Skip to content
޵ an:
DİVAN EDEBİYATI (KLASİK TÜRK EDEBİYATI) Yazdır


"Klasik Türk Edebiyatı" olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen et­kilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda "havas edebiyatı", "yüksek zümre edebiyatı" gibi adlarla da anılmak­tadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini "Divan" denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok "Di­van edebiyatı" adıyla ifade edilmektedir.


Divan edebiyatı, Arap ve Fars kültürünün et­kisiyle ortaya çıkmıştır. Bu edebiyatın ilk ürünleri olan Kutadgu Bilig, Atabet'ül Hakayık gibi eserler daha Orta Asya'da iken (11. ve 12. yüzyılda) veril­miştir. Anadolu'ya göçen Türkler Divan edebiyatı­nı burada da sürdürmüşler, yeni eserler vermiş­lerdir.

Bu bölümde, kullanılan dil birbirine çok ya­kın olduğu için, Anadolu'da ve Azerbaycan saha­sında ortaya çıkan Divan edebiyatı sanatçıları ve bunların eserleri bir arada incelenecektir.

Divan edebiyatı 11. yüzyıldan 1860'a kadar ürünler vermiştir. Bu edebiyatta hem şiir hem düzyazı (nesir) alanında eserler vardır; ancak Di­van edebiyatı, şiir ağırlıklı bir edebiyattır.

DİVAN EDEBİYATININ KAYNAKLARI

İslam kültürü kaynağından beslenen ve özel­likle başlangıçta Fars (Iran) edebiyatını örnek alan Divan edebiyatı, içerik yönünden değişik unsurla­ra dayanmaktadır. Divan edebiyatının iç zenginli­ğini ve özünü oluşturan, onu iyi anlamak için bi­linmesi gereken birçok eski kültür unsuru vardır.

Divan edebiyatının dayandığı kültür kaynak­larının başlıcaları şunlardır:

  • İslam inançları (ayetler ve hadisler)
  • Islami bilimler (tefsir, kelam, fıkıh)
  • İslam tarihi
  • Tasavvuf felsefesi, terimleri
  • İran mitolojisi (kişiler ve olaylar)
  • Peygamberlerle ilgili öyküler, mucizeler, ef­saneler, söylentiler..
  • Tarihi, efsanevi, mitolojik kişiler ve olaylar
  • Çağın bilimleri
  • Türk tarihi ve kültürü
  • Dönemin edebiyat anlayışı
  • Arapça, Farsça sözcük ve tamlamalar

DİVAN ŞİİRİNİN ÖZELLİKLERİ

1. Divan şiiri ilk örneklerini 13. yüzyılda verme­ye başlamış 19. yüzyılın sonlarına doğru gü­cünü kaybetmiştir.

2. Anadolu'da din dışı şiirler yazan ilk Divan şairi, 13. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan Hoca Dehhani'dir.

3. Divan şiirinde konular oldukça sınırlıdır: İs­lam mitolojisi, klasik aşk öyküleri, kadın, şa­rap, din ve tasavvufla ilgili konular ile bazı felsefi düşünceler en çok işlenen konulardır.

4. Divan şiirinde toplumla ilgili konulara hemen hiç yer verilmemiş; şairler bazen bireysel so­runlarını dile getirmişlerdir : Fuzuli'nin Şika­yetnamesi, Şeyhi'nin Harnâme'si gibi... Eleş­tiriler, düzene değil, kişiye yöneliktir.

5. Divan şiirinde dil Osmanlıcadır. Osmanlıca; Arapça, Farsça ve Türkçe sözcüklerin kar­masından oluşan bir dildir. Başlangıçta Türkçe sözcüklerin daha çok kullanıldığı Di­van şiirinde, özellikle 16. yüzyıldan sonra dil çok ağırlaşmıştır.

6. Divan şiiri, kuralcı bir şiirdir. Divan şiirinde konudan çok konunun işlenişi (üslup, anla­tım) önemlidir. Aynı konu birçok şair tarafın­dan değişik biçimlerde anlatılmıştır.

