl önce yazılmış bir şiiri yeniden yazma çabasını da pek anlamıyorum ben. O şiir, belli bir dönemin, belli bir duyarlık ortamının, belli bir dil bağlamının ürünüdür ve olduğu gibi kalmalıdır. Kitap hâline gelmiştir, eleştirilerde anılmıştır, antolojilere o haliyle girmiştir. Dil kaygısıyla bazı sözcüklerin yenileriyle değiştirilmesi ise bence daha sakıncalı bir şey. Şiiri bir yapaylığa

götürür ve ona kendisine ait olmayan bir atmosfer kazandırır.

Bu parçada aşağıdakilerin hangisi vurgulanmıştır?

A) Şiirin yazıldığı dilden, ortamdan ve koşullardan soyutlanamayacağı

B) Şiir çevirisi yapmanın boş bir uğraş olduğu

C) Şiirin yalnızca duygulara seslenmesi gerektiği

D) Şiirde öz kadar biçimin de önemli olduğu

E) Her şiirin farklı duyguları içermesi gerektiği

7.Roman bir tiyatro adamının, çileli sanat hayatını ve bu çileler ortasında geçirdiği bir gönül fırtınasını dile getiriyor. Nahifin Darülbedayi'de başlayan sonra kendi kurduğu toplulukta geçen gerçek hayatını işleyen roman bize, tiyatro dünya-
mızı dostlukları, düşmanlıkları ile veriyor. Roma
nın ağırlık noktasını Nahit ile Hatice arasındaki sonu intiharla biten derin aşk oluşturuyor. Başlangıçta ağır, aksak ve yer yer özentili hatta zorlamaya koyan dili, bu fırtınalı aşkı anlatırken - belki de gerçekten yaşanmış olduğundan - büyük bir akıcılık kazanıyor. Nahit ve Hatice canlı bir tip olarak işlenmiş. Konuşmalar ölçülü, olaylar gerilimi artarak ilerliyor.

Bu parçada sözü edilen romanla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Konusuna

B) Dil ve anlatım tekniğine

C) Gerçek yaşamdan alınmış olmasına

D) Tiplerin başarılı bir biçimde çizilmesine

E) Tarihi olaylardan izler taşımasına

8.Açın Servet-i Fünûn sanatçılarının eserlerini okumaya çalışın. Bir derin umutsuzluk bir son­suz gam çöker üstünüze. Boğaz'da, Çamlıca'da, Adalar'da dolaşan bu sanatçılar, her türlü yaşa­ma rahatlığı ile dolu olan o yerlerde yalnızca ke­deri görüyorlardı. Şüphesiz bu modaydı. Zama­nın en şen mizaçlı sanatçısı bile bu havaya ayak uydurmazsa sanatçı sayılmayacağını bilirdi.

Aşağıdakilerden hangisi bu parçada belirtil­mek istenenle aynı doğrultudadır?

A) Karamsar olan bu sanatçılar, eserlerine de bu duyguyu yansıtıyorlardı.

B) Bu sanatçılar çevrelerinde gördükleri mut­suzlukları işliyorlardı.

C) O dönem sanatçıları ortak duygu ve düşün­celer taşıyorlardı.

D) Bu sanatçıları karamsar eserler yazmaya iten dönemin anlayışıydı.

E) Bir eserin karamsar olması edebiyatımız açısından önemli değildir.

9. … çünkü duyu, duygu, düşünce, nesi varsa hepsini bu dünyadan, kendisine verilmiş olan dünyadan almıştır. Ellerimizin değdiklerini kü­çümseyip ruhun yüce zenginliklerini bildirdiklerini uman zavallılar bile gene toprağa bağlıdırlar.

Bu parçanın başına aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Sanat adamı yalnızca gördüklerini yazmakla kalmamalıdır.

B) Sanat adamı insan ruhunun derinliklerini or­taya çıkarmaya çalışır.

C) Sanat adamı yaşamda kendisine verilmiş olanı beğenir, onunla yetinir.

D) Sanat adamı gerçeğin ışığındadır ve eserini gerçekle yoğurarak yaratır.

E) Sanat adamlarının çoğu dünyayı düzeltmek,güzelleştirmek sevdasındadır.

10. Yukarıda anlattıklarımdan onun sıkıcı bir insan olduğu sanılmasın. Ben çok hoşlanırdım sohbetinden. Ağır anlatıyorsa acelemiz ne! Üç dört şi-
irine gerçekten hayran olduğum bu değerli sanat
ve düşün adamımızın çok zengin bir yaşantısı vardı. Anadolu'yu ve halk şiirini iyi tanırdı.

Yukarıdaki parçada sözü edilen kişiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Anadolu'yu ve halk şiirini yakından tanırdı.

B) Sanat ve düşün alanında sayılır bir birikimi J vardı.

C) Ağır, fakat sıkıcı olmayan bir anlatıma sahipti.

D) Başarılı, hoşa giden şiirler kaleme almıştı.

E) Hâli vakti yerinde olduğu için Anadolu'yu karış karış gezebiliyordu.

11. Hocası Yahya Kemal'e hayrandır, onun etkisindedir; ama Genç Kalemler'in başlattığı hareketi benimser, Millî edebiyatçılara katılır. Aruzla yaz-
dığı şiirleri kitabına almaz, heceyi benimser. Kur
tuluş Savaşı'nın da etkisiyle vatan konulu şiirler kaleme alır; ama sevgiyi ve doğayı da konu alan
şiirler yazmaktan geri durmaz. 1933'ten sonra
ise heceyi bırakır, aruzla yazar şiirlerini.

Bu parçada sözü edilen şair için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Yeniliklerden etkilenerek bunlara eserlerinde yer veren

B) Eski ile yeni arasında gidip gelen

C) En uygun ahenk vasıtalarını yeri geldikçe kullanan

D) Toplumu ilgilendiren konulara da eğilen

E) Belirli konular dışında eser vermeyen

12. Bütün canlı yaratıklara göre insanı üstün yapan, yeteneklerinin çeşitliliğidir. En zeki hayvan bile bir tek şey yapar. Fakat onu en iyi yapar. At, arka ayaklarıyla iyi bir boksörün yumruklarından daha iyi çifte atar; arı kimyaevi fırınlarına, dolaşık imbiklere hiç gereksinim duymadan balını süzer, örümcek en usta bir dokumacı gibi havadaki tuzağının görülmez tellerini örer.

Düşüncenin akışına göre bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Fakat hepsi bu kadar!

B) En iyisi budur.

C) Belki birkaç şey daha.

D) Yalnız bunları mı yapar acaba?

E) Fakat insan hayvan değildir ki...

13. Gazete yönetimi kime köşe yazısı yazdıracağına karar verdikten sonra, yazılanlara müdahale etmemelidir. Bu kurala her gazetede uyulur mu bil-
mem... Ben işin etiğinden söz ediyorum. Uzun vadede gazete, yazarından iyice farklılaşmışsa o zaman yollar ayrılır, olur biter. Ama yazarken yazıya karışmak, orasını burasını değiştirmek, başta yazara edilebilecek en büyük hakarettir.

Bu parçada eleştirilen tutum aşağıdakilerden hangisidir?

A) Gazete yönetimlerinin kime köşe yazısı yaz­dıracağına kolay kolay karar verememesi

B) Yazarların, yazılarıyla, gazetelerinden çok farklılaşması

C) Gazete yönetiminin, köşe yazarlarının yaz­dıklarına karışması

D) Yazarlarla, gazetelerin yollarının sık sık ayrıl­ması

E) Gazete yazılarının uzun vadeyi kapsaması

14. Leyla ile Mecnun konusu üzerinde birçok şairimiz eser vermiştir. Ama bunlardan ancak Fuzuli'ninki yaşamakta ve gerçek bir değer taşımaktadır. Baudlaire, Kötülük Çiçekleri'ndeki şiirlerinin pek çoğunun konusu Montepin'in "Alçıda Kızlar" adlı bayağı şiir kitabından almıştır. Fakat bugün Montepin'in şiirlerini kim okuyor, hatta kim hatırlıyor? Aynı konular Baudlaire'de yaşayarak yepyeni içeriklerle zenginleşmemiş midir?

Bu parçada aşağıdaki yargılardan hangisi çı­karılabilir?

A) Birçok yazar aynı konuyu ele alıp işleyebilir.

B) Bir sanat eserinde konunun kendisi değil, iş­lenişi önemlidir.

C) Bir konu iyi yazarlar tarafından işlenirse de­ğer kazanır.

D) Yazarlar konularını başka eserlerden alabilir

E) Sevilen yazarların eserleri kalıcı olur.

 

15.Yazar, eserinde imparatorluğun çöküş yıllarında toplumun yozlaşan, çürüyen insanlarını anlatır. Ancak olayları da kişileri de roman çatısı altında toplamayı başaramamıştır. Olaylar ve kişiler eserin içine tıklım tıklım doldurulmuş, inandırıcı

olmayan birtakım zoraki bağlarla birbirine bağlanmaya çalışılmıştır. Olaylarla ilgili dip notları, yayımlanmamış eserlerden alıntılar ile yazar kendi görüşlerini ileri sürmüştür. Gereksiz söz oyunları ve nüktelerle okuyucularda ne söyleyeceğinden çok, ne marifet göstereceği beklentisini doğurmuştur.

Bu parçada sözü edilen eserle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Kişiler ve olaylar, birbiriyle bağlantısız, inan-dırıcılıktan uzak bir biçimde verilmiştir.

B) Gerçekleri anlatmaktan çok "edebiyat yapmak" anlayışı ön plana çıkmıştır.

C) Eserde söz oyunlarına nüktelere çok yer ve­rilmiştir. '

D) Yazar kendi görüşlerini açıklamak için alıntı-lardan dip notlardan yararlanmıştır.