7. Divan şiirinde kalıplaşmış sözler çok kullanıl­mıştır. Her şairin ortaklaşa kullandığı bu ka­lıp sözlere "mazmun" denir. Mazmunlar, edebiyatta belli kavramları anlatan, onu dü­şündürüp çağrıştıran sözlerdir. Divan şiirinde sıkça geçen

"servi" "boy" yerine,

"ok" -> "kirpik" yerine,

"güneş" -> "padişah"yerine,

kullanılmış mazmunlardır. Bir şiirde "servi", "ok", "inci" .. sözcükleri geçti mi, okuyucu, bunların hangi kavramları anlatmak için kul­lanıldığını bilir.

8. Divan şiirinde söz ve anlam sanatlarına sık­ça başvurulmuş; sanatlı anlatım ustalığın öl­çüsü sayılmıştır. (Bu sanatlar hakkında geniş bilgi için "Edebi Sanatlar" bölümüne bakı­nız.)

9. Şiirde nazım birimi "beyit'tir. Beyit, iki dize­den oluşan söz kümesidir. Şiirlerin uzunluk­ları beyit sayısıyla ölçülür. Dörtlükler ve bentlerle yazılan şiirler de vardır.

10. Şiirde en küçük nazım biçimi tek dizeden oluşur. Bir manzum parça içinde yer almayan böyle dizelere "azade mısra" (bağımsız dize) denmiştir.

11. Şiirde konu bütünlüğünden çok parça bü­tünlüğüne (beyit güzelliğine) önem verilmiş­tir. Her beyit kendi başına bir anlam taşır.

12. Şiirde gazel, kaside, mesnevi, müstezat... gibi nazım biçimleri kullanılmıştır. Bunların çoğu Arap ve Fars edebiyatından alınmıştır.

13. Divan şiirine Türklerin kattığı iki nazım biçimi "tuyug" ve "şarkı" dır.

14. Şiirde tasavvuf, Sebk-i Hindi ve mahallileş­me akımlarının etkileri görülür.

15. Şiirlerde aruz ölçüsü kullanılmıştır. Arap şi­irinden Fars şiirine, oradan da Divan şiirine geçen aruz ölçüsü hecelerin uzunluk ve kı­salığı temeline dayanır.

16. Divan şiirinde Aşık Paşa, Nedim ve Şeyh Galip heceyle birer şiir denemesi yapmışlar­dır.

17. Şiirde "göz için uyak" anlayışı benimsenmiş, en çok tam ve zengin uyak kullanılmıştır.

18. Divan edebiyatında şiirler, işledikleri konuya göre şu adları alır:

Tevhid:

Allah'ın birliğini işler. Genellikle kaside, terkib-i bent ve terci-i bent biçimiyle yazılır.

Münacaat:

Allah'a yakarış bildiren şiirlerdir. Genel­de kaside biçimindedir.

Naat:

Peygamberi öven şiirlerdir. Genelde ka­side biçimiyle yazılmıştır.

Medhiye:

Padişahları, vezirleri... övmek için yazı­lan şiirlerdir. Kaside biçimiyle oluşturulur.

Hicviye:

Birini yermek amacıyla yazılan şiirlerdir. Kaside biçimiyle yazılır.

Fahriye:

Şairlerin kendilerini ve sanatlarını övdü­ğü şiirlerdir. Fahriyeler de kaside biçiminde oluşturulur.

  • Divan edebiyatında şiirlerin özel bir adı yok­tur. Şiirler "gazel, kaside..." biçiminde başlık taşır. Adlandırma, gazellerde uyak ve redif­lere göre, kasidelerde betimleme (tasvir) bö­lümüne göre yapılır.

DİVAN DÜZYAZISININ (NESRİNİN) ÖZELLİKLERİ

1. Divan edebiyatında düzyazı (nesir) ikinci plandadır ve şiir en önemli türdür. Divan düzyazısı "inşa", düzyazıyla uğraşan kişiler "münşi", düzyazıdan oluşan eserler de "münşeat" olarak adlandırılmıştır.

2. Divan düzyazısında bir düşünceyi anlatmak­tan çok, onu süslü biçimde ifade etmek önemli sayılmıştır.

3. Cümleler oldukça uzundur.

4. Yer yer çok ağır bir dil kullanılmıştır.

5. Süslü nesirde "seci" denilen "içuyak"lara yer verilmiştir.

6. Noktalama işaretlen yoktur.

7. Divan edebiyatında düzyazı üç bölümde in­celenebilir:

a) Sade Nesir:

Halka yönelik eserlerde görülen sade nesir, "kolay anlaşılır olma"yı esas almıştır. Din ve ta­savvuf konulu bazı eserlerde, ahlâk kitaplarında, ve tarihle ilgili kitaplarda halkın anlayacağı bir dil kullanılmıştır. Sade nesirde yabancı sözcükler çok azdır. Evliya Çelebi'nin "Seyahatnâ-me"si, Mercimek Ahmet'in "Kaabus-nâme", Kul Me­sut'un "Kelile ve Dimne" çevirisi ile Katip Çele­bi'nin kimi eserleri sade nesrin örnekleridir.

b) Süslü Nesir:

Düşüncenin ikinci plana atıldığı, ustaca söz söylemenin, sanatlı anlatımın ön plana çıktığı bir nesirdir. Süslü nesirde "seci"lere çok yer verilmiş, şiirsel bir dil kullanılmıştır. Sinan Paşa"nın "Tazarru-nâme"si süslü nesrin tipik örneğidir. Yine Veysi, Nergisi gibi sanatçılar bu nesrin ünlü tem­silcileridir.

Aşağıdaki parça Sinan Paşa'nın "Tazarru-nâme" adlı eserinden alınmıştır. Bu eserin konu­su tasavvuftur ve eserde ilahi aşk dile getirilmek­tedir. Parçadaki seciler ve lirik söyleyiş, eseri şiire yaklaştırmaktadır.

"... İl m okudum dünyâ içün, ömrü geçürdüm hevâ içün. Teşbih ederim zebandan, duâ okurum lisândan. Her ne amelüm ki safi sanam, görürem bir canibinden riya karışmış; ve her ne filimi ki hâ­lis sanam, bakaram bir tarafından hevâ girişmiş. Sakalum ağardı henüz uslanmadum, kırk yıl oldu uyurum uyanmadum. Her gün derim erte ıslâha gelem, her ay umaram gelesi ay salâha gelem. Böyle deyü günüm geçti. Uş uş deyü ömür gitti."


c) Orta Nesir:

Yer yer süslü nesir çizgisine koyan, ancak sade nesrin özelliklerini de tam olarak taşımayan nesir türüdür. Bu nesre daha çok tarihle ilgili ki­taplarda, Divan şairlerinin yaşamlarından söz eden tezkirelerde ve vakanüvislerin (olayları gü­nübirlik yazan kişilerin) eserlerinde rastlanır.

Aşıkpaşazâde, Naima, Peçevi... gibi tarih yazarlarının eserlerinde orta nesir özellikleri görü­lür.

DİVAN EDEBİYATIYLA İLGİLİ BAZI ÖNEMLİ TERİMLER

Hamse:

Divan edebiyatında 5 mesneviden oluşan eserler topluluğuna verilen ad.

Lugaz:

Divan edebiyatında, şiir biçiminde oluşturu­lan bilmece.

Mecmua:

Divan şairlerinin seçme eserlerinin yer aldığı elyazması defter, antoloji. Münşeat:

Divan edebiyatında, değişik konularda yazı­lan ve düzyazılardan oluşan eser.

Nazire:

Bir şairin, başka bir şairin, şiirine benzeterek -aynı ölçüyle- yazdığı şiir.

Tehzil:

Ciddi bir esere gülmece (mizah) yoluyla na­zire yazma.

Seci:

Divan düzyazısında cümlelerin ortasında ve sonunda yapılan uyak.

Sur-name:

Sünnet, düğün, şenlik gibi sevinçli olayları anlatan eser.