E) Toplumun yozlaşan ve çürüyen insanlarının
yaşarlığı kaynaklarla kanıtlanmıştır.

16.Dostoyevski'nin büyük bunalımların dar geçitlerindeki saralı, kumarbaz, dost delisi, aşkı can evinde yaşayan kişileri, en güç adlarıyla belleğimde birden canlanır. Sonra üç gün önce tanıştırılan kişiyi anımsamaya çalışırım. Canlı varlık,
silinip bilinmezlere karışmıştır. Öte yandan, kitap
sayfalarındaki dost adlar, aradan geçen yıllara karşın yıpranmaz, değerlerini korurlar.

Bu parçadan çıkarılabilecek en kapsamlı yargı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Edebî eserlerdeki tipler gerçek kişilerden daha canlı, daha kalıcı ve unutulmaz kişilerdir.

B) Dostoyevski'nin yarattığı tipler insanı derinden etkileyen niteliklere sahiptir.

C) Gerçek kişiler yaşamın karmaşası içinde çoğu zaman belleğimizden silinir.

D) Kitaplarla içli dışlı olanlar kitap kişilerine gerçek yaşamdaki kişilerden daha çok değer verir.

E) Dostoyevski'nin eserlerindeki gibi ruhsal dengesi bozuk olanlar çok çabuk unutulmaz.

17. Bir akşam vakti duyduğumuz hüzün, içimizi sar­dıkça saran sevgi, bir fakir karşısında duyduğu­muz acıma, memleket hasreti, ölüm korkusu, rü­yalar, hülyalar, hatırladıkça zenginleşen eski günler şiir değil, her sanat gibi şiiri de besleyen orta malı insan hâlleridir. Bunlarsız şiir olmaz el­bette; ama bunlarla da şair olunmaz. Şairlik bun­ları herkesin benimseyeceği biçimde anlatan sö­zü bulmakla başlar; bu işi görmüş eski ustaların tezgâhlarına girmek, bu işin nereden nereye na­sıl gittiğini bilmekle gelişir.

Bu parçada vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?

A) Şairlik, herkesin yaşayabileceği duyguları herkesin benimseyeceği bir ustalıkla söyle­yebilmektir.

B) Şair en güzel ve en acı yaşantıları duymalı ve duyurmalıdır.

C) Şiirin malzemesi duygular ve düşünceler de­ğil, bunları ifade edecek sözcüklerdir.

D) Yalnız duygularını söyleyen fakat şiir kültü­ründen yoksun olanlar şair sayılmamalıdır.

E) insana özgü bütün hâller sanatları besleyen ana kaynaklardır.

18. Türk roman geleneğinden çok, evrensel roman çerçevesi içinde işini çok ciddiye alan çok titiz çalışan bir yazardı. Yaptığı işin tam olduğuna kendi inanmadan bitirdim, demezdi. Kendi eseri­ne ilişkin nitelikleri de çok yüksek tutuyordu. Do­layısıyla az ürün verdi. Bizde yaygın deyimin ter­sine, çuvaldızı kendine batırmaktan çekinmezdi. Başkalarına da pek öyle iğne batırmaya kıya­mazdı.

Aşağıdakilerden hangisi bu parçada belirtilen sanatçının özelliklerinden biri değildir?

A) Titiz ve ciddi bir çalışma içinde bulunması

B) Başkalarından ziyade kendini eleştirmesi

C) Az sayıda fakat nitelikli eserler vermesi

D) Ele aldığı konuyu ayrıntılarıyla vermeye ça­lışması

E) Yapabileceğinin en iyisini gerçekleştirmeye uğraşması

19. Sözcükleri onun kadar kim sevebilir? Sevdiği sözcükler ziyan olmasın diye şiirde kullanmadığını denemede; denemede kullanmadığını gün-
cede kullanmıştır; ama mutlaka kullanmıştır. Bir deneme ustası olarak ünlenmiştir. Oysa kendi macerasını yazıya döken şair olmak daha yakı-
şır şanına.

Sanatçının bu parçada hangi yönünden söz edilmemiştir?

A) Şairliğinin daha güçlü olmasından

B) Sözcükleri ustaca kullanmasından

C) Daha çok denemeci olarak tanınmasından

D) Birçok türde eser vermesinden

E) Eserlerinde yaşamına yer vermesinden

20. Bir tür hastalıktır Donkişotluk. Bu hastalığa yakalananlar olayları ve olguları gerçek boyutları içinde göremezler. Sınırsız bir düş gücünün pen-
ceresinden bakarlar dünyaya. Bunun için de gerçekler karşısında yenilgiden yenilgiye uğrarlar.

Bu parçanın sonuna, aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Belki Donkişotluk yenilgiden tat almayı öğre­tir bize.

B) Fakat yine de yaşam durmaksızın Donkişot-lar yaratır.

C) Ama yenilgilerinin de yanılgılarının da farkın­da değillerdir.