Gazavat-name:

Savaşta gösterilen yiğitlikleri anlatan eser. Velayet-name:

Ermiş kişilerin, evliyaların yaşamlarını anla­tan eser.

Şehrengiz:

Bir şehrin güzelliklerinden söz eden man­zum eser.

Tezkire:

Divan edebiyatında şairlerin yaşamlarından söz eden, eser bugünkü "biyografi" karşılığı sayı­labilir.

Azade:

Divan şiirinde bağımsız dizelere verilen ad. Azade, Divan şiirinde en küçük nazım biçimidir.

Mahlas:

Şairlerin şiirde kullandıkları takma ad.

Siyer:

Hazret'i Muhammed'in yaşamını anlatan

eser.

Tegazzül:

Kaside veya mesnevi içine sıkıştırılan gazel.

DİVAN EDEBİYATININ ÖNEMLİ SANATÇILARI

ÂŞIK PAŞA (1272 -1333)

  • Kırşehir doğumlu bir sanatçı olan Âşık Paşa, Anadolu Türkleri arasında tasavvufu yaymak için uğraşmıştır.
  • Yunus Emre'nin etkisinde kalan, hem hece hem aruzla şiirler yazan sanatçının en önem­li eseri Garib-nâme adlı mesnevisidir. Bu eser, Türklere tasavvufu öğretmeye çalışır.

MEVLANA CELALEDDİN RÛMÎ (1207-1273)

  • Tasavvuf edebiyatının çok önemli bir sanatçısı­dır.
  • Mevlevi tarikatını kur­muş, "Mesnevi" adlı eseriyle İslam dünyasını derinden etkilemiştir. Mesnevi, Farsça ile yazıl­mış, 26 bin beyitlik bir eserdir.
  • Şiirlerini Farsça söylemesine karşın, aslının Türk olduğunu özellikle belirten Mevlana'nın Mesnevi'sinde ve Divan-ı Kebir'inde yer yer Türkçe sözcüklere rastlanır.
  • Engin bir hoşgörü ve insan sevgisiyle tüm insanlığı kucaklayan Mevlana'nın Farsça yazdığı diğer eserleri şunlardır: Fihi Mâ Fin, Mektuplar, Rubailer, Mecaiis-i Seb'a.

SULTAN VELED (1226 - 1312)

  • Mevlana'nın oğludur.
  • Ömrü boyunca Mevlevilik tarikatını yaymaya çalışmıştır.
  • Ibtida-nâme, intihâ-nâme, Rübab-nâme adlı Farsça üç mesnevisi vardır.
  • Sultan Veled, Türkçe şiirler de yazmış bir ta­savvuf şairidir.

HOCA DEHHANİ (? - ?)

  • 13. yüzyıl şairlerinden olan Hoca Dehhani, Anadolu'da, din dışı Divan şiirinin kurucusu­dur.
  • Horasan'dan Anadolu'ya gelerek Konya'da Selçuklu sarayına girmiş, III. Alâeddin Keykubad'ın emriyle Farsça bir "Selçuklu Şeh­namesi" yazmıştır.
  • Anadolu'da din ve tasavvuf edebiyatının çok güçlü olduğu bir dönemde aşk ve şarap şiir­leri yazan Dehhani, Divan şiirinin ilk temsilci­si sayılmaktadır.
  • Şairin, elimize bir kasidesiyle dokuz gazeli geçmiştir.

AHMEDI (1334 - 1413)

Ömrünün çoğunu Bursa'da geçiren sanatçı uzun yıllar divan kâtipliği yapmıştır. 14. yüzyılın en büyük Divan şairi sayılır. Divan şiirinin kuruluşunda önemli rol oyna­yan sanatçı, tamamen din dışı konuları işle­miştir.

Dili, kendinden önce yetişen sanatçılarınkinden ağırdır.

Ahmedi'nin büyük bir Divan'ı ile İskender-nâme ve Cemşid ü Hurşit adlı iki mesnevisi vardır.

KADI BURHANETTİN (1344 - 1398)

Kayseri kadısının oğlu olan Kadı Burhanettin, serüven dolu bir yaşam sürmüş, kendisi de kadılık yapmıştır.

1381 'de Sivas'ta tahta çıkıp 18 yıl Sivas sul­tanlığı yapmış; komşularıyla savaşmış, so­nunda Sivas surları önünde başı kesilerek durulmuştur.

Kadı Burhanettin, çoğunu aruz, bir kısmını da hece ile yazdığı Türkçe şiirlerinde Azeri şivesini kullanmıştır.

Gazel ve tuyuglarıyla tanınmıştır.

Arapça, Farsça şiirleri yanında Türkçe Di­van'ı vardır.

NESİMİ (? - 1404)

  • «' Bağdat doğumlu olan Nesimi için "Divan şiirinin Yunus Emre'si" denilebi­lir.
  • «s* Hurufilik tarikatının bir üyesi olan şair, şiir ve düşüncelerinin şeriata aykırı görülmesi yüzün­den Halep'te derisi yüz­dürülerek öldürülmüştür. (Hurufilik: Evrenin ve insanın oluşunu maddeye dayandıran, her varlığı 32 harfle açıklamaya çalışan, harf­lere esrarengiz anlamlar yükleyen düşünce.)
  • Düşüncelerini korkusuzca yaymaya çalışan Nesimi, her tehlikeyi göze almış, sonunda inancının kurbanı olmuştur. Ölümünden son­ra özellikle Bektaşiler arasında kutsallaştırılmıştır.
  • Şiirlerini Azeri Türkçesiyle yazan Nesimi'de düzgün bir anlatım ve coşkun bir lirizm gö­rülür.
  • Tuyuglarıyla tanınmış bir şairdir, Farsça ve Türkçe ile yazılmış iki Divan'ı var­dır.

ŞEYHİ (13717-1431?)

· Kütahya doğumlu Şeyhi'nin asıl adı Yusuf Sinaneddin'dir.

· İran'da tasavvuf ve tıp öğrenmiş, hekimlikte ün kazanmış, Ankara'da Çelebi Sultan Mehmet'i tedavi etmiş, Çelebi Mehmet de ona Tokuzlu köyünü tımar olarak vermiştir.

· Tokuzlu köyüne giderken yolda tımarın eski sahiplerince soyulmuş, uğradığı felaketi pa­dişaha anlatmak için ünlü Har-nâme'sini yazmıştır.

· Harnâme 126 beyitlik küçük bir mesnevidir. Şair, bu eserinde olmayacak hayaller peşin­de elindekini de kaybeden, boynuz umarken kulaktan da olan bir eşeğin başına gelenleri

anlatır. Har-nâme hiciv edebiyatımızın en güzel örneklerindendir. Fabl türünün bir ör­neği sayılan Har-nâme didaktik ve alegorik bir eserdir.

Divan şiirinin ortak malzemesini derli toplu ve başarılı kullanan ilk şairdir. Şeyhi'nin Divan'ı ve Hüsrev ü Şirin adlı bir de mesnevisi vardır.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (? - 1422)

Yaşamı çeşitli söylentilere dayanan Süley­man Çelebi, Yıldırım Bayezit devrinde Bursa'da imamlık yapmıştır.

Hazreti Muhammed'in diğer peygamberler­den üstün olduğunu ispatlamak amacıyla asıl adı Vesilet'ün Necat (Kurtuluş Yolu) olan ünlü eseri "Mevlid"i mesnevi biçiminde yazmıştır.

Türk edebiyatında mevlit yazma çığırını o açmış; ancak yazılan mevlitlerden hiçbiri Sü­leyman Çelebi'ninki kadar ün kazanmamış­tır.

ALİ ŞİR NEVAİ (1441 -1501)

Çağatay edebiyatının yetiştirdiği en büyük şair­dir.

Şair, bilgin ve büyük bir devlet adamı olarak ta­nınmıştır. Herat'ta Sultan Hüseyin Baykara'nın ya­nında otuz iki yıl devlet hizmeti yapmıştır.