D) Ama Donkişot yenildiğini anlasaydı, Donkişot olmazdı.

E) Fakat yenilgi Donkişotluğun özünde vardır.

21. Titiz, hırçın, kırıcı, haksız olduğu zamanlar, küçük hesapların dışında olduğu için çirkinliğe düşmezdi. Bundan ötürü kırdığı; kuşkular, dedikodu-
lar yüzünden hırpaladığı, düşman olduğu kimseler düşmanlık beslemezdi ona. Onu tanıyıp da öldüğüne yanmayacak kimse düşünemiyor insan. Olsa olsa bir tek kişi onun ölümünü alaya alırdı: kendisi.

Bu parçada sözü edilen kişi hakkında, aşağı­dakilerden hangisi söylenemez?

A) Samimi B)Dürüst

C)Şüpheci

D)Sözünü esirgemeyen

E)Çıkarcı

22. Paris'in köprüsü üzerinde bir satıcı, bağırıyor, dil döküyor, sattığı nesnenin eşsiz güzelliklerini anlatıyor. Başına toplananlar merakla bekliyorlar.Nedir acaba o adamın sattığı? En sonunda söylüyor: "Size güneşi, her gün gözlerinizin önünde duran; ama sizin bakmadığınız, güzelliğini görmediğiniz güneşi satıyorum. Bakın, bakın! Sizin bütün hülyalarınızdan güzel değil mi?

Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılabilir?

A) insanlar, gözlerinin önünde duran alıştıkları varlıkların güzelliklerini fark etmezler.

B) insanların çoğu, hayali şeylerle değil, gerçek­lerle ilgilenir.

C) İnsanlar, sorunlarına çözüm getirmeyen ko­nularla ilgilenmezler.

D) İnsanlar, satın alacakları nesnelerin kendile­ri için yararlı olup olmamasına göre karar ve­rirler.

E) İnsanlar, günlük sorunlarıyla ilgilendiklerinden güneşin güzelliğini fark edemezler.

23. Bir şairimizin unutulmaya terk edilmiş olan mezarı bir gazetecimizin çabasıyla meydana çıktı.Kimdir o? Ahmet Haşim... Akşamların gün batımlarının,hüznün, yalnızlığın şairi... Neredeyse ilinmeye başlamış olan taşındaki eski yazı oku-
namamış olsa, oymalar çıkmasa Haşim'in mezarı bulunamayacaktı demek ki... Onun gibi nicesinin mezarı ya kayıp ya da semtlerine uğranılmıyor. Ya yaşayanların semtlerine uğrayanlar? Sıradan bir şarkıcının dedikodu haberine koşanlardan elbette çok daha az bir kitle...

Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden yakı-nılmaktadır?

A) Haşim gibi duygusal sanatçıların artık yetiş­memesinden

B) Haşim'in gençler tarafından tanınmamasın­dan

C) Eski yazıyı bilenlerin her geçen gün azalma­sından

D) Sanatçılarımıza yeterince sahip çıkmayışı-mızdan

E) Sanatçıların yalnızlığa itilmesinden

Cevap Anahtarı : 1.B 2.B 3.D 4.A 5.B 6.A 7.E 8.D 9.D 10.E 11.E 12.A 13.C 14.B 15.E 16.A 17.A 18.D 19.A 20.C 21.E 22.A 23.D

 

 

 

TEST 2

1.Şiir yazmaya çalışan herkes, içinden gelmiyorsa kendini zorlamamalı. İçinden şiir yazmak gelen kimse de, şiirin geçmişini, ustalarını, öğrenmek, anlamak zorunda olduğunu kesinlikle unutma­malıdır. Şiir doğuştan bir yetenek ister, doğru. Ama en az o denli de çalışmak ister, ekin ister.

Bu parçada şairlerin şiir yazarken dikkat et­meleri gereken özelliklerden hangisine yer verilmemiştir?

A) İyi şiirler yazmak için kendilerini zorlamaları­na

B) Şiir bilgi ve kültürünü kazanmalarına

C) Şiirin geçmişini ve ustalarını tanımalarına

D) Şiiri içlerinden geldiği zaman yazmaya çalış­malarına

E) Şiir üzerinde durmadan özenle çalışmalarına

2.Ziya Osman bir gün "çocukluğum" diyecek oldu; o gün bugündür çocukluğunu özlemle anmak, genç şairlerin başlıca kaygılarından biri hâline gelmiştir. Cahit Sıtkı, ölüm üzerine ölümsüz şiir­ler yazdı. On yedi yaşında delikanlılar "Ölüm, ölüm!" diye deli dervişler gibi zikreder oldular. Cahit Külebi bir gün "memleketim" diye heyecan­la ürperdi. Memleket üzerine şiirler; seri hâlinde önümüzden geçit yaptı. Ya "özgürlük" ya "insan" ya "geçim sıkıntısı". Bunlar her yeni şairin, üze­rinde pazısını denediği birer kuvvet ölçme aleti hâline gelmiştir.

Yazar bu parçada neyden yakınmaktadır?

A) Genç şairlerin yeni konulara yönelmemele­rinden

B) Genç şairlerin aynı konuları yazmakta ısrar etmelerinden

C) Genç şairlerin konu bakımından eski şairleri taklit etmelerinden

D) Genç şairlerin yeteneklerini belli konularda ölçmek istemelerinden

E) Genç şairlerin kendi kendilerini yetiştirme uğraşı vermemelerinden

3.Atasözleri ile yazmasını sevmedim bir türlü. Sev­mem, kaçarım, öykülerimde, oyunlarımda ata­sözlerini kullanmaktan. Donmuş, katılaşmış alçı gibi bir sertlikleri vardır. Kesinlikleri, ruhsuzlukla­rı ile mahkeme kararlarını andırır iç karartırlar. Kullanıldıkları öykünün organik yapısı içinde tak­ma organlar gibi kalırlar. Kullananın yaratıcılığı­nı gölgelerler.

Bu parçada aşağıdakilerden hangisine deği-nilmemiştir?

A) Atasözlerinin yazarların yaratıcılıklarını en­gellediğine

B) Atasözlerinin doğruluğu denenmiş gerçekleri belirttiğine

C) Yazarın eserlerinde atasözlerini kullanmak­tan kaçındığına

D) Atasözlerindeki kesin yargıların eserin çok yönlülüğünü engellediğine

E) Atasözlerinin eserin yapısında iğreti gibi dur-
duğuna

4.Kimi yazılarını, yayımlamadan önce, sevdiği gü­vendiği kişilere okur; düşüncelerini sorardı. Öne­rilerini, hatta eleştirilerini anlayışla karşılar, ge­rekli düzeltmeleri ve değişiklikleri hemen oracık­ta yapardı. Öneriler ve eleştiriler, kendi görüşle­rine uymasa bile, doğru iseler, hiç itiraz etmez, güleç yüzle "peki" der, kalemini çıkararak eskisi­ni çizer, yenisini yazardı.

Bu parçada sözü edilen yazar, aşağıdaki dav­ranışlardan hangisini göstermez?

A) İçten ve doğru eleştirileri kabullenme

B) Güvendiği dostlarının görüşlerini önemseme

C) Tutucu davranmayarak yanlışlarını kabul edip düzeltme

D) Görüşlerini başkalarından etkilenerek değiş­tirme

E) Yansız ve en doğru olanı iletmeye özen gös-
terme

5. Çevrenize şöyle bir göz atın, çoğu kişi kendini ressam, mimar, yontucu, besteci saymaz da şair sayar. Böyle olunca, bir söz dizisi şiir midir, değil midir, önümüze konmadan bilemeyiz. Önce şiir olacak, sonra yargıya varacağız. Şiir, her zaman azdır; şiir üstüne gevezelik sürgit bol olmuştur.

Bu parçada ası] anlatılmak istenen aşağıdaki­lerden hangisinde verilmiştir?

A) Şiir üzerinde herkes değerlendirme yapmak­tan, görüş bildirmekten çekinmemektedir.

B) Şiirle uğraşanlar diğer sanat dallarına naza­ran daha çoktur.

C) Şiirden anlamayanlar, şiirin usta işi olduğunu fark etmeyenler şiir yazıp değerlendirme yap­maktadırlar.

D) Bir söz dizisinin şiir olup olmadığını şiirsel öl­çülerle karşılaştırmadan bilemeyiz.

E) Herkes şiir yazmasına karşın gerçek şiir her zaman az olmuştur.

6. Bir eleştirmen olarak ya sevdiğim, beğendiğim kitaplar konusunda yazarım ya da kötü eserler hakkında yazılar yazarım. Gerçekten kötü yazılar, kötü kitaplar üzerine yazı yazmanın yararına hep inanmışımdır. Birtakım sorunlar, o kitaplar, o yazılar dolayısıyla yeniden tartışılabilir. Beni ilgilendirmeyen yazılar, kitaplar "sıradan" yazılar, "sıradan" kitaplardır.

Bu parçaya göre kötü yazılar ve kitaplarla ilgili yazı yazmanın yararı nedir?

A) Okuyucuların ve yazarların doğruyu görmesi- ni sağlar.

B) İnsanların sanata ilgi duymalarına katkıda bulunur.

C) Kimi sorunların gündeme gelmesine olanak sağlar.

D) Sanat ve edebiyatla ilgili tartışmaların çözü- müne kavuşmasını sağlar.

E) Genç sanatçılara ve okurlara yol gösterir.

7. Bir şiiri yorumlamak, anlamayı kolaylaştırıyor belki; ama tadını bozuyor. Hani anlamı açık anlatı şiirleri vardır, ozanın usundan bile geçmeyen yorumlar getirenler çıkar onlara da. Bir de sezilerimize bırakılmış şiirler var, onlara değişik gözle bakmamız gerekir. Anlamına varayım derken şiir gidiyor elden.