Sanatıyla birçok Divan şairini etkileyen Ali Şir Nevai, çok bilinçli bir dil milliyetçisidir. Muhakemet'ül Lügateyn (İki sözlüğün kar­şılaştırılması) adlı eserinde Türkçenin Fars-çadan daha üstün bir dil olduğunu kanıtla­maya çalışmıştır.

Türkçe şiirlerini dört divanda, Farsça şiirleri­ni ise bir divanda toplamıştır. Türk edebiyatının ilk şairler tezkiresi olan Mecalisü'n Nefais'i yazmıştır. Mizanü'l Evzan adlı eserinde aruz ölçüsünü sistemleştirmeye çalışmıştır. Hamsesi olan birkaç şairden biridir.

AHMET PAŞA (? - 1497)

  • Fatih Sultan Mehmet'in sohbet arkadaşı, ho­cası ve veziridir.
  • Bir ara Fatih'in gazabına uğramış, vezirlik rütbesi alınmış ve hapsedilmiş ise de "Ke­rem" redifli kasidesiyle idamdan kurtulmuş­tur.
  • Gazel, kaside ve murabbalarıyla ün kazanan sanatçı, yüzyıllar boyunca Türk şairlerini et­kilemiştir.
  • Dini-tasavvufi konularla ilgilenmemiştir,
  • Tek eseri Türkçe yazdığı Divan'dır.

NECATİ (? - 1509)

Ahmet Paşa'dan sonra 15. yüzyılın en ünlü Divan şairi olmuştur. es- Çeşitli devlet kademelerinde çalışan Necati, Kastamonu'da iken yazdığı şiirleriyle tanın­mıştır.

Şiirlerine yerli motifler katmayı bilmiş; ata­sözleri ve deyimlerle şiirlerini süslemiş, içten ve duygulu gazelleriyle ün kazanmıştır.

Necati'nin bir Divan'ı vardır.

FUZULİ (1495?- 1566)

  • Asıl adı Mehmet olan şa­irin tüm yaşamı Irak top­raklarında geçmiştir.
  • Şah İsmail Bağdat'ı zapt edince (1508) ona Beng ü Bade mesnevisi­ni takdim etmiş, Kanuni'nin Bağdat'ı fethi (1534) üzerine padişaha kasideler sunmuş, kendisine bağlanan 9 ak­çelik maaşı alamayınca ünlü Şikayet-nâme'sini yazmıştır. Şikayet-nâme, mektup türünde bir eserdir.
  • Türkçe şiirlerini Azeri şivesiyle yazan Fuzuli; Divan, Tekke ve saz şairleri üzerinde yüzyıl­lar boyu etkili olmuş, kendine özgü bir üslup oluşturmuştur.
  • Divan şiirinin en lirik şairidir.
  • Leyla ile Mecnun adlı mesnevisinde ilahi aşkı dile getirmiş; gazel ve kasideleriyle ta­nınmıştır. Onda çok geniş bir tasavvuf kültü­rü görülür. Şiirlerinde aşk acısından duydu­ğu mutluluğu dile getirmiştir.

  • Fuzuli, Hadikatüs Süeda (Kutlu Kişiler Bah­çesi) adlı eserinde Kerbelâ olayını; Beng ü Bâde adlı eserinde esrar ile şarap arasındaki bir tartışmayı anlatır.
  • "Su Kasidesi" en ünlü şiirlerinden biridir.

BÂKİ (1526-1600)

  • İstanbul doğumlu olan Baki, uzun yıllar İstanbul medreselerinde hocalık; Edirne, Mekke, Medine ve İstanbul’da kadılık yapmıştır.
  • Dini ve tarihi konularda çeviri eserleri olan Baki, Divan şiirinin en büyük şairlerindendir.
  • Tasavvuftan hiç etkilenmemiş, din dışı şiirler (gazeller, kasideler) yazmıştır. Şiirlerinin ana konuları aşk, eğlence ve tabi­attır. Baki'ye göre insan dünya nimetlerin­den zevk almayı bilmelidir. Yaşadığı dönemde "Şairler Sultanı" (Sultanü'ş Şüera) unvanıyla anılan Bâki'nin ünü Hindistan'a kadar ulaşmıştır.
  • Şiirlerinde duygudan çok düşünceye ağırlık vermiş, dili ve söz sanatlarını ustaca kullan­mış; "biçim-öz" uyumunu sağlamıştır.
  • Aruzu da büyük bir ustalıkla kullanan şairin şiirlerindeki dil ağırdır; Arapça, Farsça söz­cük ve tamlamalarla yüklüdür.
  • Kanuni'nin ölümü üzerine terkib-i bent biçi­minde yazdığı mersiye çok ünlüdür. Türkçe bir Divan'ı vardır.

BAĞDATLI RUHİ (? - 1605)

  • Asıl adı Osman olan ve Bağdat'ta doğan şa­ir, bir derviş gibi yaşamış, ömrünün sonları­na doğru yazdığı "terkib-i bent" iyle ün ka­zanmıştır.
  • Bağdatlı Ruhi, "terkib-i benf'inde döneminin insanlarını, ikiyüzlülükleri, ahlakça düşük ta­raflarını eleştirmiştir. Bu nedenle birçok şair bu esere nazire yazmıştır. Terkib-i bent, top­lumsal bir eleştiri, bir hicivdir.
  • Bağdatlı Ruhi'nin "terkib-i benf'inde ve ga­zellerinde yer yer tasavvuf izlerine rastlanır. Eserlerindeki dil sade ve sanatlardan uzaktır.
  • Tanzimat şairi Ziya Paşa, Bağdatlı Ruhi'yi "eşsiz bir şair" diye nitelemiş ve onun ter­kib-i bendine bir nazire yazmıştır.
  • Bağdatlı Ruhi'nin bir de Divan'ı vardır.

NEF'I (1572 -1635)

  • Asıl adı Ömer olan Nef'i, Erzurum'un Hasan-kale ilçesinde doğmuştur.
  • Kuvvetli bir medrese öğreniminden sonra is­tanbul'a gelmiş, IV. Murat'ın korumasında yaşamış; Vezir Bayram Paşa'yı hicvettiği için boğdurulmuş ve cesedi denize atılmıştır.
  • Nef'i Divan şiirinin en büyük övgü ve yergi şairidir. Özellikle kaside türünde çok başarı­lıdır.
  • Kasidelerinde sağlam bir şiir tekniği, tok ve gür bir ahenk görülür; aşırı abartmaları bile okuyucuya hoş gelir. IV. Murat döneminin olayları onun kasidelerine yansımıştır.
  • Saltanatları döneminde yaşadığı dört padi­şahtan en çok IV. Murat'a kaside yazmıştır. Devrinin devlet adamlarını ve şairlerini en sert biçimde eleştiren Nef'i'nin şiirinde dil ağır ve sanatlıdır.
  • Siham-ı Kaza (Kader Okları) adlı hiciv kitabı çok ünlüdür. Nefi'nin ayrıca Türkçe ve Fars­ça birer Divan'ı vardır.

NÂBİ (1642-1712)

Urfalı Yusuf Nabi, genç yaşta İstanbul'a gelmiş, yüksek bürokratların ko­rumasında uzun yıllar Halep'te yaşamış, önemli eserlerini burada yazmış bir sanatçıdır. Nabi, Divan edebiyatında "didaktik" (öğretici) şiirin en büyük ustasıdır. Onun şiirlerinde duygu ve hayalden çok düşünce vardır. Nabi, yaşadığı altı padişah (I. İbrahim - III. Ahmet) döneminin sosyal çöküntülerine ta­nık olmuş, gazellerinde toplumun psikolojisi­ni bilgece yansıtmıştır.

Şiirlerinde atasözlerinden yararlanan şairin rahat ve akıcı bir dili vardır. Hayriyye adlı mesnevisinde oğluna öğütler vermiş, deneyimlerini anlatmıştır.