Bu parçada, aşjj vurgulanmak istenen düşün­ce aşağıdakilerden hangisidir?A) Bir şiiri yorumlamak, şiirsel zevki yok etmeye çalışmaktır.

B) Şiirin anlamı okuyucunun sezişine bırakılma­lıdır.

C) Şiir bir düşünceyi açıklamak amacıyla yazıla­maz.

D) Anlamı açık şiirlerde okuyucu ozanın düşün­mediği anlamlara varabilir.

E) Okurun sezgi gücü şiiri tanımasını sağlamalıdır.

8. Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi

Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi

Bu dizelerde anlatılmak istenen düşünce aşa-ğıdakilerin hangisinde verilmiştir?

A) İnsanların ölüm korkusunu her an içlerinde duyarak yaşaması

B) insan yaşamında ölümden de beter katlanıl­ması güç zorlukların bulunması

C) insanın biyolojik olarak ölüm ve yaşam zıtlı­ğını yaşaması

D) İnsanın yaşamın zorluklarına dayanamaz hâ­le gelip ölümü arzulaması

E) İnsanın yaşlanıp öleceğim korkusuna saplanıp yaşamını zehir etmesi

9. Ustalık, kalfalık, yamaklık, çıraklık yoktur şiirde esnaf dilinde geçerlidir bu sözcükler. Bir marangoz, demirci gün gelir kalfalığa, sonra da ustalığa yükselir. Şiirde öyle mi? Şiir bu şansı tanımaz kendini şiire verene. Şiir yazan bir kimse ya ozandır ya değildir. İlk şiirlerini yazdığı yıllarda belli olur yeteneği. Ozan değilse, yıllarca şiir yazacak olsa başlangıçtaki çizgisini bir parmak ya
aşar ya aşamaz.

Bu parçadan aşağıdaki görüşlerden hangisi çıkarılabilir?

A) İyi şiirlerin zaman içinde yazılabileceği

B) Şiir yazmanın öğretilebileceği

C) Şiir yazmanın öncelikle bir yetenek işi olduğL

D) Genç ozanların ilk şiirleriyle tanınabileceği

E) Şiir yeteneğinin zamanla gelişebileceği

10. Her gün radyoda, televizyonda, günlük gazetelerde; her ay dergilerde, kitaplarda öylesine dil yanlışlarıyla karşılaşıyorum ki, birçok yazarın okur - yazarlığından kuşkuya düşüyorum. Diyeceksiniz ki: "İş yazarla, bitmiyor bir de bunları yayımlayanlar var." Doğru, ama onların yayımladıkları yazıları okudukları kanısında değilim. Ne yayımlanmadan önce, ne de yayımlandıktan sonra.

Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

A) Yapıtlarda ve yayın organlarında çok sık dil ; yanlışı yapılmaktadır.

B) Bazı yazarlar dile gereken önemi vermemek-tedir.

C) Yazarların dil yanlışına düşmeleri yadırgan-maktadır.

D) Yaymanların dili yeterince bilmedikleri orta-dadır.

E) Eserlerin dil bakımından kontrolü ne yazarlar ne yaymanlar tarafından yapılmaktadır.

11. En yakınlarından birini kaybeden bir şairin onun için yazdığı ağıt bazen samimiyetten ne kadar uzak ne kadar soğuk olduğu hâlde; aynı şairin bir
filmde gördüğü, bir romanda okuduğu veya sadece hayalinden geçirdiği bir ölümün verdiği ilhamla yazdığı başka bir şiiri son derece samimi olabilir.

Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

A) Sanatçıların çoğu gerçek yaşamda karşılaştıklarını eserlerine samimiyetle aktaramazlar.

B) Sanat eserlerinde yansıtılan olaylar sanatçıları daha derinden etkiler.

C) Bir eserin samimiliği, anlatılanların sanatçı-nın iç dünyasında yaşanmış olup olmamasına bağlıdır.

D) Sanatçılar ölüm karşısında karmaşık duygular taşıdıklarından eserlerinde samimi olamamaktadırlar.

E) Yaşamış kişilerin ölümü karşısında sanatçılar
her zaman samimi olamamaktadırlar.

12. Kitapların önüme serdiği dünyanın tinsel zengin­liği ve yenilikleriyle sevinçten başım dönmüştü önceleri. Kitapların bana insanlardan daha ya­kın, daha ilginç; daha kararlı olduğunu sandım ve yanılmıyorsam yaşamın gerçeklerine kitapla­rın penceresinden bakmak, gözlerimi kamaştır­mış, körleştirmişti beni. Ancak öğretmenlerin en akıllısı ve en yeteneklisi olan yaşam, benim o hoş körlüğümü giderdi.

Bu paragrafın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Kitaplardaki gerçek, hoş, parlak ama aldatıcı­dır.

B) Yaşamdaki gerçek kitaplardaki gerçekten çok farklıdır.

C) Yaşam bize gerçekleri gösteren bir okuldur.

D) İnsan yaşam gerçeklerini kitaplardan çok ya­şayarak öğrenir.

E) Yaşam bazen insanın katlanamayacağı kadar acımasızdır.

13. Balzac hastalığının arttığı zamanlar romanların-daki bir doktoru ister dururmuş. "Beni yalnız o kurtarabilir." dermiş. Bir gün de arkadaşları Bal-zac'a oyun yapmak için ansızın odasına girerek romanlarındaki bir kontesin kendisini ziyarete geldiğini söylemişler. Balzac hemen yerinden kalkmış, üstünü başını düzeltmiş ve çok ciddi bir tavırla: "Buyursun!" demiş.

Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılabilir?

A) Yazar, yarattığı kişilere gerçek hayatta rast­lanabileceğini belirtmektedir.

B) Yazar, yarattığı kişilerin gerçekte yaşadığına inanmaktadır.

C) Gerçekçi yazarlar yarattıkları kişileri inandırı­cı kılmak için onların yaşadıklarını söylerler.

D) Yazarlar olağan dışı davranışlarla çevrelerin-dekileri şaşırtırlar.

E) Yazarlar kişilerini yaratırken onlarla öyle kaynaşırlar ki kendilerinin yarattıklarını unuturlar.

14. Beytin bütün bir şiir olması, kendi kendine yetmesi şiiri ister istemez, bir özcülüğe, az sözle çok şey anlatma ustalığına götürüyor. Divan şiirinin hacı yağını andırması bundandır biraz da. Ne var ki bu az ve öz söyleyen beyitler bir araya geldiler mi, gazeller, kasideler, mesneviler dolusu eklentiler, çok konuşup az söyler hâle geliyorlar. Tadını çıkardığımız beytin yanında ötekiler yersiz, özsüz takıntılar gibi geliyor bize.

Bu parçaya göre yazarın şiirde aradığı ölçü aşağıdakilerden hangisidir?

A) Beyitler arasında anlam bütünlüğünün sağ-lanması

B) Beyit yerine dize nazım biriminin kullanılması

C) Şiirde gereksiz beyitlerin atılarak kısa şiirlerin yazılması

D) Gazel, kaside, mesnevi gibi nazım biçimleri­nin kullanılmaması

E) Anlam yoğunluğundan uzaklaşılarak ayrıntılara yer verilmesi

15. Her romancı gönlünce yazar romanını, kendine uygun yöntemi kendi seçer, bir diyeceğim yok buna. Ama romanında ortaya koyduğu kişi için
"Benim istemim dışında böyle oldu." demek, ya
pılması zorunlu çalışmaların yapılmadığını göstermiyor mu? Halide Edip, Yakup Kadri: "Roman kişileri gelir, bize hakim olur, biz sadece bu kişilerin söylediklerini kaleme alırız." diyorlardı. Artık bu anlayışın epey geride kaldığını sanıyordum.

Bu parçada yazar, aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?

A) Kimi sanatçıların yaşayan kişileri roman kah-ramanı olarak kullanmasından

B) Günümüz sanatçılarının konuya uygun anla-tıma ulaşamamasından

C) Roman alanında beklenen gelişmenin ger-çekleşmemiş olmasından

D) Yazarların roman kahramanlarını yönlendire-mediklerini söylemelerinden

E) Yazarların özgünlüğe ulaşmayı ilke edinmemeşinden

16. Dün - bugün, eski - yeni çekişmesinin yirmi yıl­dan fazla bir zamandan beri içinde yaşıyorum Aslında bu çekişmeyi manasız bulurum. Birinin yükselmesi için öncekinin yerinden ayrılması ge­rekmez. Ama bu gerçeği ne gençlere kabul ettir­meye imkân var, ne de yaşlılara. Gençler kendi­lerine yer açmak için yaşlıları, yaşlılar da yerleri­ni korumak için gençleri durmadan inkâr ederler

Bu parçada yazar hangi tutumdan yakınmak­tadır?

A) Eski - yeni tartışmasının gelişmeyi engelle­mesinden

B) Gençlerin ve yaşlıların birbirlerinin değerim görmek istememelerinden

C) Gençlerin yaşlılara gereken saygıyı göster­memelerinden

D) Eski - yeni çekişmesinin gereksizliğinden

E) Gençlerin ve yaşlıların gereksiz bir gelecek endişesi yaşamasından

17. Yaban'da yurt gerçeklerinin canlı bir betimleme­sini göremiyoruz, yurt gerçeklerinin verilmesin­den çok, buna ilişkin soyut düşünceler verilmiştir Yerel bilgiler de gerçeklere uygun değil. Roma­nın başkişisi gerçek bir kişi gibi görünmüyor, ya­zarın kafasında yaratılan bir kişi olduğu hemen seziliyor. Yapıt uzun gözlemlere, incelemelere dayanmamış, soyut düşüncelerle birazcık gözle­min karmaşasından oluşmuş bir tablodur.

Bu parçada aşağıdakilerden hangisine deği-nilmemiştir?