Hayrâbâd, şairin diğer bir mesnevisidir. Tuhfetü'l Harameyn adlı eserinde hac yol­culuğunu, Sûr-nâme'sinde ise IV. Meh­met'in şehzadeleri için yapılan sünnet düğü­nünü konu edinmiştir.

KÂTİP ÇELEBİ (1609 - 1657)

  • İstanbul doğumlu olan Katip Çelebi, uzun yıllar divan kâtipliği yapmış, çeşitli seferlere katılmış, İstanbul'da iyi bir öğre­nim görmüştür.
  • Döneminin oldukça ileri­sinde yaşayan bir bilgin olan Kâtip Çelebi, Arap­ça ve Farsçadan başka Batı kaynaklarını okuyabilmek için Fransızca ve Latince de öğrenmiştir.
  • Tarih, coğrafya, bibliyografya, toplumbilim alanlarında yazılmış güçlü eserleri vardır. Cihannüma adlı coğrafya kitabında Japonya'dan Irak sınırına kadar olan ülkelerin coğrafyasını, kısa tarihini, bitkiler ve hayvan­lar dünyasını anlatır.
  • Fezleke'de, 17. yüzyılın tarihsel olaylarını Tuhfetü'l Kibar fı Esfâri'l-Bihâr’da denizcilik tarihinden söz eder. Keşfû'z-Zünun, bibliyografya sözlüğüdür. Mizanü'l hak fi Ihtiyari'l - Ahakk, adlı ese­rinde ise döneminin tartışma konularını aktarır.
  • Katip Çelebi'nin kimi eserlerinde Divan ede­biyatının sade nesir, kimilerinde ise orta ne­sir özellikleri görülür.
  • Şarkı türünün bulucusu ve en ünlü şairidir.
  • Soyut bir dünyası olan Divan şiirine somutu sokmayı başarmış, kendine özgü mecazları, mazmunları ve sade bir İstanbul Türkçesiyle Divan şiirinde önemli bir yer edinmiştir.
  • "Mahallileşme" akımının en güçlü temsilcisi olan şair, halk edebiyatından da etkilenmiş ve hece ölçüsüyle bir koşma yazmıştır.
  • Bir İstanbul şairi olan Nedim'in en ünlü eseri Divan'ı dır.

ŞEYH GALİP (1759 -1799)

  • İstanbul doğumlu olan sanatçı, Mevlevi tarikatı­nın üyesi olmuş, Galata­saray Mevlevihanesi'nde şeyhlik yapmıştır.
  • "Divan edebiyatının son büyük şairi" olarak de­ğerlendirilen sanatçı, bu şiirin daralan ufkunu yeni imajlarla genişletmiş; yoğun hayal, düşünce ve tasvire önem vererek Divan şiirini özgün bir çizgiye getirmiştir.
  • Nabi'nin Hayrâbâd adlı mesnevisinden daha güçlü bir eser yazabileceğini kanıtlamak için, ilahi aşka varmanın güçlüklerini anlattığı eseri Hüsn ü Aşk'ı yazmıştır. Hüsn ü Aşk alegorik bir eserdir.
  • Şeyh Galip'te, bir çeşit sembolizm olan Sebk-i Hindi akımının etkileri görülür. Sanatçının heceyle yazılmış bir türküsü de vardır. Şiirlerini bir Divan'da toplamıştır.

NEDİM (7-1730)

· İstanbul doğumlu olan sanatçı, uzun yıllar müderrislik yapmış, Nevşehirli Damat ibra­him Paşa'nın himayesini görmüş, Patrona Halil ayaklanması sırasında sarayın damın­dan düşerek ölmüştür.

· Lale devrinin zevk ve eğlence şairi olan Ne­dim, gazel ve şarkılarıyla ünlüdür.

· Şiirlerinde tamamen din dışı konuları işlemiş; aşk, şarap, hayattan zevk alma... temalarını dile getirmiştir.

 
< Önceki   Sonraki >


Site Tasarımı
www.isyeriweb.com