A) Eserde tarihi gerçekler ve dönemin toplumsal olayları nesnel bir tutumla işlenmiştir.

B) Roman başkişisi hayal ürünüdür, gerçeklik­ten uzaktır.

C) Eser, olayların geçtiği yurt köşelerini gerçek­lere aykırı bir biçimde aktarmıştır.

D) Eser, gözlem ve incelemelerden çok hayale dayalıdır.

E) Eser, yurt gerçekleri yerine soyut düşüncele-
ri iletmede kullanılmıştır.

18. Bir şairi ille de şu ya da bu konuyu işlemesi için zor altına sokamayız. Falan ya da filan konuyu işlediği için şiirlerini güzel ya da çirkin sayamayız. Düşüncelerine ve davranışlarına bakarak eserini estetik yönünden değerli ya da değersiz gösteremeyiz. Gösterirsek sanatçının düşünme, seçme ve anlatma özgürlüğünü çiğnemiş oluruz,

Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Sanatçının başarı veya başarısızlığı ele aldığı konuyu işleyişine göre değerlendirilmelidir.

B) Sanatçının belli konularda yazmasını istemek, yaratma özgürlüğünü kısıtlamaktır.

C) Sanatçı yaratırken özgür olmalı, duygu ve f düşüncelerini dilediği gibi seçmelidir.

D) Sanatçının düşünceleri ve davranışları ölçü alınarak bir eser değerlendirilmemelidir.

E) Sanatçı ele aldığı konuyu, duygu ve düşün-
celerine uygun olarak işlemelidir.

19. Yazar eserlerinde genellikle İstanbul'un yasayışını ele almış. Edebiyat-ı Cedide'nin salon kişilerine karşılık kenar mahallelerin orta hâili, yoksul
kişilerini kendi çevrelerinin âdetleri, inançları, dil
le ile yaşatmıştır. Konu dışı bilgi vermeden, gereksiz uzatmalardan kaçınan yazar, kişilerin ağızlarından yazılan yerlerde konuşma dilinin bütün inceliklerini kullanmış, kendi ağzından yazdığı yerlerde ise yabancı sözcüklere ve dil kurallarına yer vermiştir.

Bu parçada sözü edilen yazarın eserleriyle ilgili olarak aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

A) Günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz sıradan insanlara yer verilmiştir.

B) Kişiler yaşadıkları çevreyle ilişkili bir biçimde \ işlenmiştir.

C) Sade bir dil, yalın bir anlatım kullanılmıştır.

D) Aynı çevrenin insanları yaşantıları, inançları ile ele alınmıştır.

E) Konu ile ilgili olmayan bilgilerden kaçınılmıştır.

20. Büyüklerim, küçükken "Ben şair olacağım." dedi­ğimi söylerler. Ben böyle bir laf ettiğimi hatırlamı­yorum; ama şair olmayı en güç, en erişilmez bir şey olarak düşündüğümü pek iyi hatırlıyorum. Nitekim ilk kalem denemelerim de şiir değil, ne­sir olmuştu. İlk yazım Galatasaray Lisesinin ilk sınıflarında okuduğum yıllarda annemin ölümü­ne dair bir yazı oldu. Onu, yine annemin mezarı­nı babamla ziyaret edişimizi anlatan bir yazı ta­kip etti.

Bu parçada, yazar aşağıdakilerden hangisi üzerinde durmaktadır?

A) Sıkıntılı bir çocukluk dönemi geçirdiği

B) Annesini çok sevdiği için şair olduğu

C) Şair olmayı istediği hâlde yazar olduğu

D) Şiiri düzyazıdan üstün gördüğü

E) Edebiyat yaşamına nasıl başladığı

21. Doğayı severiz. Ancak bir çınar ağacının üç yıl­lık olmasıyla üç yüz yıllık olmasının pek de bir önemi yoktur gözümüzde. Yemyeşil çimlerle kaplı bir park da doğal mera anlamındadır bizim için. O bakımlı çimlerin üzerine bağdaş kurup topluca oturmaktan çekinmeyiz. Hatta böyle bir parkın çimlerinin üzerinde otururken içimiz sızla­madan bir çiçeğin dalını koparıp dişlerimizi te­mizleyebiliriz.

Bu parçanın yazarı neyden yakınmaktadır?

A) Çevre bilincimizin gelişmemiş olmasından

B) Toplumsal kurallardan haberdar olmayışı­mızdan

C) Ülkemize, gereken değeri ve önemi vermeyi-şimizden

D) En basit görgü kurallarına bile riayet etmeyi­şimizden

E) Birbirimize karşı yeterince saygılı olmayışı-
mızdan

 

Cevap Anahtarı : 1.A 2.C 3.B 4.D 5.C 6.C 7.A 8.A 9.C 10.D 11.D 12.D 13.B 14.A 15.D 16.D 17.A 18.E 19.C 20.E 21.A

 
< Önceki   Sonraki >


Site Tasarımı
www.isyeriweb.com